27.07.2020, 16:52 821

Bilge, Arif, Aydın ve Saygın insanların köyü Karahisartatlısı

Akdağmadeni coğrafyasının en güzel ve özel mekanlarından biriside Karahisartatlısı Köyüdür. Tarihi zenginliği, estetik dekoru ve vefalı insanlarıyla Bozok platosunun en seçkin şahsiyetlerinin yaşadığı bu köyde onurlu Türk kültürünün geleneksel ritüellerinin bir çoğu halen orijinaline en yakın formatlarıyla uygulanarak yaşatılıyor. 

               

İlkesi, ülküsü ve ülkesi için canları ve cananlarını feda etmekten çekinmeyen şehitleri ve yiğitleriyle tanınan bu köyün milli ve manevi değerlerine sadakatle bağlı, bilge, arif, aydın ve saygın değerleri var.

Sadece bağı, bosdanı, tarlası, bahçesi değil, gönülleri de bereketli ve cömert olan bu köyde eskiden bir karış yer bile boş bırakılmadan ekilip, biçilir, işlenirmiş ama şimdi maalisef bu çok verimli, estetik ve kıvamlı arazinin çoğu boş. Bir zamanlar Bosdan Yeri ve Aşşağ Öz’deki meyveler, sebzeler, Beşiktepe, Yaylalık, Boztepe ve Balgayaları’ndaki türlü nebatlarla süslü zengin ekosistem kozmetik sektöründe uğraşanları ve farmakologları bile büyülermiş.

Bozok platosunun misafire kapısı ve sofrası açık, hoş sohbet, cömert ve birbirinden  hanedan gönülleri olarak bilinen Tat’lıların, Çahmahlı, Boztepe, Hasan Harmanı, Sarıdede, Balgayaları, Oruç Yurdu, Gaçahgayası, Beşiktepe, Garlıh, Korpınar, Soğütlüpınar, Aşşağ Öz, İğdenin Dere, Örenkalenin Önü, Çatağın Ağzı, Köyün Önü, Bağların Altı, Güney ve Sarıdede gibi görsel güzelliklere sahip çok verimli toprakları var.

Bilirsiniz ki, bizim oralarda “Er kişi lakabıyla anılır” derler yâ, bu köye yolu düşüpte Hacı Osman, Musa Çavuş, Hacı Ömer, Yasin Kâa, Hasan Çavuş, Mılla Emin, Abdılla Kâa, Kitiğin Halil, Mılla Sadığın Tefik, Veli Ağa, Üsüyün Efendi, Bekir Ağa, Garoğlan, Hasan Kâa, Dudunun Ahmet, Hacömerin Hakkı, Hasan Çavuşun Ali, Ali Çavuş, Tefik Ağa, Gadir Ağa, Alipire, Macirin Dede, Halilbâ, Hacı Memmed Kâ, Hasan Kâ, Dursun Pehlivan, Nail Pehlivan, Mahmıt Pehlivan, Zilfinin Memmed, Hacömerin Halil, Necip Efendi, Akif Ağa, Efendi Ağa, Şavgı Ağa, İbili Emmi, Hacömerin Hakkı ve Yasinin Nuru gibi gönül insanlarının ekmeğini, yemeyen, çayını içmeyen, hanesinde hatır hörmet görmeyen kimse yoktur.

Elinde yarım ekmeği bile olsa konuğuyla, komşusuyla paylaşan, vefası, sadakati, himayesi ve yiğitliğiyle gerçek saygıyı ve eşsiz değeri hakeden eşsiz gönül fatihleri Gara Hasan, Deli İsmayil, Lalığın Ali, Uzun İzet, Kısa Veysel, Abdılla Kânin Sayit, Hamıza, Hacömerin Halim, Memmet, Rıza, Nuru Özsu, Mememd Pehlivan, Musdafa Pehlivan, Niyaz Paşa, Ziya Paşa ve Macirin Salif gibi has karakterli değerlerin hepside engin erdemleri, izzet-ikramları ve kadirşinaslıklarıyla adamın kralı olarak tanınır.

Sadece Karahisartatlılı genç kızların değil, Akdağmadeni dahil çevresindeki tüm köy ve kasabaların kadınları ve kızlarının tamamı, bilgisine, görgüsüne, hanımlığına, hatınlığına ve becerisine hayran olup örnek aldıkları Necipağanın Feride, Ali Çavışın Fatma, Kadirin Ziyanın Anşa, Hacömerin Gamer, Macirin Dedenin Döndü, Mısa Çavışın Melek, Macirin Celalın Sultan, Hurşudağanın Medine, Çopurungızı, Topal Emine, Garoğlanın Gulizar, Abdıllakanin Celalın Iraz, Deliismayilin Döndü, Mısaçavışın Hasanın Gelin Fatma, Gara Hasanın Asif, Ozanlı Elif Ebe, Alipirenin Fatma, Laliğin Alinin İsmi, Abdıllakanin Memmedalinin Zeynep, Kırımlı Osmanın Elmas, Macirin Salifin Hacca, Uzun İzetin Anşe, Hasançavışın Alinin Gulizar, Yasinin Halilin Fadime ve Hopuç’lu Abdıllakânin Celalın gelini Esme gibi lafı sözü dinlenilir, becerikli ve hatırı yüksek Osmanlı hanımların hepside Tat’lı.

Karahisartatlısı Köyü denilince islami bilgisi, samimi gönlü ve emsalsiz hitabıyla Hocaların Hocası diye bilinen Yusuf Solmaz Hoca akla gelir. Dünyevi ve uhrevi bilgileriyle İslam kültürünü en iyi anlatan Hacı Osman Solmaz, Adnan BALOĞLU, Süleyman SOLMAZ, Yakup Kurt, Aliosman Baloğlu ve Yunus Solmaz gibi bürokrat hocalar, kalemi, kelamı, gönlü ve eşsiz şiirleriyle Türk Edebiyatının en estetik kalemine sahip Gazeteci-Yazar, Şair İhsan Kurt’ta bu köylü.

Yozgatın ve Yozgatlıların en çok kahrını çeken, Türkiye’de ve yurtdışındaki bir çok hemşehrilerimizi iş ve meslek sahibi eden, Devletin sağladığı eğitim, istihdam, sağlık, ulaşım, sosyal güvenlik, tarım vs. gibi bir çok yatırım ve proje imkanlarından şehrimiz ve insanının faydalanabilmesi için ter dökerek koşuşturan, emek veren, yön gösteren Yozgatlı Dernekler Federasyonu ve Dünya Yozgalılar Konfederasyonunun kurucusu ve genel başkanı Ahmet Koç’ta bu köylü.

Bu köyde mineral ve besin değerleri açısından zengin; renk ve görsellik yönünden de en muhteşem cazibeye sahip mükemmel ekinleri olurdu. Özellikle İzmederesi, Ören, Sarısık, Ağgaya, Guyunun Dere, Gayalar, Muslubaba, Yazıpınar, Kefennice, Belen, Üçpınar ve Yaylalığın mahsülleri, bizim bölge dahil tüm çevre illerin hububat alım ofislerinde hemen tanınır ve tohumluk olarak alınmak üzere adeta kapışılırdı.

Eli uz, işine mahir, başarılı, emeğine temiz ve çok dürüst adamları vardı. Çevrede pulluh burunnadan, palta yaptıran, kazma, dirgen, anadut, sıyırgı, geçgere vs. gibi ince ustalık gerektiren benzer zanaatlarda herkes Akdağmadeni’nin en uzman demircisi olduğu için Bilal Usta’yı arar bulurdu. Nalbantlık tarihin yazarı ve profösörü ise kesinlikle Zilfinin Memmed’di. Yav Memmed Usta nalbant değil adeta bir cerrahtı. Çaktığı nallar atın, katırın, eşşağan ayağına ayakkabı gibi kirpeden oturur, falçatasıyla tırnaklarını yontarken adeta pedikür yapardı. Dağerfmenci Şevket Usta ve motur tamircisi Hacömer Usta ise mesleklerinin duayenleriydi.

İnşaat işlerinin en ehilleri yine bu köydeydi. Mimar Sinan ayarındaki Umutlulu ustaların bile, ustam diye hitap ettikleri ustaların ustası Ziya Paşa, Gara Davut, Hacı Bekir, Hacömerin Hakkının Şükrü ve Şakir Usta buralıydı. Ördükleri duvar, çattıkları çatı, vurdukları siyeç, taktıkları çörten ve eştikleri kulle bölgede bir efsaneydi. 

Halk hekimliğinde ve hayvan hastalıklarında da yetkin değerleri vardı. Hayvanların duygularını anlayarak, onları geleneksel metotlarla canlarını acıtmadan tedavi eden, asri veterinerlerden bile daha pratik ve kapsamlı bilgilere sahip Macirin Salif’i de anmadan geçemeyeceğim. 

Adam gibi adam yetiştirme ocağı kimliğini asırlardır zirvede tutan ve her biri birer toplum akademisi niteliğindeki köy odaları geleneği de bu köyde çok kusursuz işletilirdi. Hiyerarşik oturma düzeninde, idare ve prensiplerin disiplinle uygulandığı, talep, hitap, giriş, çıkış, süre, sıra ve tüm ayarların büyüklerin nazarında adilce puanlandığı bu odalarda sosyal sorunların adaletle görüşüldüğü gibi orta oyunları, hikayeler, bilmece, tekerleme, eylence ve dinlenceler bir izin dahilinde yapılır ve saygıyla alkışlanırdı.

Köy odalarında, düğünlerde veya dost meclislerinde yanık sesi, duygulu avazları ve eşsiz gönülleriyle İzzettin Osman, Deli İsmayil, Yasinin Nurunun Möhreli, Yasinin Halilin Zeki,  ve Faruk Pehlivan çok güzel türküler söylerdi. Hâa güzel ses deyince yine ince ve yanık sesleriyle Mustafa Baloğlu ve Dudunun Ahmet ve oğlu Şıh Memmed; Segah ve Saba makamlarında öyle güzel ezan okurlardı ki, keşke bi dinleyebilseydiniz. Onların yansıttığı duygulardan etkilenmemek inanın elde değildi. 

Öyle emektar muhtarlar vardı ki. Hepside bir belediye başkanı kadar asri, azimli ve kalıcı işler yaptılar. Köyüne köylüsüne yürekten bağlılıklarıyla Necip Ağa, Akif Ağa, Gara Hasan, Hacı Memmed, Hasan Kâa, Garaoğlanın Raşit, Deli İsmayil, Hasan Çavuşun Ali, Fahri Ağa, Nuh Batmaz, Ertan Özsu, Bünyamin Büyüksoy, Mustafa Özsu, Şerafettin Erdoğan, Cabir Çiftçi ve Mevlüt Baloğlu gibi efsane Kâyâlar köyleri için emeklerini, ömürlerini, yüreklerini hiçbir zaman esirgemediler. 

Dedim ya, ekonomik ve sosyal yapı, artan nüfusun iş, eğitim, istihdam, tarım ve hayvancılık alanlarındaki ihtiyaca kifayet etmeyince köyden kente ve hatta yurt dışına en hızlı göç yine bu köyde yaşandı. Akrabası olsun olmasın, bu köyden şehre ilk göçenler, sonradan gelen köylülerine aynı bir aile ferdi gibi kol kanat gererek samimice kucak açtılar ve evlerinde ağırladılar.

1960’lı yıllarda başlayan ilk göçlerin öncüleri olarak Ankara’ya yerleşen Hamdi Özsu, Mehmet Özsu, Hamza Erdinç, Mikdat Erdoğan, Mehmet Uslu, Uzun Mehmet, Kadir Tosun, Halitbey, Sadık Koç, Duran Ünlüer, Hülusü Uslu, Halil Demir ve Şükrü Demir gibi gönül insanları, kendi köyünden, çevre köylerden ve Akdağmadeni’nden hanelerine gelen tüm hemşehrilerini evlerinde ağırlayıp, dertlerine çare oldular. Onlara iş, ekmek kapısı bulup istikbal kazandırdılar. Aradan yıllar geçmesine rağmen halen bu güzel insanların himayekar milliyetçiliklerine, asaletli misafirperverliklerine ve ölümsüz vefadaki hatırlarına şimdi bile sınırsız bir saygıyla hürmet gösterilir. 

1970’li yılların yaz mevsimlerinde Kayseri’ye giderek tuğla ocaklarında tuğla çamurunu bir hamur bezisi gibi elleriyle şekillendirerek kesen, kesilen tuğlaları fırınlayıp pişiren ve tüm köylülerine iş, ekmek kapısı açan unutulmaz değerlerinden Yasin Aydoğdu, Muzaffer Aydoğdu, halil Erdinç, Hüseyin Şıko Erdinç, Nazim Özsu gibi değerlerde saygıyla yad ediliyorlar.

Yurtdışına ise özellikle 1970’lerde başlayan göçün öncüleri olan Hacı Osman, Hacı Ahmet, Mihrali, Celalın Üsüyün, Hacı Uslu, Muammer Kaplan, Mustafa Erdinç, İbrahim Erdinç, Süleyman Erdinç, Harun Solmaz, Yaşar Koç, Tekin Baloğlu, Şeref Aydoğdu, Mahir Aydoğdu, Hacı, Vahdettin Koç, Demir, Tevfik Koç, Arif Solmaz, Ruhi Solmaz, Akif Solmaz, Ayhan Erdinç, Nusret Erdinç, Necip Solmaz, Hayrullah Solmaz, Bayram Koç, Hacı İbrahim Özsu, Hacı Hüseyin Özsu ve Halil Çiftçi gibi babacan değerler, yine birçok köylüsünü ve çevre köylerden yanlarına gelen hemşehrilerini sadakatle himaye ettiler, yaptıkları yardım ve klavuzluklarıyla çok kişiye ekmek kapısı oldular.

Karahisartatlısı’na her kim hangi unvan ve hangi sosyal statüde gelirse gelsin her hanede cömert ikramlar ve güleryüzle karşılanır, asaletle ağırlanır, tevazuyla uğurlanırdı. Özellikle de Hacıosman Necipağa, Üsüyünağanın Akif, Mılla Sadık, Gara Hasan, Deli İsmayil, Hasan Çavuş, Ali Çavuş ve Hacömerin Hakkı’nın odaları bir gün bile misafirsiz kalmazdı.

Ballı üzümleri, rayihalı armutları ve envayi çeşit meyveleriyle Beşiktepe’nin eteklerinde Karahisartatlısı’nın öyle bi bağları vardı ki, tadı, kokusu, görselliği ve aromalarıyla çevrede tekti. Sadece buranın değil, etraftaki tüm köylerin haşarı gençleri bu bağlara dalmak, üzüm armut yolmak isterlerdi ama o bağları gözü gibi bekleyen Şıhali’yi, Yasinin Halilin İrfan’ı, Halilin Memmed’i ve Abdıllakalin Garaoğlanın Davud’u birtürlü uğrunnatıp dalamazlardı. Arsen Lüpen kadar kurnaz bile olsan, hadi nasıl uğrunnatacaksan uğrunnat da o bağlara bi dal. Mümkün mü?..

Hele bostanlıklar. Yasinin uşahların, Mılla Sadığın, Tefiğin Bilal’ın ve Şekirin Ömer’in bahçelerinde yok yoktu. Halbır gibi şemşamerler, biyazlı yeşilli alaçamırlı hıyarlar, kıvrım kıvrım gırmızılar, biberler, madenisler, pahla-pancar, misir vs nebatların kokuları tüm köyü sarardı. Duvarların üzerinden tefekleri yollara sarkan kabaklar, karıkların kelilerinden dışarı kol atan dulekler, içi sarı çiğitleri siyah bostanlar, kelekler o kadar albeniliydiki, o bahçelere tumabilmek için tüm çocuklar kendilerini zor tutardı.

Kuşların, kelebeklerin, arıların, böceklerin ve türlü türlü yaratıkların senfoniyi andıran çığlıklarıyla dolu, rengarenk zenginlikteki bakir arazi envayitür çiçekler, otlar ve bitkilerle doluydu. Buralarda yayılan, cin gibi hareketli, neşeli, duygulu, diri ve semiz hayvanların sütü ve yoğurdunun kaymağı neredeyse bi karış olurdu. Köyün sığırını bi aralar Ziyanın Gadirin Hacı Bekir, Fayıh ve Hacömergilden Hacı güderdi.

Bazı ot ve bitki çeşitleri rakımı, toprak yapısı, su kalitesi, bitki örtüsü ve duldalı iklimin etkisiyle bir alana özgü ve endemik özellik taşır ya.. Karahisartatlısı’nında çok özel bitki türleri vardı. İşte bu nebatlarla beslenen koyunların, keçilerin, ineklerin, camızların etindenmi, sütündenmi, yağındanmı, yoksa zengin mineralli topraklarının rayihalı nimetlerinden ya da bal tadındaki billur sularındanmıdır nedir, bu köyün ekmeği, aşı, sebzesi, meyvesi bir başka lezzette olurdu.

Çardahlı Hatın Aba, Sarı Zeynep, Deli Zilfi, Akifağanın Hacca, Deli Melek, Mılla Eminin Ahmedin Döndü, Hasançavışın Alinin Gulizar, Çopurun Gızı, Dağlı, Asif, Ali Çavışın Fatma, Macirlerin Dedenin Döndü, Mesture Bacı, Medine Gelin, Elif Bacı, Zilfinin Memedin Hanım Bacı, Zahide Bacı, Hatın Bacı, Fadi Bibi, Leyla Bibi, Gullü Bacı, Kezzo Yenge, Fadime Hala, Zülbiye Yenge, Nuruya Abla, Gülhanım Bacı, Selvinaz Bacı, Aniş Bacı ve Gamer Bibi’nin bilmediği yemek yoktu sanki. Bu eli yüzü nurlu asalet ve saygı abidesi hanımların yemeklerine herkes imrenirdi.

Bu coğrafyada tembel insan olmazdı. Mesela Hopuç köylü Gamer Bibi heybeti ve babayiğit yapısıyla beş erkeğin yapabileceği işin daha ağırını yapardı.

Misafirin adı bereketti, itibardı, lütuftu. Eminin Hasan Paşa’nın, gerek muhtarlığı döneminde gerekse diğer günlerinde hiçbir zaman geleni gideni eksik olmaz, ocağı sürekli tüterdi. Asaletli hanımı Esme Gelin günde en az 5 kere erinmeden sofra kurar, başta oğlu Muammer olmak üzere tüm çocukları izzet, ikramda yarışırdı.

Yav bu köyde ne babayiğit adamlar vardı. Çopur Celal’ın geniş bi yağarnı, goca bi goğdesi ve yaba gibi elleri vardı. Söylentiye göre danaya avucuyla bir sıkım yem vermiş, dana tohmalamış diye anlatılır. Uzun izzet ise bir basketbolcu kadar uzun, bir süvari kadar atikti. Eşşeğe, ata binince ayakları yere sürter, motura, münübüse, taksiye dört büklüm binerdi. Hacı Bekirin Battal Özsunun 2 metire boyu, upuzun bacahları, beş garış yağarnı vardı. 20 çiniklik seklemi tek başına sırtlar, goca yığının sapını 3 anadutda motura yüklerdi.

Köyde hastalara iğneyi Akifağanın Eset vururdu. Yasinin Halilin Gelini Zeki Paşanın Hacca gözüne taş gidenlerin gözünden çok itinalı bir şekilde taşı çıkarırdı. Yazıda, yabanda hayvanı kaybolan kişiler Necibağnın Efendinin Zeynep’e gelir Kurt ağzı bağlatırlardı. Kızılyurik olanlar, kabakulak olanlar ve boğazına herhangi bir baba çökenler Ziya Paşanın Anşe’ye gelir parpılatırdı. Anşe Nene tavanın altını kızdırır, bürüğnen arızalı bölgeyi sarar ve coss diye basardı. Tukürüğüde kızılyurüğe bek iyi gelirdi.

Sap saman zamanı Akifağanın Gağnının, Hacömerin Hakkının, Mılla Sadığın, Hacömerin Halilin, Deli İsmayilin ve Uzun İzzetin görkemli kağnılarının gıcılamasından köyde durulmazdı. Gağnı gıcılamasını duyan Hacömerin Halilin it başta olmak üzere Deli İsmayilin, Yasinin Halilin ve Ömerin Şekirin itler saatlerce ulur, Necip Ağanın Kıbrıs cinsi eşşek ise ha bire anırırdı. Akifağa gağnısını gıcıladırken “Gız anan evdemi, pilavı bişirdimi” diye ilginç türküler çığırarak çok neşeli sap çekerdi.

Yasinin Halilin, Macirin Dedenin, Deli İsmayilin ve Uzun İzzetin muazzam atları ve arabaları vardı. Helede Yasinin Halil bi çeten kurar, bir sal çatar, nerdeyse bir kamyonun alacağı sapı samanı o çetene ve sala sığdırırdı.

Azman tipli camızlar vardı. En yiğit ve heybetli camızlardan Hacömerin Hakkının camızla Mılla Sadığın Tefiğin camız, Uzun izzetin camızınanda Deli İsmayilin Camız öyle bi vuruşurlardı ki, akşama kadar mesesinen, diynağnen, toyahaynan, dalgaraynan, çağyınan, gomunan giriş, istediğin kadar diynek döşe; bi türlü kimse ayıramazdı.

Ömerin Şekirin’de tosun bek hırçındı. Saatlerce hoğrür, kapının önündeki küllüğü ön ayaklarıynan dağıtarak ha bire delilenirdi.

Bu güzelliklerin içinde acı hatıralardan bahsetmek istemezdim ama maalisef Dünya coğrafyasının neresinde olursa olsun bir Türk Köyü olupta acı yaşamamış bir yer göstermek imkansız gibi.  

Karahisartatlısı’nında vefalı ve vatansever yiğitlerinin çok acıklı hatıraları var. Aradan yıllar bile geçse fedakar kahramanlarının adını ve gönlünü her buluşmalarında sürekli saygı, dua ve mihnetle yâd ediyorlar. Bu topraklardan çıkıp, Yemen, Filistin, Kanal Cephesi, Ganiçya, Kafkasya, Makedonya vs. gibi birçok uzak cephelerde savaştıktan sonra en son Çanakkale Savaşlarında şehit olan Musa Çavuş’un 3 oğlu Ali Osman, Memmed ve Hasan Çavuş; bu vatanın bekası, milletinin huzuru ve bayrağımızın selameti için eşlerini dul, çocuklarını yetim bırakarak Peygamberimize komşu olmuşlar. Hacıosman Kânin tek oğlu Necip Yemen’de, Veliağanın oğlu İsmayil Çanakkalede, Mehmet Çiftçi adlı yavrumuz da yakın zamanda Hakkari Çukurca’da şehit olarak yürek dualarıyla milletimizin gönlüne gömülmüşler.

Karahisartatlısı Köyünün yetiştirdiği güzel insanlardan dostluğu, erdemi ve yardımseverliği ile bilinen Sadık Koç’la epey bi sohbet ettik. Diyor ki; Biz Korpınardan, Soğütlüpınar’dan, Böyük Pınardan, Üç Pınardan, Aşşağpınardan, Guyunun Dere’den, Zeynebin Pınardan ve Akifin Pınardan çok su içtik, Aşşağı Öz’de, Ağ Gaya’da ve Gayaaltı’ndaki Dipsiz Golde çok çimdik. O yüzden bizim yüreğimizdeki Yozgat sevdası asla bitmez ve gönlümüzdeki Karahisartatlısı özlemi asla tükenmeyecektir.” diyor. Ayrıca, Sadık bey diyor ki, “Buz gibi eşmelerimiz vardı. Yazıpınar’da, Yaylalık’ta, Üçpınar’da, İzmederesi’nde, Armıdın orda ve İğdenin Dere’de öyle eşmeler vardı ki, suları bal gibiydi. Dizini kırıpta döşüyün üstüne yüzüngoylu uzanarak bi içmeye başladınmı boğazın gurk gurk eder, ciğerlerin sepserin olurdu” diyor.

Coğrafik uzaklılar, özlenen dostluklar ve araya yılların girmesiyle oluşan bağ kopuklukları dahilinde uzun süredir birbirini göremeyen Karahisartatlısı köylüleri Ahmet Koç, Yusuf Solmaz, Nurettin Erdoğan, Lütfü Solmaz, İbrahim Akol ve Dursun Çiftçi gibi gönül insanlarının organize emekleriyle sık sık biraraya geliyorlar. Çardahlı Hatın Aba’nın, Deli Zilfi Bibinin, Deli Melek Halanın, Çopurun Gızının ve Aniş Bacının yemekleri kadar olmasada yılda birkaç kez arabaşı, sulu köfte ve madımak cacığı gibi yöresel yemek geceleri tertip edip özlem dolu muhabbetler eşliğinde geçmiş hatıralarını anlatıyorlar.

Kimi bağ bostan yolduğunu, kimi üzüm, şemşamer, kavun, kelek, misir talanlarını, kimi çileli ırgatlık günlerini, kimi eşşekten düştüğünü, ite gapıldığını, zopa yediğini, kimin kağnısının iyi gıcıladığı, kimin eşşağnin iyi anırdığı, kimin tosunun iyi vuruştuğu, bayramlarda kimin odasında daha çok şeker verildiğini, çalmalı, omaçlı, yoğurtlu, pilavlı, çokelikli dürümlerini, oyunlardaki mızıkçılıkları, camideki şımarıklıkları, mal güderken bekçilerin kovalamalarını vs. anlatıp her güzelliği tekrar tekrar canlandırarark, tüm hatıralarını hayırla yad ediyorlar.

Çardaklı Hatın Abanın madımalah cacığından, Deli Zilfi bibinin yaptığı pahlavuya, Akifağanın Hacca’nın buktüğü siniden, Ali Çavışın Fatma’nın kestiği erişteye kadar anlatırlarken, köyde en güzel çokelik ve tereyağını Aniş Bibinin yaptığını, Mılla Eminin Ahmedin Döndü’nün bi ilağen hamır eşgileyip işli, bazlama, saya çöreğa yapıp tüm koyün çocuhlarına dağıttığını söyleyip hüzünleniyorlar.  

Halit Bâa’nin, Tefiğin Bilal’ın, Tefiğin Şevket’in, Deli İsmayilin Mısdafa’nın, Uzun İzzetin Feyzullah’ın, Küsoğon Ömer’in, Hacı Memmedin Bünyamin’in ve Dudunun Ahmetin Şıhmemmed’in bakkallarından alınan leblebiden, püsgutten, sormuh şekerinden, mantar dabancasından tutun, çerçicilere verilmek üzere koyunların sırtından kaçak yolunan yünlere, sokaklardan toplanan kaysı çiğitlerine, laylun, alemiyon, çorap eskilerine kadar birbirinden tatlı sohbetlerini dinlerken imreniyorsunuz.

Bayramlarda Deli İsmayilin, Hacıömerin Hakkının, Necipağanın, Akifağanın, Hasan Çavışın Alinin ve Gara Hasanın odalardan toplanan kınalı şekerler, oynanılan oyunlar, öğretmenlerden yenilen dayaklar özlem dolu kahkahaların altyapısını oluşturuyor.

Güleryüzü, çalışkanlığı, saygısı ve yenilikçi faaliyetleriyle herkes tarafından çok sevilen Karahisartatlısı Köyü Derneğinin başarılı Başkanı Yusuf Solmaz; “Ben görevde olduğum müddetçe Karahisartatlısı Köylüleri birbirlerini asla unutmayacak, sürekli yardımlaşma ve dayanışma içerisinde olacaklar” derken, “Bizim Karahisartatlısı’nda acılar ve sevinçler ortak yaşanır. Birimizin acısı hepimizi kahrederken, diğerimizin sevincine hep beraber ortak oluruz.” diyor. Ayrıca “Karahisartatlısı Köyünden olmak misafirperverlik, cömertlik ve asil ruhlu olmak demektir.” derken, “Köylülerimizin yüreklerindeki eşsiz vatanseverlik, rakipsiz Yozgat sevdamız ve bayrağımıza olan sonsuz tutkumuz bizlerde ve nesillerimizde asla yıpranmayacak ve asla azalmayacak.” Diyor.

DUYKON Genel Başkanı Ahmet Koç ise “Sadece bizim değil, en küçüğümüzden, en büyüğümüze kadar tüm köylülerimizin; köyümüz, Yozgatımız ve Vatanımız için yapamayacağı hiçbir fedakarlık yoktur. Biz yüreklerimizle bağlılık yemini edip, büyüklerimizden öğrendiğimiz hürmetli hizmetleri sergiliyoruz. Hepimizin Yozgat için yapacağı mutlaka birşeyler olmalı, Dernek olarak fedakarlık isteyen bir güzergahtayız. Karahisartatlısı Köylülerinin mutluluğu ve Yozgatımızın tüm insanlarının sözünün eri, mert ve delikanlı kimlikleriyle tanınmaları için yapamayacağımız hiçbir fedakarlık yoktur” Diyor.

Dernek Başkanı Yusuf Solmaz Hoca bilge imamlığı ve öğretmenliğinin yanında kalemi çok güçlü, saygın bir şairde aynı zamanda. İçindeki memleket aşkı ve toprak sevdasıyla köyüne yazmış olduğu bir şiirini sizlerle paylaşıyorum.

KARAHİSARTALISI

Çoktan Beri ayrıyım senden

Çok özledim Köyüm seni

Hem anamı hem babamı

Mezardaki Necip Amcamı

Çok özledim köyüm seni

Hamuru mayası hem yufkasını

Viran olmuş gariplerin yuvasını

Köyümüzün Çardaklı Hatın Abasını

Çok özledim köyüm seni

Tarlasını bahçesini bağını

Kekik kokan yaylasını dağını

Hastasını ölüsünü sağını

Çok özledim köyüm seni

Ağasını beyini paşasını

Ocakta ateş tutan maşasını

Köyümüzün tek Hasan Paşasını

Çok özledim köyüm seni

Askerini Şehidini erini

Köyümüzün güzel harman yerini

Temiz havasını esen yelini

Çok özledim köyüm seni

Koçunu yiğidini merdini

Azasını muhtarını ferdini,

Atalarımızın güzel yurdunu

Çok özledim köyüm seni

Okulunu camisini çeşmesini

Dağlardan akan soğuk eşmesini

Köyümüzün tarihi güzel çeşmesini

Çok özledim köyüm seni

Arısını peteğini balını

Yaylalıktan akıp gelen suyunu

Bünyamin muhtarın güzel huyunu

Çok özledim köyüm seni

Çayırını çimenini yurdunu

İnsanlarını  yiğdini merdini

Dedelerimizin oruç yurdunu

Çok özledim köyüm seni

Davulunu zurnasını sazını

Halay tutan erkeğini kızını

Kümeste ötgen ördeğini kazını

Çok özledim köyüm seni

Kışını baharını yazını

Tepesini yokuşunu düzünü

Suya giden gelinini kızını

Çok özledim köyüm seni

Dağını taşını kor ateşini

Bulguru yarması dibek taşını

Aniş Bacının köfte aşını

Çok özledim köyüm seni

Yusuf sizin için yazdı bunları

Herkes birbirine saygı duymalı

İnsan kaderine razı olmalı

Çok özledim ben sizleri

 Şair Yusuf Solmaz

Birazda Karahisartatlısı Köyünün kökeni ve tarihinden anlatalım. Güzel İnsanlar Karahisartatlısı Köyü Oğuzların Boz Ok Kolunun Beydili Aşiretinden olup Kutalmışoğlu  Süleyman Şah’la birlikte Kuzey Suriye’den Anadolu’ya geçen Türkmenlerle beraber gelmişler. Süleyman Şah’ın Anadolu fetihlerinin tamamında bulunmuş, hayvancılıkla geçindikleri içinde Anadolu’nun bir çok yerine dağılmışlar. Ana gövdesi Dulkadiroğlu Beyliğinin içinde yer alan Beydili aşireti, Karahisartatlısı köyününde olduğu bugün Yozgat’ın bir çok köylerini teşkil eden Mamalu Türkmen oymaklarıyla birlikte de Bozok Platosuna yerleşmişler.

Tabiiki Balkanlarda, Kafkaslarda ve değişik serhat bölgelerindeki savaş mağduru vatandaşlarımızda her köye olduğu gibi Karahisartatlısı Köyüne ara ara ve aile aile yerleştirilmiş. Karahisartatlısı Köyünün tarihçesini bağlı oldukları Beydili Aşiretiyle birlikte ele almak gerekir.

Kaynaklarda Oğuz Kağanın 6 oğlu olduğunu, onlarında her birinin 4’er oğlu olduğunu söyleyen tarihçiler, Oğuzların 24 boy olduğunu açıklıyor. Bu boylardan biride Karahisartatlısı Köyününde mensubu olduğu bizim Beğdililerdir. Zaman içerisinde Beydili ismi Elbeyli-İlbeyli diyede  anılmış olsada tek bir boy olduğu ve diğer Türkmen boylarıyla beraber yüzlerce yıl önce Anadolu’ya geldiği biliniyor. 

Beydili boyumuzun konar-göçer olması, hayvancılıkla geçinmesi ve statik yerleşkelerden haz etmemesi nedenlerinden dolayı genelde özgür yaylaklarda eğleştiği, bir ara Osmanlı’nın iskan politikaları kapsamında önce Rakka’ya yerleştirildikleri ama sonradan oraları terkedip yine Anadolu’ya geldikleri görünüyor.

Beydililer yaylak ve kışlak kültürlerinin hareketi nedeniyle hemen hemende Anadolu’nun her yerinde yurt tutunmuş, en dağınık coğrafyalarda akrabası olan köklü bir boydur.  

Aslında dünyada yaşayan tüm insanlar Ademoğludur ve kökende kardeştir. Bir Türk nezaketiyle hepimiz Dünyadaki bu kardeşlik bağına en samimi bir sadakatle bağlıyız. Tabiiki politik arenada ayrışan, araya giren zaman şartlarının etkisindeki kültürel farklılıklar, değişen diller ve bozulan iletişim nedenleriyle tüm insanlar milletler, boylar, kabileler, oymaklar, cemaatler vs. vs. gibi çeşit çeşit gruplara ayrılmış.

İnsanlar çok daha öncede ayrışmışlardı ama herşeyi yok eden büyük tufana karşı gemisine alıp kurtardığı insanlar ve diğer canlılarla Nuh Peygamber sayesinde dünya yaşamının tekrar başladığına, o tufandan kurtulan Nuh A.S.’ın oğullarıyla tekrar dünyada yine bir ayrılış güzergahı doğduğuna inanırız.

Nuh A.S.’mın oğlu Yafes’in soyundan gelen Türkler, asırlar sonra Teomanın önderliğinde kurdukları ilk Büyük Hun devletinden bu zamana birçok devlet ve imparatorluklar kurdu. Tabiiki biz Karahisartatlısı Köyünün tarihi, töresi ve geneksel motiflerini anlatabilmek için mensubu olduğumuz Oğuz Boylarından bahsedip biraz daha tarihi güzergahımızı kısaltarak anlatmaya çalışacağız.  

Orta Asya’da Karahanlılar ve Gaznelerin verdiği huzursuzluk nedeniyle biz Oğuzlar sürekli yerleşecek huzurlu bir mekan arayışında olduk. Tabiiki zamanın şartları çetin. Savaşmadan, gücünü, kudretini  göstermeden asla huzur bulamıyorsun. Oğuzlar’da bunun bilincinde ama maalisef güçleri çok sınırlı.

Kınık boyuna mensup Selçuk Beyin boyuyla birlikte Cend şehrine yerleşmesiyle Türklerin efsane güzergahı başladı. Bölgede Ekonomik ve sosyal olayların yarattığı savaşlar ve değişik mücadeleler atlattıktan sonra en önemli savaşımız olan Dandanakan’da Gaznelileri 1040 yılında yenmemiz, devamındaki yeni fırtınalı gelişmeler Oğuzların kader çizgisini belirledi ve ufkunu açıp, batıya yani Anadolu’ya yöneltmesiyle birlikte bu topraklara akın akın Türk göçleri başladı.

Büyük Selçuklu Devletinin merkezi Horasan’da Nişabur’da, Rey’de, Hemedan’da, Herat’ta olsa bile Oğuzların gözü hep Anadolu’daydı. Çünkü burdaki gelişmeler çok daha etkileyiciydi.

   

Yani çok kısa kesitlerle eskiyi yeniyi şöyle bir özetle anlatmaya çalışalım. Biliyorsunuz ki, tarihte Türk adıyla kurulan ilk Turk Devleti Bumin Kağan önderliğindeki merkezi Ötüken olan ve 552-630 yılları arasında hüküm süren Göktürklerdir. Türk töresi gereğince bu devletin idaresi Doğu-Batı diye iki idari birime ayrıldı. Bumin Kağan doğuda Büyük Kağan olurken, kardesi İstemi Yabgu’da Batı kanadının yönetimine yani Yabguluğa getirildi. Turk devlet anlayısına göre, Batı kesiminde görev yapan Yapgu’lar, Doğuda oturan Buyuk Kağan’a bağlıydılar.

Kökümüz Oğuzlar dokuz koldan oluşan bir toplulukla Batı Göktürkler içindeki On Oklar’a mensup olarak I. Göktürk Devleti kurulduş zamanlarında Yenisey Irmağının batısında yaşıyorlar ve adlarına  “Dokuz Oğuzlar” deniliyordu.

I. Göktürk Devleti, diğer Türkleri ve Dokuz Oğuzları kendi idaresinde toplayarak güçlendi, büyüdü ve hep beraber altın çağlarını yaşadılar. Çin ile yaptıkları savaşlarda hep başarılı oldular. Doğu ve Batı Göktürkler olarak ikiye bölününce ne yazıkki her iki Göktürkler de zamanla Çin idaresinde kaldılar.

50 sene sonra Türk kahramanı Kutluk İlteriş, Çin’e karsı bağımsızlık mücadelesi yaparak mücadeleyi kazandı. 682 yılında yine Ötüken’de II.Göktürk Devleti’ni kurdu. Bu devletin adına Kutluk Devleti de denir.

Dokuz Oğuzlar yine II.Göktürk idaresinde bağımsızlıkları için 5 defa baskaldırdılarsa da bastırıldılar. Başlarındaki Baz Kağan idaresinde Selenge ırmağı boylarında oturuyorlardı. 745 tarihinde Uygurlarla birleşip onların idaresine girerek II.Göktürk Devletini yıktılar fakat egemen olamadılar.

Daha sonra Uygurlar, Kırgızlarla birleşip Oğuzları Moğolistan’tan çıkardı. Oğuzlar da batıya göçüp Ceyhun Nehri, Aral Gölü, Hazar Denizi ve Güney Urallar arasındaki bolgeye yerleşip, batıdaki akrabalarına yani diğer Oğuzlara katıldılar.

Oğuzlar burada oldukça kalabalık bir kitle meydana getirdiler ve Karahanlılar’ın idaresine girdiler. Daha sonra baskentleri Sirderya (Seyhun) ırmağının güneyindeki 10. Yy.’la kadar kışlak olarak kullandıkları Yenikent olmak uzere bir Yabgu Devleti kurdular.

Oğuzların ilk Yabgu Devletlerinde Boz Ok, Üç Ok diye teşkilatları vardı. Oğuz Yapgu Devleti’nin X. yy. sonunda yıkılmasından sonra üç kısma ayrıldılar. Bir kısmı Karadeniz’in kuzeyinden Doğu Avrupa’ya, oradan da Makedonya’ya ve Trakya’ya vardılar. Ancak olumsuz şartlardan dolayı dağıldılar. Bunlardan bazıları paralı asker olarak Bizans ordusu içinde Malazgirt Savaşı’na katıldı, fakat Türk Selçuklu ordusundan tarafa geçip Alparslan’ın savaşı kazanmasına yardım ederken bir kısmı da yerlerinde kaldılar. Bugünkü Türkmenistan onların torunlarıdır. Bir kısmı ise yani Selçuklular da Horasan’a yöneldi.

Oğuzlar, XI. yy.’dan itibaren 200 yıl boyunca Asya bozkırlarından Orta ve Yakın Doğu’ya akarak, İran’ı, Azerbeycan’ı, Irak’ı, Anadolu ve Suriye’yi almışlar, daha sonra Mısır’ı, Kuzey Afrika’yı, Balkanlar’ı ve Viyana’ya kadar Orta Avrupa’yı yurt tuttular. Sırasıyla Seyhun boylarında Yapgu Devleti’ni, Buyuk Selçuklu Devleti’ni ve Atabeyliklerini, Birinci Türkmen Beyliklerini, Karakoyunlu ve Akkoyunlu Devletlerini, Dulkadirli, Ramazanoğlu ve diğer beyliklerini, Safavi Devleti’ni, Orta ve Batı Anadolu Beyliklerini, Osmanlı Devletini ve Türkiye Cumhuriyetini, hepsini de Oğuzlar kurmuştur.

Karahisartatlısı Köyünün mensubu olduğu Oğuzların Beydili Boyunun da göç güzergahları ve yerleşim merkezleri Kuzey Suriye, yani Halep, Rakka ile Antakya, Maraş, Sivas arasında yoğunlaşıyor.

Beydililer konar-göçer olmaları nedeniyle bir çok baskı ve dışlamalara maruz kaldılar ama birlik ülküsünden çıkmayıp, gelenksel motiflerindeki Türk nezaketi ve asaletiyle heryerde gönüller kazanarak göç güzergalarında silinmez güzellikte izler bıraktılar. Tabiiki kötülerimizde olmamış değil. Yada bazı kötüler Beydili boyunun adını kullanarak bizlere gıyabi nefretler yöneltmiş. Ama her zaman söylüyorum erdemlerle faziletlerle yüklü eşsiz bir Türk inceliğini bizlerin sayesinde tüm dünya tanımış.

Beydili oymağına mensup bir şairin şu tarihi şiiri aslında tüm geçmiş güzergahımızı neredeyse tam olarak özetliyor. Önce bu şiiri okuyup, detayları devamında yazalım. Arzediyorum.

Aral-Göl Buhara İran Horasan

Yıkıldı Gazneli Devlet Oğuz’dan   

Büyük Selçukluydu adı o zaman

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

Yöneldiler ordan Anadolu’ya

Doğudan güneyden vardı oraya

Oğuz’un Beğdili en baş sıraya

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

Süleyman Şah ile beraber idi

Türkmenler içinde çok yiğit idi

Tarih boyle yazıp dile getirdi

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

Bir bölüğü Horasan’dan batıya

Ulaştı güneyden Anadolu’ya

Sahip idi bunlar teşkilat boya

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

Kondular göçtüler tam beş yuz sene

Yazları Sivas’a  kışın Halep’e

Çok büyük il idi oymaklar ile

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

Kışlakları Maraş Halep arası

Yaylaları Sivas cevre merası

Sonra Anadolu oldu sılası

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

İkiye bölündü biri Sivas’ta

Bir bölüğü kaldı Halep Maraş’ta

Bir kısmı da Suriye’de haric’te

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

Ucyuz sene once Rakka iline

Surduler oraya seksen bin evle

Can verdi can aldı cekti sineye

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

Rakka’da sammarlar pek azgın idi

Lakin Beğdili’den cok satır yedi

Yılmadı dusmana aman dedirdi

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

Asalet gostermis yine gosterir

Comerttir elleri hem alır verir

Kıyamete kadar namı soylenir

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

Tarihler yad eder yiğitliğini

Rakka’da gosterdi ne idiğini

Mezhebi Hanefi İslamdır dini

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

Altındır karısmaz baska madene

Sakın ha Avsardır, Kara evli deme

Bayat da değildir yanlıs soyleme

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

Oğuzhan torunu Yıldızhan soyu

Yirmidort Oğuzun Beğdili boyu

Kadimden, temelden doğruluk huyu

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

Vasıfları ustun yiğit mert olur

Asil soydur kotuleri az olur

Asaleti hallerinden okunur

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

Haktan onlar sever kendi soyunu

Tutmustur bırakmaz İslam yolunu

Vatan millet icin acar kolunu

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli bunlar

Beğdili-İlbeyli-Elbeyliler Oğuzhan’ın Boz Oklar kolundaki baştan üç oğlundan biri olan Yıldızhan’a dayanır. Beğdili ise Yıldızhan’ın oğlu olup, yirmidört Oğuz boyundan biridir ve Boyun birinci adamıdır. Beğdili’den sonra gelen diğer beyinin adı ise İlbey’dir.

Elbeyli adı ise; İlbeyin adının farklı bir söylenişidir. Şimdiki Sivas’ta ve Akdağmadeni sınırlarında bulunan 42 İlbeyli köylerine mahsus ve 1693 tarihinden sonrada Kilis civarındaki 15, Halep civarındaki 27 köyün ortak adı olup, bu isim sonraları Elbeyli olarak yaygınlaşmıştır.

Suriye Halep’teki 27 köy ile Kilis’teki 15 kadar köydeki Elbeylilerin adının Elbeyli olması ise, Osmanlı’nın 1691’de bu aşireti iskanından sonra başlarına Beğdili’den olmayan başka bir bey tayin etmesi ve padişahın yazışma kayıtlarında adlarından Elbeyli diye bahsetmesinden sonra Beydilinin adına birde Elbeyli takma ismi eklendi.

Bazı yabancı yazarların Beğdili-İlbeyli-Elbeyli isimlerini üç ayrı şekilde söylenilmesini üç ayrı aşiret sanarak yazmaları, hatta bazı Türk araştırmacıların bile yabancı tarihçilerin  kitaplarının sağlıklı olup olmadığını bile araştırmadan, olduğu gibi dilimize çevirmeleri bir çok karışıklığa sebep olmuş.

Ayrıca Osmanlı’nın idaresinde çok değişik milletlerin olması, bunların vergi, güvenlik vs. gibi idare güçlüğü ve sükunetlerinin sağlaması amaçlarında izlediği iskan politikası kapsamında blok güçlerin parçalanması amacındada bu isim değişikliği yolunun izlenmiş olabileceği varsayımlar arasındadır.

Nibor adında Alman asılllı art niyetli bir yazarın, Çukurova’daki Türkmen oymakları ve aşiretlerinin çadır sayılarınına yönelik “Ceritlerin şu kadar, Avşarların şu kadar, Bozdoğanların şu kadar çadırları var.” Diye tespitlerinin devamında “Beğdilinin şu kadar Elbeylinin de şu kadar çadırları vardır.” Demesi bu aşireti iki ayrı aşiret gibi gösterme yanlışlıklarının başında geliyor. 

Bayatlarla (Beğdili-İlbeyli-Elbeyli)’ler göç güzergahları ve ara yerleşik dönemleri başta olmak üzere yazlık kışlık olarak sürekli aynı bolgelerde beraber yaşamışlar. Bu iki aşiret Maraş Dulkadiroğulları Beyliğini de beraber kurmuşlar. 1563 tarihli Maraş Tahrir Defteri’nde şöyle bir kayıt geçiyor. “Maraş Dulkadirli Beyliğinin kuruluşunda bazı diğer oymaklardan varsa da başlıcaları Beğdili, Bayat ve Avşarlardır. Hatta bu beyliğin beylerinin de bunlardan hangisinden olduğu bile bilinmiyor yani Beğdiliden mi, Bayattan mı, Avşardan mı kesin değil.”

Geniş bir coğrafyaya dağılan Beğdililerin, siyasi ve sosyal olaylardan yılıp kaçmayan ve Rakka’da kalan ana gövdesi, 1691 yılından 19.yy başlarına kadar orada kalmış, sonrasında ise tamamen dağılmış yada dağıtılmışlar. Beğdilini zaten bir kervan soygunuyla suçlayan Mısır Hidivi (Valisi) Abbas Paşa, büyük bir askeri kuvvetiyle dağıtmış, bir kısmı Anadolu’daki eski yaylak yerlerine gittilerse de ana gövdesi Rakka’dan Antakya, İskenderun, Osmaniye, Maras, Tarsus, Adana, Mersin ve yoğunlukla da Mersin’in Gülnar ilçesi ve köylerine gelip yerleşmişler. Halende bu sayılan coğrafyalarda yaşıyorlar. Beğdililer Avşarların Dulkadirli oymağı olmadığını, ama kadim komşuluklarının mevzu bahis olduğunu söylüyor. Aynı bolgelerde sürekli yan yana yaşamaları ise her ikisinin de Halep Türkmeni ve Boz Ulus’tan olmalarındandır denilmekte. 

Beydili-İlbeyli-Elbeyli’ler Malazgirt savasından sonra gelmiş, tamamı olmasada önemli bir çoğunluğunun 1077 yılına kadar Süleyman Şah tarafından Anadolu’nun fetihlerinde çok önemli görevlerde bulunmuşlar. Oğuz boylarının hepside Anadolu’ya parça parça ve değisik zamanlarda gelmiş. En yoğun göç akınları ise 1157 tarihinde İran’daki Büyük Selçuklu Devletinin yıkılmasından sonra 1200 ve 1250 yıllarına kadardır. Tabii ki Beğdili boyu da bunlarla beraberdir. Biliyorsunuz Oğuzların İran’dan Anadolu’ya gelmeleri 1400 yılına kadar kesintisiz sürmüştür. Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan, Süleyman Şah’ı fetihler yapmak üzere İran’dan Suriye istikametine, oradan da Anadolu’ya doğru bir dizi istikamet çizerek görevlendirmiştir. Süleyman Şah ise Suriye’den Anadolu’ya yönelmiş, 1077 yılına kadar da Anadolu’yu fethedip Bizanslıları vergiye bağlayarak İzmit’ten ötelere aşırmıştır. Daha sonra Akdeniz kenarlarına inip, Antalya, Adana, Mersin ve Antakya’yı fethettikten sonra tekrar Suriye’ye dönmüştür.

Bu fetihlerle önü açılan Beydili-İlbeyli-Elbeyliler, umumiyetle hayvancılıkla uğraştıkları  için, Anadolu’nun neresinde olursa olsun, varmayı hedefledikleri yerlerin ilk önce Çahmahlı, Boztepe, Hasan Harmanı, Sarıdede, Balgayaları, Oruç Yurdu, Gaçahgayası, Beşiktepe, Garlıh, Korpınar, Soğütlüpınar, Aşşağ Öz, İğdenin Dere, Örenkalenin Önü, Çatağın Ağzı, Köyün Önü, Bağların Altı, Güney ve Sarıdede arazilerine benzer otlak ve sulak alanların durumlarını göz önüne alıp bunlara benzer uygun yerleşkeler aramışlar. Bayatlar ve Avşarlarla, İran’dan çıkıp, Güney Anadolu’ya ulaştıklarında kışlak olarak, Maraş’tan Halep ve Şam’a kadar Amik Ovasını, son asırlarda ise Osmaniye, Haruniye taraflarını kışlak; yine Maraş’tan başlayarak Göksun, Afşin, Elbistan, Gürün, Uzun Yayla arasıyla Sivas, Kayseri, arasını yaylak edinmişler.

Daha sonra Sivas’ın güneyini, Arapgir, Divriği, Kankalı’yı da kapsayan ve hatta Tokat, Yozgat, Amasya ve Çorum’a kadar da uzanıp buralarda yaylamaya başlamışlar. Saydığımız yerlerin tamamını Dulkadirlilerin kurulduğu 1337’den 1691 yılına kadar aynı aşiretler hep beraber kullanmışlar.

Meşhur Osmanlı Tarihçisi Naima şöyle diyor. “Beğdililer Maraş, Halep, Diyarbekir arasında çok geniş kışlak sahalarında dünyanın en güzel yaylalarına sahiptirler.”

Evet Fiziki haritalarda da hakikaten bu bölgeler öyle görülüyor, ama şuda bilinmelidir ki, Beydili-İlbeyli-Elbeyli’ler bu yaylak ve kışlakları tek başlarına değil, Bayatlar ve Avşarların da olduğu birçok oymaklarla beraber kullanmışlar.

Prof. Dr. Faruk Sumer’e göre Diyarbekir Türkmenleri, Maraş Dulkadirli Türkmenleri ve Halep Turkmenlerine, Boz Ulus Türkmeni adı verilmiş ve bölgelerinden dolayı da bunların üçüne birden Ekrat Türkmenleri de denilmiştir. Kürt değillerdir ve zaten Kürt olan konar göçerlere milli aşiret denilmiştir. Bir yanlış anlamaya sebep olmamak için şöyle bir açıklama daha gerekli.. Halep Türkmenleri, Dulkadirli Türkmenleri, Diyarbekir Türkmenleri diye bunlardan ayrıca bahsediliyor ve her üç yerin Türkmenlerinin ortak adına Boz Ulus deniliyor.

Herhangi bir oymağın Beğdiliden mi, Avşardan mı, Bayattan mı olduğu anlaşılmadığı zaman, bunlar Boz Ulus iiçinde yer alıyorlarsa, oymağının aşiretinin ismi bilinemediğinden hepsine Boz Ulus Turkmeni denilmiş. Oymağı ve aşireti bilinenlere ise ana gövdesi nerede ise o oymak ve aşiretin ismiyle anmışlar. Örneğin falanlar Tecirliden, Dulkadirli Türkmenlerindendir, diye.

Tarihi sürecimizi en net haliyle anlatan Beydili-İlbeyli-Elbeylilerin yüzlerce ozanı, aşık ve şairi var. Onlardan biri olan Dedemoğlu, bir şiirinde Anadolu’ya nasıl geldiğimizi şöyle anlatıyor.

Çıktık Horasandan sökün eyledik

Düşürdüler bizi tozlu yollara

Başımıza geldi gördüğüm düşler

Aşırdılar bizi karlı dağlara

Bölük bölük oldu yüklendi göçler

Atlandı ihtiyar yayandı gencler

Basımıza geldi gördüğum dusler

Düşürdüler bizi gurbet ellere

Gehi konduk gehi göçtük yollardan

Bilip bilmediğim garip illerden

Kerbela çölünden ıssız dağlardan

Bizden sonra bir nam kalsın illere

Oradan gecirdik sürdük Colab’a

Seksendortbin evdir gelmez hesaba

Deve koyun coktur insan kalaba

Susuz hayvan inilesir gollere

Geldik Anadolu Kayseri dağı

Gorundu Sivasla Gemerek bağı

Cat akdere derler zilenin sağı

Samsun, Trabzon, Çorum ellere

Kara dere derler bir gece kaldık

Gezerdik belayı burada bulduk

Ne yaman dertlere giriftar olduk

Bakmazmısın badi semum yellere

Dedemoğlu der ki askın bağından

Asırdılar bizi Yozgat dağından

Anadolu Sivas şehri sağından

Bir zamanda destan olsun dillere.

Ozan Dedemoğlu Beydili-İlbeyli-Elbeyli’nin Horasan’dan çıkıp Anadolu’ya gelmesini böyle güzel bir şiirle süslemiş. Şairin diğer şiirlerinde de kendisinin 1691 yılında devletin Beğdili aşiretini Rakka’ya Colab’a sürüp yerleştirdiğinde onların içinde olduğu da anlaşılıyor.

Beğdililerin Horasan istikametinden Anadolu’ya gelişleriyle, Beğdililerin Rakka’ya yerleştirilmeleri arasında tahminen 500 sene gibi bir zaman var. 1200-1691 yılları arasında Dedemoğlu, atalarının  Anadolu’ya gelişlerini ya babadan dededen tevatüren, ya da yazılışını bir yerden görüp okuyup öğrenmiş, tekrar sürgün gibi çıkış gelişleri de şiirlerine yansıtmıştır. Bakın dördüncü dörtlüğün bir mısrasında “Oradan geçirdik sürdük Colaba” diyor.  Colap ise 1691 Rakka sürgününe denk geliyor.

Colap kelimesinin geçtiği dörtlük oraya başka bir şiirden karışmışta olabilir ama  Dedemoğlu’nun şu şiirinde de Rakkaya- Colab’a varıp nasıl yerleştikleri şöyle anlatılıyor.

Toplandık aşiret geldik Colaba

Başbend Firuz Beyin değil mi

Emretti beyler konduk yan yana

Hacı Alinin yurdu Seylan değil mi

Ondan asağıya budak duzuldu

Bend sahibi ismi ismine yazıldı

Burda Berk ağanın keyfi bozuldu

Torunların yurdu Sirvan değil mi

Yurt verildi ulaslının beyine

Oda kondu Berk ağanın sağına

Firkat geldi Akcakale dağına

Bayındırın yurdu goncan değil mi

Dedem oğlu haymaların kurulsun

Çekilsin bayraklar mehter vurulsun

Doğulsun kahvende harbin cağrılsın

Aptalların yurdu oren değil mi.

Dedem oğlu’nun bu türküsündede kendisinin Rakka’ya gönderilen aşiretinin arasında olduğu görülüyor. Rakka’ya gönderilen Beydili-İlbeyli-Elbeyli aşiretlerinin umum baş beyi Firuz Bey imiş. Anadolu’da iken Osmanlı Firuz Bey’e nedense bir mevki vermemiş. Bir de aşiretiyle beraber Rakka’ya göndermiş. Buna çok üzülen ve bu duruma kahren 30.000 çadırlık aşireti, yani Beğdilinin bir bölüğüyle Rakka’dan İran’a gitmiş.

Dedem oğlu beyleri olan Firuz Bey’in hasretiylede  şu şiirini yazıyor.

Yıkılsa da bir araya derilse

Yenilse içilse sohbet verilse

Asılsa bayraklar mehter vurulsa

Aluben astığım günler olur mu

Yolum Aşsa karlı dağın sağından

Gülün dersem ber devlinin bağından

Tütünsüzden musullunun dağından

Bayrağım açtığım gunler olur mu

Dedem oğlu kır atının ustune

Eğri kılıç ala idim destime

Beğdilinin aneğini ustume

Aluben açtığım günler olur mu

Dedemoğlu’nun yukarıdaki iki şiiri de Ali Rıza Yalkın’ın “Cenupta Türkmen Oymakları” adlı kitabından alıntıdır. Dedemoğlu şiirlerinde Beğdilileri Horasan’dan çıkarıp Kuzey Suriye’ye de Halep’e, oradan da Sivas’a getirildiği zamanları anlatılırken, başka bir zamana ait Kadir Baba isimli Beydili-İlbeyli-Elbeyli şairlerinden biriside aynı aşiret mensubu Beydili-İlbeyli-Elbeyli’leri Halep’ten alarak Sivas’a getirilişlerini konu alan şiirinde şöyle söylüyor.

Elbeyli (ilbeyli) dediğin bir beyin adı

Yöresi töresi yurdu beraber

Göçebe olarak Halepten geldi

Koyunu kuzusu kurdu beraber

Ana yurttan cıkıp dağlar astılar

Ovaları tepip ırmak gectiler

Sivas yaylasında bir yer sectiler

Amcası yengesi vardı beraber

Beylerinin dort yanını sardılar

El bağlayıp divanına durdular

Mensurlu koyune yuva kurdular

Yakıstı obası sardı beraber

Uredi koyunlar kuzular burda

Ceylanlar avlardı tazılar burda

Coğaldı Yorukler sığmadı yurda

Gerilen cemberi kırdı beraber

Bir değil bes değil on koy oldular

Suruleri yaylalara saldılar

Birlik olup beraberce gulduler

Ayrılık onlara ardı beraber

Adı Huseyin’mis Yoruk beyinin

Gumustenmis direkleri evinin

Sayısı kırk iki olmus koyunun

Yasayıp ne gunler gordu beraber

Yoruk derler yayla yayla gezene

Meraklıydı okuyana yazana

Sonunda alıstı yerli duzene

Toprağı isleyip surdu beraber

Beylerini kral gibi bildiler

Birlik olup kaleleri deldiler

Kararlarda istisare kıldılar

Kıvancı tasası derdi beraber

Sen olurmus duğunleri toyları

Guresirmis ağaları beyleri

İncir ormanıymıs Sivas dağları

Toplayıp inciri yerdi beraber

Cok yiğitmis Osmanıyla Alisi

Gül açarmıs dağlarında çalısı

Severmiş onları Sivas valisi

Devletle arası sırdı beraber

Muskulunu alimlere sorardı

Geri kalmaz ileriyi tarardı

Dusmanı girmeye delik arardı

Dostunu basına kordu beraber

Kadir baba menzilime everim

Varamazsam dizlerimi doverim

Elbeylinin her aynını severim

Cemi cumlesini ferdi beraber

Kadir Baba’nın Beydili-İlbeyli-Elbeyli’lerin Anadoluya ne zaman, nerelerden ve nerelere geldikleri anlattığı bu şiiri Kadir Purlu’nun “Sivasta İlbeyli Turkmenleri” adlı kültür kitabından alıntıdır ve tamamının 24 dötlük olduğu, buraya yalnızca 12 dörtlüğünün yazıldığını anlıyoruz..

Beydili-İlbeyli-Elbeyli’lerin ne zaman ve nerelere yerleştiği veya yerleştirildiklerine gelince; 1071 Malazgirt zaferiyle Türklere Anadolu kapısı açıldıktan sonra Oğuz Turklerinin her boyundan kümeler, grup grup ve ara ara fethedilen yerlere hemen evlerini ve hayvanlarını konuşlandırdılar.

Oğuz Türklerinin tamamı Anadolu’ya geldiğinde Osmanlı Devleti zamanında göçebelerin idareleri durum ve vaziyetleri icabı yönetimi zorlaşınca, birde ha bire çoğalarak arkadan gelen önce gelenlere yetişip soylar, akrabalar, oymaklar bir araya gelip büyük yığınlar oluşturunca, bazı zaman ve bazı yerlerde devleti dinlememe ve yönetime karşı çıkma gibi girişimler oldu. Tabiiki  Osmanlılar haklı olarak bunları parça parça oymaklara ayırıp, başka isimler takmış ve karşıma blok güç oluşturup yönetimimi güç durumlara sokmasınlar diye uyguladığı iskan  takdiğiyle zamanla akrabalık ve tarih bağlarını siyaseten zayıflatarak koparmış.

Devlet bunların yerleşenlerine Türk, göçebe olanların bir kısmına Yörük, bir kısmına da Türkmen demiş. Büyük soyların bir kısmını bölmüş, onlara ayrı ayrı yaylaklar göstermiş, bir kısmına başka isimler takmış, bir kısmını bazı vaatlerle birbirine soğutmuş ve parçalamış. Yani soyları, boyları, aşiretleri kuvvetli oymakların hepsininde birlik ve beraberliklerini stratejik olarak bozup devlete karşı direnemeyecek hale getirmiş.

Beydili-İlbeyli-Elbeyli Oğuz Turkmen boyu; güneyde, Maraş’tan Halep ve Şam’a kadar kışlak yeri tutmuşlar. Yine Maras’tan bu tarafa ise Göksun, Afşin, Elbistan, Darende, Arapgir, Divriği, ve eskiden Yeni İl denilen Gürün, Hekimhan, Kangal, Altın Yayla, Şarkışla, Pınarbaşı, Sarız ve Uzun Yayla aralarıyla Sivasın güney ve güney batısı arasından Yıldızeli, Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat, Kayseri’nin doğu tarafından, Saimbeyli ve Feke’nin doğusundan da Göksun ve Maraş arasına yaylak ve otlak yerleri olarak yerleşmişler.

Ana gövdeyi oluşturan Rakka-Colap’taki Beydili-İlbeyli-Elbeyli’lerse oralarda yaklaşık bir asır kaldıktan sonra 19. asrın başlarında Abbas Paşa’ya yenilmiş ve dağıtılmışlar. Batı istikametine doğru Rakka-Colap’tan Antakya, Adana, Tarsus ve Mersin’e kadar yayılıp, parça parça Anadolu içlerine doğru gelmişler.

Oba oba en çok Gaziantep, Kilis, Kahramanmaraş, Antakya, Osmaniye, Mersin, Tarsus ve çevrelerinde yoğunlaştıkları aşikar. Fakat bunların çoğu gittikleri yerlerin birçoğunda Beydili-İlbeyli-Elbeyli ismini taşımamış, başka başka isim ve lakaplar almışlar. Tabiiki dört yerde toplu olarak bulunan oymaklar hariç..

Toplu oldukları mekanlarda Beydili-İlbeyli-Elbeyli ismini hepside muhafaza etmişler.  Bunlardan 42 köy Sivas’ta, 15 köy Kilis’te, 20 kadarı Mersin Gülnar’da, 27 köy de Suriye de bugünkü Halep’e bağlı Münbic ve Sacur suyu çevresinde yer alıyor.

Rakka’dan ve Colap’tan dağıtılan oymaklardan Anadolu içlerine gelenler çok azdır.  2005 yılı itibariyle Suriye’de 27 adet Elbeyli köyü tespit edilmiş ve isimlerinin;

1-Silsile, 2-Halil oğlu, 3-Mulla Yagup, 4-Ayasa, 5- Bablıman, 6-Kadılar, 7-Çörten, 8-Arap pazı, 9-Yıldız, 10-Gara göz, 11-Usbalar, 12-Haydar paşa, 13-Eşekci, 14-Taflı, 15-Kurucu hüyük, 16-Memili, 17-Gocalı, 18-Ziyaret, 19-Daş kapı, 20-Zilif, 21-Sandı, 22-Kalkım, 23-Sekizler, 24-Kersenli, 25-Mazıcı, 26-Alcı, 27-Tilasa…Olduğu anlaşılmıştır.

Bu köylerin çoğu Halep’e göçmüş olmasına rağmen yinede buralardaki mevcudiyetlerinin kalabalık olduğu biliniyor. Bu yazılan 27 tane Elbeyli köyünün dışında Fırat Nehri’nin doğu ve batı kıyılarında 16 tane daha Beydili köyünün olduğu, aslen Beydili-İlbeyli-Elbeyli aşiretinden olmasına rağmen tamamen Araplaştıkları ve Türkçe bilmedikleri de belirtiliyor. Ama yinede Türk ve bu aşiretin mensubu olduklarını, hatta Elbeylinin hangi oymağına mensup olduklarını dahi iyi bildikleri belirtiliyor. Zaten bulundukları yöreler Suriye’deki Elbeyli köylerine çok yakınlar.

Konuyla ilgili Prof. Dr. Faruk Sümer’in “Oğuzlar-Turkmenler” adlı kitabının 197. sayfasında şöyle deniyor. “Boz ok (Yozgat) bölgesi ve bazı komşu yöreler Kara Tatar denilen Moğolların başlıca yaşadıkları yerlerdi. Timur’un bunlardan çoğunu Türkistan’a götürmesi üzerine XV. yüzyılın ilk yıllarında Dulkadirli iline mensup teşekküller zorluk  çekmeden Yozgat ve komşu yorelerde yurt tuttular.

Simdiki Sivasın güney batısındaki 42 Elbeyli köylerinin yeri de Yozgat a komşu yöreler sayılır. Buradanda Kara Tatarlar Türkistan’a götürülmüş gibi gözüküyor.

Kara Tatarlar’dan boşalan bu yerlerede Beydili-İlbeyli-Elbeyli’ler aynı tarihte yani XV.yüzyılın ilk başlarında veya kısa bir müddet sonraları yerleşmiş olabileceği varsayılıyor. Zaten Yozgat, Sivas ve çevresi Anadolu’ya geldiklerinden beri Halep Dulkadirli Türkmenlerinin yaylakları olduğu eskiden beri biliniyor. Hatta Çorum, Amasya, Canik Dağlarından Tokat’a kadar buralar Beydililer, Avşarlar ve Bayatlar tarafından yaylak olarak kullanılmış. Sivas’ta Buruciye Medresesi’ndeki bir tas madalyonun üstünde Elbeli kelimesi yazıyor ve Yozgat’taki Dulkadirli Türkmenleri ile Sivas’taki Elbeyli köylerinin o zamanlar Tokat Hoca Haslarına yani aynı yere vergi ödedikleri, mali yönden bir yere bağlı oldukları biliniyor.

İyi bilinmelidir ki; dünyanın neresinde Türkler varsa orada mutlaka Oğuzlar da vardır ve nerede Oğuz varsa orada Beğdili-İlbeyli-Elbeyli’de vardır. Ayrı ayrı da olsa hepsinin adları ve oymakları vardır.

Türki devletlerde Afganistan, Turkistan, Pakistan, Azerbaycan, Ozbekistan ve diğerlerinde Oğuzun Beğdilli mensuplarının bulunduğuda varsayılmaktadır. Fakat bu aşiretlerin adı geçen devletlerin hangi bölgelerinde olduğu, ne kadar, hangi isim ve unvanı takdıkları hususlarında kesin bir bilgi yoktur.

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli’de Boy, Kol, Asiret, Oymak, Oba ve Aile Teşkilatları konusunda şöyle bir karışıklık var. Bir çok kaynakta obaya aşiret, aşirete oymak, oymağa kol deniliyor, Oysaki Kavim bir milletin genel ismidir. Örneğin Türk Kavmi. Boy-Soy ise bir kişiden üremiş olanlara deniliyor. Mesela; Beğdilliler. Kol sözüne gelince bunlarda boydan bölünenleri ifade ediyor. Aşiret ise on iki oymaktan meydana gelir. Oymak demekte aşiretten küçük olan topluluklara, Oba da oymaktan küçük olan topluluklara deniliyor. Aile ise üç kısımda ifade ediliyor. Bunlar küçük, orta ve büyük diye.

Küçük aile dediğimiz dede ve torunlarını, Orta aile, kardeşler, emmi, dayı, hala, teyze ve

bunların evlatlarını, Büyük aile ise yedi göbek topluluğu kapsıyor. Kabile ve soy kelimelerine gelince bunlar yukarıdaki yedi birimin yani kavim, soy-boy, kol, aşiret, oymak, oba ve aile kelimelerinin tamamının yerinde kullanılıyor.

Beğdili-İlbeyli-Elbeyli Türkmenlerdeki bu boy teşkilatı, Türkiye’deki askeri teşkilata çok benziyor. Örneğin askeri birimlerimizdeki Ordu, Kol Ordu, Tümen, Tugay, Alay, Tabur, Bölük gibi.

Bugün Orta ve Batı Anadolu’nun bazı yerlerinde Türk, Yöruk, Türkmen köylerini yanyana görmek mümkündür. Bu şu şekilde izah edilebilir.

1- Türk denilen köyler, o bölgeye Selçuklular zamanından daha önce yerleşenlerdir.

2- Yöruk denilen köyler oralarda 17. asırdan önce yaşayan ve son asırlarda yerleşen yörüklerin kurduğu köylerdir.

3- Türkmen köyleri ise 17. asırdan itibaren Orta ve sonrada Batı Anadolu ile Marmara bölgesine göç edip oralara yerleşen Boz ulus dediğimiz Halep Türkmenleri ve Sivas’ın güneyindeki Yeni İle mensup oymaklar tarafından meydana getirilmiş olanlardır. (42 adet İlbeyli köyleri hariçtir.)

Yani Türk, Türkmen, Yöruk, Manav, Çepni, Tahtacı, Alevi, Kızılbaş adları ile anılan topluluklar arasında hiçbir kavmi fark yoktur. Hepsi de Oğuz ilinden yani Oğuz soyundan gelmişlerdir.

Beğdili-İlbeyli-Elbeylilerin bundan 300 sene önce Osmanlılar zamanında bulundukları yerlere gelince; Cevdet Türkay’ın “Osmanlı İmparatorluğunda Oymak Aşiret ve Cemaatlar” adlı kitabının 428’inci sayfasında şöyle diyor.  Beğdili-İlbeyli-Elbeyli Halep, Sivas, Rakka ve Maraş eyaletlerinde cemaat olarak bulunurlar ve Türkmen taifesindendirler.” Diyor.

Yukarıda sadece Sivas’taki (ilbeyli-elbeyli)’ler kastedilmektedir. Hepsi ve her yerdekiler değildir. Bütün tarihlerde ve tarihçilerimize göre Beğdili-İlbeyli-Elbeyli’lerin tamamı konar göçer Türkmen aşireti olup değişik zamanlarda değişik yerlere yerleşmişlerdir.

Karahisartatlısı Köyü ve tüm Beydili Köylerinin Bozok Platosundaki en çok duyduğumuz ünvanlarından biri ise Mamalı/Mamalu Türkmenleri olarak bilinmesidir. 

Yozgat (Bozok)'a 17. yüzyılın sonlarında devlet tarafından yerleştirilen ve Halep Türkmen oymağı diye anılan bu Beydili Aşireti, 1728’de Yen İl (Sivasın Güney İlçeleri) Has Mütesellimligine getirilen ve bu görevdeki başarısıyla 1732’de tüm Mamalı Türkmenlerin mütesellimliğine yükseltilen Çapanoğlu Ahmet Ağa ile daha çok duyulmuştur.

Faruk Sümer'in “Oğuzlar” adlı kitabında Mamalu Türkmenleri için Bozok Sancağını yani Yozgat civarını yaylak, Çukurova-Halep dolaylarını ise kışlak olarak kullanırdı. Deniliyor ve Mamalu Türkmen Aşiretine bağlı olan Berberli cemaati, Konya Merkezine ve ağırlıklı olarak Meram İlçesine yerleştirilmiş, hali hazırda yüzlerce ailesiyle tüm ülke genelinde yaşamını sürdürmektedir denilirken, başta Çapanoğulları olmak üzere, Türkiye'nin her yerine dağılan

Mamalu Cemaatlerini şöyle sıralıyor.

SARIÇOBAN

TORUN

DAĞLI

KAFİRKIRAN

KIZILLI

SARILAR

KARACALI

ALİBEYLİ

MAMALU OYMAĞI BEYİ BEKTAŞ

SELMAN FAKILI (MAHMUD)

KIRIK

EL-HAC ALİ VE AKRABASI

TURGUD

ÖMER BEY

ÇAKALLI ŞARIKLISI

HAYDARLI

NEFESLİ

YAKUBLU

YAKUB, YAKUBİLER

BEÇİLÜ

ARİFE GAZİLİ

KELLER

AL-İ GANEM

ŞARKLI (KARA ŞARKLI OYMAĞI)

ŞEREFLİ, ŞEREFOĞLU

HACI ŞEFAATLÜ

GÜLABİOĞLU ALİ KETHÜDA (GÖLEABİOĞLU) (KAFİRKIRAN)

HASAN KETHÜDA

SÜLEYMAN FAKILU

SÜLEYMAN HACILU

CABER HACILU

ABDULLU, ABDALOĞLANLARI, ABDALOĞLU

AYVAD HACILU

GÖKÇELER, GÖKÇELÜ, GÖKÇELİ

CAFERLİ, CAFERLÜ

KÖSE KETHÜDA

İRHANOĞLU SÜLEYMAN

TİMURLU ABDULLAHOĞLU

SAZAK, SAZAKLI, SAZAKOĞLU

BECİLİ HASAN KETHÜDA

HÜSEYİN KETHÜDA

HORHORLU

KIZIKLI

BECİLÜ UĞURLU

UĞURLAR, UĞURLU (UĞUR)

ELMAHACILAR

ŞAHİNOĞLU

DİĞER MAMALU

DALKILIÇ, DALKILIÇLI

DALKILIÇ OSMANOĞLU

DALKILIÇ CAF CAF (CAK CAK)

DALKILIÇ ABDÜLVAHAP

DALKILIÇ GÖKÇELİ

DALKILIÇ GÖKÇELİ

DALKILIÇ ŞEREFLİ KETHÜDA

TİMURCUZ

BERBERLİ

CANKIRAN

LALALI, LALALU, LALELİ, LALELÜ

CÜNEYD, CÜNEYDLİ

PERVAZLI

NEZİRLÜ

KÖŞKER, KÖŞKER HACILU

MEHMED HACILU

VARSAK, VARSAKLU

ZEMHERİR

KARGA, KARGALU

NAKIŞ, NAKIŞLU

HACI İSMAİL

BURÇLU

KARKA, KARKALI, KIRKA, KARKILU

BUDAKLUCA

SALMAN, SALMANLI

MEHMED VE TEBERRÜK SARI DANİŞMENDLİ CEMAATI (TOMARZA-KAYSERİ)

KARAHACILU (ANAMUR)

HAMZABEYLİ

AKÇALAR

UĞURLU (ERMENEK)

TURGUTLU, TURGUT, DURGUD, DURGUDLU

TURGUT (AKŞEHİR)

GÖDELER (SEYİTGAZİ)

KIZILÖZ (SEYİTGAZİ)

YORALICA (SEYİTGAZİ)

GÖLÜLER (SEYİTGAZİ)SARIÇOBAN

TORUN

DAĞLI

KAFİRKIRAN

KIZILLI

SARILAR

KARACALI

ALİBEYLİ

MAMALU OYMAĞI BEYİ BEKTAŞ

SELMAN FAKILI (MAHMUD)

KIRIK

EL-HAC ALİ VE AKRABASI

TURGUD

ÖMER BEY

ÇAKALLI ŞARIKLISI

HAYDARLI

NEFESLİ

YAKUBLU

YAKUB, YAKUBİLER

BEÇİLÜ

ARİFE GAZİLİ

KELLER

AL-İ GANEM

ŞARKLI (KARA ŞARKLI OYMAĞI)

ŞEREFLİ, ŞEREFOĞLU

HACI ŞEFAATLÜ

GÜLABİOĞLU ALİ KETHÜDA (GÖLEABİOĞLU) (KAFİRKIRAN)

HASAN KETHÜDA

SÜLEYMAN FAKILU

SÜLEYMAN HACILU

CABER HACILU

ABDULLU, ABDALOĞLANLARI, ABDALOĞLU

AYVAD HACILU

GÖKÇELER, GÖKÇELÜ, GÖKÇELİ

CAFERLİ, CAFERLÜ

KÖSE KETHÜDA

İRHANOĞLU SÜLEYMAN

TİMURLU ABDULLAHOĞLU

SAZAK, SAZAKLI, SAZAKOĞLU

BECİLİ HASAN KETHÜDA

HÜSEYİN KETHÜDA

HORHORLU

KIZIKLI

BECİLÜ UĞURLU

UĞURLAR, UĞURLU (UĞUR)

ELMAHACILAR

ŞAHİNOĞLU

DİĞER MAMALU

DALKILIÇ, DALKILIÇLI

DALKILIÇ OSMANOĞLU

DALKILIÇ CAF CAF (CAK CAK)

DALKILIÇ ABDÜLVAHAP

DALKILIÇ GÖKÇELİ

DALKILIÇ ŞEREFLİ KETHÜDA

TİMURCUZ

BERBERLİ

CANKIRAN

LALALI, LALALU, LALELİ, LALELÜ

CÜNEYD, CÜNEYDLİ

PERVAZLI

NEZİRLÜ

KÖŞKER, KÖŞKER HACILU

MEHMED HACILU

VARSAK, VARSAKLU

ZEMHERİR

KARGA, KARGALU

NAKIŞ, NAKIŞLU

HACI İSMAİL

BURÇLU

KARKA, KARKALI, KIRKA, KARKILU

BUDAKLUCA

SALMAN, SALMANLI

MEHMED VE TEBERRÜK SARI DANİŞMENDLİ CEMAATI (TOMARZA-KAYSERİ)

KARAHACILU (ANAMUR)

HAMZABEYLİ

AKÇALAR

UĞURLU (ERMENEK)

TURGUTLU, TURGUT, DURGUD, DURGUDLU

TURGUT (AKŞEHİR)

GÖDELER (SEYİTGAZİ)

KIZILÖZ (SEYİTGAZİ)

YORALICA (SEYİTGAZİ)

GÖLÜLER (SEYİTGAZİ)

Elbetteki tarihi kayıtlar çok daha detaylı ve çok daha açılımlı ama 1402 Ankara Savaşı sonrası Timur’un Kara Tatarları bölgeden götürmesiyle boşalan Yozgat topraklarına, Fetret Devrini bitiren Çelebi Mehmet ve sonrasındaki iskanlarda bir çok yerleşimler olmuş. Ama yıllar sonra bile olsa kalıcı olarak yerleşlenler arasındaki en büyük gurup çoğu Beydili Aşiretinden Dulkadirli Mamalu Türkmen Aşiretleri iskan edilmiş. Şimdi iimizde Oğuzların her boyundan oymaklar olsa bile içlerindeki en büyük oymak yine biziz.

Yukarıda sayılan hayvancılıkla geçinen oba ve oymakların geniş otlaklara ihtiyacı olduğu ve çok geniş arazilere yayıldığını düşünün. Türkiye’nin her yerinde kadim ve köklü akrabalarımız olduğunu bilmeliyiz.

Rakka Sürgünü dediğimiz yıllarda, acımasız eşkıyalıkları ve kalleş savaşçılıkları ile Rakka ve çevresine zaraman ağlatan belalı Sammar Arapları varmış.  Osmanlı toprağı olan bu bölgede onlara dur diyebilecek cesaret ve yiğitlikte en uygunu ise yiğit Beydili Aşireti olduğu için Devlet zorunlu iskanla Beydili Aşiretini Rakka’ya götürmüş.

Tabiiki bu yiğit Beydili Aşireti istemeyerek Rakka’ya gitmişler ama Sammar Araplarını da duman etmişler. Bölgede adalet ve asaletleriyle nam salmışlar.

Yav bu tarih ne kadar kısaltıyım deseniz bile ha bire uzayıp duruyor. Biz yarımda kalsa tarih anlatımızı burada bitirelim ve devamını bir sonraki yazımızda daha genişçe anlatalım.  

Güzel insanlar tarihi, coğrafyası, edebiyatı, geleneksel motifleri ve etnoğrafik aksesuarları zengin, Oğuz Törelerinin yaygın olarak yaşandığı Karahisartatlısı Köyümüzle ilgili daha kapsamlı bir yazı daha yazacağım. Elbetteki yazarken unuttuğum bir çok değerimizin olduğunu biliyor, kendilerinden ve yakınlarından özür diliyorum. Bir sonraki yazımda bu değerlerimizi ve geçmişimize kattığı güzellikleri çok daha geniş haliyle mutlaka yazacağım.

Berrak doğası, memba tadındaki suları ve cömert insanlarıyla tanınan Karahisartatlısı insanlarını hepimizde takdir ve hayranlıkla izledik. İzzet ve ikramlarını gördük. Bozok Yaylasının süsü, coğrafyamızın incisi, Yozgat’ımızın yüz akı, yiğit, cömert ve vefalı insanların yaşadığı bu güzel köyün onurlu insanlarına hemşehri kimliğimize saygınlık kazandırdıkları, övünç ve gurur verdikleri için ahirete intikal edenlerine Allah’tan rahmet, yaşayanlarına sağlık, mutluluk ve uzun ömürler diliyorum. Mor dağları, altın rengi üzümleri, ballı meyveleri, cömert yürekleri, görgülü insanları ve karşılıksız dostluklarıyla sürekli sevgi ve güzellik üreten pırlanta kalpli Karahisartatlısı köylülerine gönül dolusu muhabbetlerimi sunuyorum.

Yorumlar (0)
27°
açık
Namaz Vakti 05 Ağustos 2020
İmsak 03:57
Güneş 05:36
Öğle 12:52
İkindi 16:43
Akşam 19:57
Yatsı 21:29
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Başakşehir 34 69
2. Trabzonspor 34 65
3. Beşiktaş 34 62
4. Sivasspor 34 60
5. Alanyaspor 34 57
6. Galatasaray 34 56
7. Fenerbahçe 34 53
8. Gaziantep FK 34 46
9. Antalyaspor 34 45
10. Kasımpaşa 34 43
11. Göztepe 34 42
12. Gençlerbirliği 34 36
13. Konyaspor 34 36
14. Denizlispor 34 35
15. Çaykur Rizespor 34 35
16. Malatyaspor 34 32
17. Kayserispor 34 32
18. Ankaragücü 34 32
Takımlar O P
1. Hatayspor 34 66
2. Erzurum BB 34 62
3. Adana Demirspor 34 61
4. Akhisar Bld.Spor 34 57
5. Fatih Karagümrük 34 56
6. Bursaspor 34 56
7. Altay 34 54
8. Keçiörengücü 34 50
9. Menemen Belediyespor 34 44
10. Giresunspor 34 44
11. Ümraniye 34 44
12. İstanbulspor 34 40
13. Balıkesirspor 34 38
14. Altınordu 34 37
15. Boluspor 34 33
16. Osmanlıspor 34 30
17. Adanaspor 34 21
18. Eskişehirspor 34 12
Takımlar O P
1. Liverpool 38 99
2. Man City 38 81
3. M. United 38 66
4. Chelsea 38 66
5. Leicester City 38 62
6. Tottenham 38 59
7. Wolverhampton 38 59
8. Arsenal 38 56
9. Sheffield United 38 54
10. Burnley 38 54
11. Southampton 38 52
12. Everton 38 49
13. Newcastle 38 44
14. Crystal Palace 38 43
15. Brighton 38 41
16. West Ham 38 39
17. Aston Villa 38 35
18. Bournemouth 38 34
19. Watford 38 34
20. Norwich City 38 21
Takımlar O P
1. Real Madrid 38 87
2. Barcelona 38 82
3. Atletico Madrid 38 70
4. Sevilla 38 70
5. Villarreal 38 60
6. Real Sociedad 38 56
7. Granada 38 56
8. Getafe 38 54
9. Valencia 38 53
10. Osasuna 38 52
11. Athletic Bilbao 38 51
12. Levante 38 49
13. Real Valladolid 38 42
14. Eibar 38 42
15. Real Betis 38 41
16. Deportivo Alaves 38 39
17. Celta de Vigo 38 37
18. Leganés 38 36
19. Mallorca 38 33
20. Espanyol 38 25
Günün Karikatürü Tümü
Arşiv

Gelişmelerden Haberdar Olun

@