Sessiz çığlıklarım

Yine Filistin, yine İsrail zulmü, yine şehitler, gök yüzüne ulaşan şehadetler. İçimde biriktirdiğim sessiz çığlıkların adı Filistin.

Yine aynı haberler Televizyonlarda, Gazetelerde, Yahudi İsrail hunharca, zalimce bombalar yağdırırken sessizce şehadete yürüyen Yaşlı, Genç, Çocuk Filistinli Müminler.

Kalbimde ritim bozulmuş, gözlerimin feri sönmüş. Beynim bulanık, ruhum darlanmakta. Benliğimde tohumu saran, filizlendirmek istemeyen eller var adeta. Nefesim daralıyor, boğazım düğümleniyor, bir yanımda hüzünler birikiyor. Elden bir şey gelmiyor, Kendi kavgalarımızla unutmuşuz Ümmeti, Mazlum Ümmet her yerde zulüm görüyor, Adı ister Filistin olsun, İster Suriye, Arakan, Doğu Türkistan, Yer zaman önemli değil, Zulüm gören her yerde her zaman Mazlum Ümmet, Sessiz kalan yine Dünya coğrafyasının büyük bir kısmında söz sahibi olan Müslümanlar. Hep aynı film hep aynı senaryo, Bana dokunmayan yılan bin yaşasın hikayesi.

            Kendim kendimle kavgalıyım, yürek yanarken neden elden bir şey gelmiyor.  Ben hiç böyle umutsuz hissetmemiştim kendimi, Umutlar sabah erken uyanmaktı, esen rüzgarların okşamasıydı, sabah ezanını okuyan müezzinin yanık sesiydi her zaman. Sahi mazlumu serinleten rüzgar artık yok mu, müezzinler ezan okumuyor mu yanık yanık?  Yoksa ben mi tuhaflaştım…

Oysa mevsim aynı, dünya aynı, düzen kurulmuş değişmeyen tek şey yine aynı. Mazlum zulüm görmüş kime ne.Kızıllar yeşile dönmüş, gri mavi olmuş kime ne. Ben yine hüzünlüyüm, gözlerim dolu. Beynimde cevaplarını bir türlü bulamadığım yüzlerce soru.

Tad almıyorum yaşamdan, Mescid-i Aksam hala ağlarken, üzerine kara kara bulutlar toplanmışken zevk almak hayattan benim neyime. Yedi düvel toplanmış İslam alemine saldırırken rahat uyumak benim neyime. Bir yanımda yetimler diğer yanımda öksüzler ağlıyorken, yeni doğacak güneş benim neyime.

Gönlüm çöl oldu yağmura hasret. İslam alemi darmadağın birliğe hasret. İmanlar zayıflamış tövbeye hasret.  Unutulan bir şey var sadece rabbimde var kudret. Ey gönlüm elden bir şey gelmiyor, Rabbine dua et,  İslam alemine yardım etmesi için bol bol zikret. Ondan gelenlere boynunu bük sadece sabret.

Ey Yüce Rabbim, Yavuz Sultan Selim Sina Çölünü geçerken ona bahşettiğin rahmetleri bizlere de nasip et. Şanlı Resul’ün şefaatine Ümmet-i Muhammeti Muzaffer et.  Ebu Cehillerin elinde ezilen tüm İslam-ı Alemine sen yardım et.

Gelin birlikte ekelim iman tohumlarımızı toprağa. Umutlarımızla sulayalım, birlik olup filizlendirelim. Düşmanlarımıza gözdağı verip koca koca çınarlar olalım karşılarına dikilelim. Gayret bizden takdir Rabbimden diyerek hareket etmenin zamanı gelmedi mi hala? Yazımı Fatih Sultan Mehmet Han’ın muhteşem sözleriyle sonlandırıyorum.

“–Ey ihtiyar ana! Bilmez misin ki, elimizde tuttuğumuz, dîn-i İslâm’ın kılıcıdır. Sen zanneyleme ki çektiğimiz bunca zahmet, kuru bir toprak parçası içindir. Bilesin ki bütün gayretimiz, Allâh’ın dînine hizmettir. İnsanları hidâyete kavuşturmaktır. Yarın Allâh’ın huzûruna vardığımızda, yüzümüz kara olmasın diyedir. Elimizde İslâm’ı teblîğ ve ta’zîz imkânları varken, birtakım zahmetlere katlanmayıp ten rahatlığını tercih edersek, bize gâzî denilmesi revâ olur mu? Ehl-i küfre İslâm’ı götürmezsek, onların azgınlıklarına mânî olmazsak, huzûr-i ilâhîye hangi yüzle çıkarız?!.”

Rabbim Huzur-ı İlahiye çıktığımızda bizleri utanan kullarından değil Sırat-ı Mustakim’e ile şereflendirdiği kullarından kılsın..

 

14 Kasım 2018 Çarşamba tarihinde eklendi ve 675 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız