Tut ellerimden hayat Engelliyim engellerinizle

Serap DEMİRTÜRK

Serap DEMİRTÜRK

Uğramam gereken yer, ne kadar da geride kaldı. Kimse de geçmiyor yoldan ki yardım isteyeyim. Derler de inanmazdım biz köpekten korkuyoruz ama, köpek de bizden korkuyordur belki, diye. Teşbihte hata olmazmış, şu kaldırım ne kadar da yüksek görünüyor ve ben inemiyorum yola… Dizlerim azıcık bükülmeyi bilseydi ben de inerdim şuracıktan eskisi gibi, ama sopa gibi oldular, dinlemiyorlar beni… Hah, şu ilerde bir yerde yola kavuşuyor kaldırımın yükseltisi. Neden böyle ki bu yollar?
Bankadaydım, “Sanki herkes, her şey bize karşı!” diye söylenirken sırasını bekleyen iki genç bayanın konuşmalarına tanık oldum. Öyle hararetli hararetli konuşuyorlardı ki gözlerinin içi gülüyordu ikisinin de ama ne yazık ki onları duyamadım, duyamadı kimse, hatta belki de fark etmediler bile bu güzel muhabbeti. Onlar elleri, jestleri, mimikleriyle ne güzel anlıyorlardı birbirlerini… Ancak sıraları geldiğinde ne yapacaklarını düşündüm derin derin. Uzun saçlı bayan, banka kartıyla elektrik faturasını uzattı görevli memura. İşi hâlloldu ama her zaman böyle rast gidiyor muydu acaba her şey, böyle engelli olup konuşamayanlar için?
İşimi bitirip beni zor taşıyan ayaklarımı sürükleyerek bankadan çıkarken birden biri çarptı aniden ayağıma… “Kör müsün be adam!” diye bağırıverdim elimde olmadan… Ah! Evet, kördü, göremiyordu. Ne çok özür diledim anlatamam. Kendimi affedemedim, yol boyu yürüdük biraz. Ben de yürürken sıkıntı çekiyorum, diye kendi derdimi anlatıp sohbet etmeye ve az önceki kırıcı sözlerimi unutturmaya çalıştım. O da konuşacak birini arıyormuş kendince. Bizim karanlık olarak bildiğimiz dünyasında, kendince yaşadığı güzellikleri anlattı. Şairmiş, şiir yazıyormuş; şiirlerini o söylüyormuş, kızı yazıyormuş. Ezberden bir şiirini okudu bana, yüreğim sızladı. Ne kadar yetenekliydi…
Gece uyuyamadım uzun süre. Ne çok engel vardı yaşamda, bu engellerin atlatılması ve onların kabullenilmesi bazen ne kadar zor oluyordu. Hayat da durmadan elini uzatıp duruyordu gülümseyerek görebilene, duyabilene ve tutabilene.
Engeller koymayalım engelli vatandaşlarımıza. Onları dört duvara mahkûm etmeyelim; ne yapabiliyorsak, elimizden ne geliyorsa onu yapalım, tutalım ellerinden. Yarın bizim ne olacağımızı, bize kimlerin el-kol olacağını bilmiyoruz.
DÜŞÜNCELERİN
DERİNLİĞİNDE
“Vardı” denecek bir gün...
Ya da bunu diyecek kimse kalmayacak...
Velhasıl biz tarihin içine gömüleceğiz.
“Olmadı ki hiç ben...”olacağız 
Ama bugün “varız”...
Var olmanın güzelliğini hisset ruhunda.
Düşüncelerin derinliğine 
Kimliğimi sakladım,
Bulunmaz.
Rüzgârın adına, 
Fırtınalarımı sakladım...
Üşütmez.
Ben ki serab olan bir şehrin
Kalıntılarında bir gizim.
Nice insanlar yaşadı,
Nice yaşanmışlıklar sindi
Şu tarihi kalıntılara.
Şimdi sen 
Hâlâ ısrar edersin 
Nedensizce…
Sonsuza dek yaşayacağım, diye.
Dinle…
Hisset şu taşın tanık olduklarını.
Duy…
Akan suyun şırıltısındaki
Hüznü,
Aşkı,
Ölümü, doğumu…
Bir varmış,
Bir yokmuş olmak
Serde var…
Unutma
Ve
Şu anı ya yaşa
Ya da yaşat…
Şiirle, 
Resimle,
Müzikle,
Tarihle
Ki…
Kimliğin yok olmasın.
Yoksa 
Bu taşlar da kum olur,
Bu kumlar da suya karışır 
Ve yalan olur gideriz
Dünya denizinde.

1 Aralık 2018 Cumartesi tarihinde eklendi ve 313 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız