Minik kalplerin büyük vicdanları…

Gülseren Kiraz

Gülseren Kiraz

Ülkemizde bir şeyler oluyor birbirini tutmayan. İyiler, kötüler, iyilikler, kötülükler… Cellat kılığına bürünmüş caniler, gülümseyen melekler ve bu ahenksizlikle başı dönen bizler.

Bir zamanlar çocuk olan biz büyükler annelerimizden ve öğretmenlerimizden öyküler dinledik. Şimdi ise çocuklarımız dinliyorlar. Ne zaman ki okuma yazma öğrendik, o zaman bu hikayeleri okurken kahramanları hep biz olduk. Bazen bir aslan olduk, cesaretlendik; bazen çirkin ördek yavrusu olup ıslandık. Hikayelerde mutlaka bir hayvan karakter bulunduğunu hepimiz biliriz. Hayvanların da canlı olduğunu dünyayı paylaşmamız gerektiğini aslında biz küçükken öğrendik…  

Türkler eski çağlardan beri hayvanlara önem vermişlerdir. Kedi ve köpek öldürmek suç kabul edilmiş, örneğin at Türk’ün kanadı görülmüştür. Ölen atlar mezarlara gömülmüştür. Osmanlı döneminde kış aylarında kuşları beslemek için kurulan Darı Vakfı günümüze örnek teşkil edecek türdendir. Kuş sevgisinin Osmanlı mimarisine yansıdığı da görülmektedir. Yük hayvanlarına taşıyabileceği ölçüde yük konulması, cuma günleri hayvanların çalıştırılmaması apayrı güzelliktedir. Günümüzden o yıllara hayvan sevgimizi uyarlamak isterdim ama bazı haberler neticesinde hayıflanmam ve paramparça olmuş vicdanım o yılları bu çirkinliklerle kirletmemem gerektiğini söyledi, kaldım öylece.

Öyle şanslıyız ki aslında eski çağlardan cumhuriyet dönemine kadar hayvansever modellerimiz olmuştur. Cumhuriyetin kurucusu Atatürk, Alp, Alper ve Foks adındaki köpeklerini yanından ayırmaz, odasını onlarla paylaşırmış. Köşke bir başka köpeğin gelmesini kıskanan Foks, bir gün kendisini uyandırmaya çalışan Atatürk’ün elini ısırmış.  Atatürk, fenalık yapmak için ısırmadı diyerek köpeğinin ruh halini izah etmiş.

Yolda yürürken tekme atılan kedi, ağzı ve patileri bağlanıp ölüme terkedilen köpek, öldürülüp trafik levhasına asılan tilki… Bütün bu canilikler de maalesef ülkemizde yaşandı. Öldürülen bu hayvanların dilleri olmasa da son nefeslerinin ahı bir gün dillenecek biliyorum. Yazımı daha fazla çirkinleştirmemek için kötülere ve kötülüklere daha fazla yer vermeyeceğim.

Bu kötü haberler beni nerede yanlış yapıyoruz diye düşündürürken Çamlık gazetesinin bir haberiyle umutlandım yeniden.

Yozgat’ta bulunan park ve bahçelerde kımıl kımıl sevimli bir şeyler kımıldıyor!

Yozgat Çözüm Eğitim Kurumları anaokulu öğrencileri öğretmenleri eşliğinde Yozgat’ta bulunan park ve bahçelere hazırladıkları mama ve yemleri “Sokak hayvanları aç kalmasın.” projesi ile ağaçlara asıyor, uygun yerlere bırakıyorlar. Üretilen ve ardından uygulanan bu proje küçük yavruların gelişim alanlarına katkı sağlarken hayvanların yaşamlarını devam ettirmelerine olanak sunuyor. Orada olup kendileri küçük yürekleri kocaman bu minik yavrularımıza sarılmak isterdim. Yem bırakan minik ellerinin büyüsü tüm ülkemizi etkilesin, gönüllere hayvan sevgisini aşılasın diye umut ediyorum.

Yine ülkemizde gönüllü hayvan severlerin imkanlarıyla sokak köpeklerini besledikleri patiliköy var. Ha öyle bildiğiniz köy falan değil.  Ormanlık bir bölgede köpekler için hazırlanmış yaşamsal alan. Gün geçtikçe sayısı artan köpekler burada besleniyor, aşıları yapılıyor, korunmaları için atık materyallerden barınaklar oluşturuluyor. Bir de hayvanseverlerin sevgisi işin içine katılınca köpekler için konforlu bir yaşam sağlanmış oluyor. Çünkü onlar da yaşamayı hak ediyor.

Dedim ya; ülkemizde bir şeyler oluyor birbirini tutmayan. İyiler-kötüler, iyilikler- kötülükler. Başımız dönse de bu ahenksizlikle kendimize geldiğimiz yer hayvanların sevildiği, korunduğu yer olsun.

Merhameti yüreğinden eksik etme!

Vebali ağır zulümlerden vazgeç insanoğlu!

Vazgeç! Hayat sevgisiz, sokak kedisiz, köpeksiz olmaz!

14 Aralık 2018 Cuma tarihinde eklendi ve 1424 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız