Konda'nın Toplumsal değişim raporu: İnançsızlık artıyor, dindarlık azalıyor

Kamuoyu araştırma şirketi Konda’nın geçen hafta yayımladığı 2008-2018 Toplumsal değişim raporu Türk toplumunun son on yıldaki dönüşümünü rakamlarla gözler önüne seriyor. 5 bin kişiyle yüz yüze görüşülerek oluşturulan raporda son derece önemli verilere ulaşılmış durumda. Bunların en önemlisi kanaatimce görünür dindarlığın son derece arttığı ülkemizde kendisini ateist olarak niteleyen kişi sayısının yüzde 1’den yüzde 3’e çıkmış olmakla birlikte; kendisini inançsız olarak tanımlayan kişilerin oranı ise yüzde 1’den yüzde 2’ye çıkmış durumda. Kendisinin dindar olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 55’den yüzde 51’e gerilemiş iken kendisinin inançlı olduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde 31’den yüzde 34’e çıkmış gözüküyor. Rapora göre 2008 yılında mutluyum diyenlerin oranı yüzde 57 iken 2018 yılında mutlu olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 52’de kalıyor. Rapora göre oruç tutanların oranı 2008’de yüzde77 iken 2018 yılında yüzde 65’e gerilemiş durumda. Toplumun haber takip biçimi de değişmiş durumda 2008’de gazete okuyanların sayısı yüzde 61’ken bu oran 2018’de yüzde 26’ya düşmüş durumda. Sosyal medya kullanımı ise yüzde 38’den yüzde 72’ye çıkmış durumda. Toplum bugün itibarıyla geleneksel haber kaynakları olan gazete ve televizyon yerine daha çok sosyal medya üzerinden haber almayı tercih etmiş gözüküyor. Bir başka ilginç veri de son yıllardaki inşaat furyasına rağmen ev sahibi kişilerin oranının 2008’de 74 iken 2018’de yüzde 66’a gerilemiş olması. Kiracıların oranı ise 2008’de yüzde 21 iken bugün yüzde 29’a yükselmiş durumda. Raporda başka alanlarda da veriler olmasına rağmen benim açımdan ilgi çekici olan verileri kullanmak istedim. Yukarıdaki verilere tekrar dönüp baktığımızda Türkiye’de ki toplumsal dönüşüm görünenden çok daha farklı bir manzara çiziyor. Bugün ülkemizde 110 binin üzerinde cami olmasına ve halen yüzlercesinin yapımına devam edilmesine; imam hatip liselerimizde okuyan öğrenci sayımızın 1.5 milyonun üstünde olması ve Diyanet işleri Başkanlığının her yıl bütçesinin ve imkanlarının arttırılmasına; 1997 yılında 17 ilahiyat fakültesi var iken bugün 100 ilahiyat fakültesine sahip olmamıza rağmen ülkemizde inançsızlığın artmasını nasıl yorumlamalıyız? Bunun en temel sebebi dindarlığın veya dindar muhafazakarlığın  son yıllarda  ülkemizde devlet tarafından birer toplumsal mühendislik projesi olarak topluma dayatılmış olması. Tarih boyunca iktidarlar tarafından denenen toplumsal mühendislik projelerinin hiç biri başarılı olamamıştır. Toplum yukarıdan aşağı ideolojik amaçlarla biçimlendirilmeye çalışılır ise bunun sonu daima hüsrandır. Tarih boyunca farklı iktidarlar nasıl iktidar ki iktidar gücünü kullanarak  daha inançlı veya dinsiz toplumlar oluşturamamışlar ise bundan sonraki insanlık tarihin de  devlet gücünü kullanarak daha inançlı veya dinsiz bir toplum oluşturmak mümkün olmayacaktır. Ülkemizde son yıllarda dindar olduğu düşünülen kişi ve yapıların ortaya koyduğu dindışı tavır ve tutumlar maalesef  bir çok insanın dindar insanlara şüphe ile bakmalarına sebep olmuş ve bir çok insan bu tavır ve tutumların temel sebebinin İslam’dan kaynaklandığını düşünerek İslam’dan tamamen kopmuştur. Yine FETÖ ve benzeri yapıların halkın dini duygularını yıllarca sömürmeleri ve bunların sonucunda ödenen ağır toplumsal bedeller de insanların büyük çoğunluğunda büyük hayal kırıklılıklarına sebep oldu. İnsanların dini duygularının sömürülmesi ve din ticaretinin ülkemizde alabildiğince yaygınlaşması özellikle gençlerin büyük bir kısmında dine karşı büyük bir şüphe oluşturdu. Diyanet işleri Başkanlığının son yıllarda gençlerde deizm(Tanrının varlığını kabul etme fakat her türlü dini anlayışı reddetme) akımının güçlendiğine dair söylemleri ile yukarıdaki raporun verilerinin uyuşuyor olması asla bir tesadüf değil. İnsanların inanıp inanmama hürriyetine elbette saygılı olmalıyız fakat burada konuşmamız gereken dini değerlerin yozlaştırılmasıdır. Zorla dayatılan dindarlığın toplumumuzda yozlaşmayı ve  riyakarlığı arttırdığını görmek durumundayız. Toplumsal dinamiklerin devlet zoruyla değil kendi mecrasında dönüşerek geliştiğini anlamak durumundayız. 28 Şubat sürecinde nasıl ki devlet gücüyle dindar kadınları kamusal alandan uzaklaştırmak onları üniversitelere almamak büyük bir insanlık suçu ve ayıbı ise bugün de dini kamusal alanın inşasında düzenleyici kılmak o derece yanlış ve anlamsız. Umulur ki bu raporun ortaya koyduğu gerçekler iktidar sahipleri ve karar vericiler tarafından görülür ve analiz edilir. Bu gerçekleşebilir ise belki de ülkemizde bugün var olan kutuplaştırıcı iklim bir nebze olsun yumuşar ve istikbal için daha ümitli düşünceler besleyebiliriz.

 

 

8 Ocak 2019 Salı tarihinde eklendi ve 648 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız