“Yaz” dediler

Rıfat ERBAZ

Rıfat ERBAZ

Yazıyorum ya dedim.
“Öyle, Face’ de filan değil!” dediler.
Ya? Dedim.
“Bizde yaz, gazetemizde sana köşe verelim.” dediler.
Aman! Dedim, Ben kim, gazeteye köşe yazısı yazmak kim.
“Yazarsın, yazarsın” dediler.
Yok valla! O iş beni aşar. Hem ben zamanınıza uyamam. Dediysem de,
“Ne zaman istersen o zaman yaz. Haftada, on beşte fark etmez.” dediler.
Eh! Peki madem. Dedim demesine de içime de kurt düştü… 
Ya başaramazsam, elime yüzüme bulaştırırsam?
Ata binmek bir ayıp, inmek iki… 
Hem kim okur ki benim yazdıklarımı? 
Edebiyatçı değilim, şair değilim, yazar değilim. 
Dil bilgisine vakıf değilim. İmla dersen eh işte…
Bu güne kadar yazdıklarım, 
Kendi kendime konuşur gibi aklıma gelenleri, 
Noktasına virgülüne bakmadan kâğıda dökmek!
Masal tadında, geçmişe dönük yazılar…
Gençliğimde bayraktarlık dahi yapmış olsam, 
bu günkü aklımla siyaseti sevmem, 
Bilmediğim sosyal konularda ahkâm kesmem.
Geriye ne kaldı ki? 
Ne yazsam, nasıl yazsam bilemedim. Heyecandan ter bastı.
Bir söz verdik artık! Dönmek de olmaz.
En iyisi, okuyanın hoş görüsüne sığınıp, Bismillah deyip başlamak galiba! 
***
Köşe yazarlığı dedim de; bu konuda kariyerim (!) çok eskiye dayanır. 
Anlayacağınız köşe yazarlığında  küçük yaşta aldım sazı elime... Gülmeyin! Ciddiyim.
Şimdinin Aynalı Kahvesinin bulunduğu Tonosluoğlu Çarşısının 
sağ köşesinde Kunduracı Turgut Kaymaz, 
hemen bitişiğindeki ikinci dükkânda Radyocu Doğan İyibil, 
üçüncü dükkânda da Sönmez Matbaası vardı.
Yeni Yozgat Gazetesi de burada basılırdı. (1. Resim)
Sahibi Karadenizli Ahmet Hamdi Sönmemiş, 
Mesul Müdür ve Başyazar Ragıp Yeniay,
Basım İşleri yetkilisi de Nazım Kayhan’dı. 
Radyocu Doğan abinin yanında çıraklık yaparken, 
yan matbaadaki makine sesleri, yapılan işler çok ilgimi çekerdi.
Radyoculuğa da meraklıydım ama Doğan abi Löklü Salih’i de çırak alınca,
biz çıraklar arasında geçimsizlik başladı ve ben ayrıldım.
    Birkaç gün sonra da matbaaya gider gelir oldum. Çırak değildim. Merak etmiştim matbaacılığı. Nazım abi de merakımı anlamış olmalı ki, önceleri basılmış yazıların hurufatını, puntolarına göre kutucuklara dağıtma görevi verdi. Sonra da espas üzerine yazı dizmeyi öğretti. Bu işi sevmiştim. Daha sonraları matbaa makinesini mürekkepleme, yıkama, kâğıt kesme vb. tüm işleri öğretmişti Nazım Ustam. 
Kendime kartvizit bile basmıştım.( İspatı 2. resimde) 
Gazete basıma girmeden, çıkan örnek baskıdaki düzeltmeleri de ben yapıyordum artık. “İyi de bunların hepsi matbaacılık işleri, köşe yazarlığı neresinde?” derseniz, 
Ustamın hoş görüsüne sığınarak ikinci sayfada kendime küçük bir köşe ayırdım. 
Takvim yapraklarından derlediğim, okuyanın beğeneceğini umduğum 
kısa fıkraları köşemde yazıyordum.
Hatta ilk köşe yazımı bile hatırlıyorum. 
“Nasrettin hocaya sormuşlar. 
‘Hocam tuvalette sakız çiğnemek caiz midir?’ 
Hoca da demiş ki: 
‘Caiz olmasına caizdir de, bir gören olursa başka bir şey çiğnediğini sanır.”
Anlayacağınız, öyle sonradan olma değil, çekirdekten yetme köşe yazarı(!)yım yani!
Selam ve sevgilerimle…

7 Şubat 2019 Perşembe tarihinde eklendi ve 1314 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız