Avrupa kapısı Türkiye için kapanıyor mu?

Ömer TANSEL

Ömer TANSEL

Türk  siyaseti  iç politika meselelerine ve daha çok yerel seçime odaklanmış iken dış politikada Türkiye açısından önemli kararların alınmasının arifesindeyiz. 
Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını öngören karar tasarısı Dışişleri Komisyonu tarafından 7’ye karşı 47 oyla kabul edildi. 
Avrupa Parlamentosunda 12 Mart’ta genel kurul oturumunda tartışılıp 13 Mart’ta oylanacak olan bu karar tasarısı kabul edilir ise Avrupa Parlamentosu AB üyesi ülkelerin hükümetlerine müzakerelerin tamamen askıya alınması tavsiyesinde bulunulacak. 
Bu karar tasarısının temel sebebi olarak ise Türkiye’nin son dönemde demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü ve temel haklar konusunda ciddi bir gerileme sürecinde olduğu düşüncesi ağır basıyor. 
Avrupa Parlamentosu Türkiye ile süren müzakerelerin askıya alınması tavsiyesinde bulunur ise bu karar AB üyesi ülkeler ve Avrupa Komisyonu için bağlayıcı bir karar niteliğinde olmayacak fakat Avrupa Kamuoyunun Türkiye’ye dönük bakışını yansıtacak. Avrupa Parlamentosu bu doğrultuda bir karar tasarısını kabul eder ise 26 Mayıs sonrasında seçilecek olan yeni Avrupa Parlamentosu için önümüzdeki beş yıl için temel teşkil edecek bir belge niteliğine dönüşecek. 
Avrupa Parlamentosunda oylanacak olan karar tasarısında gümrük birliğinin yenilenmesi süreci insan hakları ve demokrasi koşuluna bağlanmış durumda. Ayrıca Türkiye’ye dönük olarak karar tasarısında Türkiye’nin Kıbrıs’ın (Güney Rum Kesimi) doğal kaynak arama ve işletme hakkına saygı duyması çağrısı yapılıyor. 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’ye dönük olarak vermiş olduğu kararların Türkiye tarafından uygulanmaması, Türkiye’nin yurt dışında yapmış olduğu operasyonlarla yasadışı yollardan çok sayıda kişiyi yakalayıp ülkeye  getirmesi ; Suriye’de Türkiye’nin etkin olduğu bölgelerde Özgür Suriye Ordusu adı altında faaliyet gösteren askeri güçlerin sivillere dönük yağma ve talan olaylarına karışması karar tasarısında yer alan bir diğer hususlar.  
Avrupa Parlamentosunda 13 Mart’ta Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gerçekleşen müzakerelerin askıya alınması kararı çıkması halinde Türkiye’nin yaklaşımının ne olacağına dair bir soruya geçen günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle yanıt verdi:
”Avrupa Parlamentosu’nun almış olduğu kararın herhangi bir kıymeti yok. Bizim de bir B planımızın, C planımızın olması lazım. Yani vizede, Gümrük Birliğinde aynı şeyleri yaptılar. Hala aynı şeyleri yapıyorlar. İşte şu anda 14 fasıl,15 fasıl buralarda işi sürüncemede tutuyorlar. Olur veya olmaz şunu bir defa  bilmemiz lazım ki, Türkiye , Avrupa Birliğine her şeyiyle bağlı bir ülke konumumda değil. Onun için’ Kopenhag Kriterleri olmazsa, Ankara Kriterlerini tesis ederiz. Onunla yolumuza devam ederiz’ demiştim. Bugün de aynı kafadayım. Bunun nihai kararını kim verecek? Milletim verecek. Yapılması gereken nedir? Milletime giderim, milletim ne diyor? Devam mı diyor? Devam.  Tamam  mı diyor? Tamam.” 
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözleri Türkiye’nin önümüzdeki dönem de Avrupa Birliği noktasında izleyeceği temel çizgiyi çok net bir biçimde ortaya koyuyor. Bu noktada AB-Türkiye ilişkilerinin müzakerelerin askıya alınması kararı sonrasında her iki taraf açısından ne gibi kayıplar getireceğini çok iyi öngörmek gerekiyor. 
- Türkiye gibi bir zamanlar AB açısından yükselen bir yıldız olarak görülen ülkemizin bugün geldiği nokta ülkemiz açısından iki yüzyıllık modernleşme sürecinin sekteye uğraması anlamına gelecek. 
- Gümrük Birliği, vize serbestliği, Kıbrıs meselesi gibi konularda gelişme kaydedilmesi pek mümkün gözükmüyor. 
- Avrupa Birliğinden tamamen kopan bir Türkiye’nin ülke marka değeri de çok büyük zarar görecektir. Avrupa Birliği ile kurmuş olduğumuz ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi mümkün olmayacaktır. 
- Türkiye gibi ekonomik sorunlarla boğuşan bir ülkenin ekonomik gelişimi açısından dış yatırım çekmesi son derece önemlidir. 
- Avrupalı yatırımcıların ve sermayedarların ülkemize kalıcı yatırım yapmasının yolu da AB-Türkiye ilişkilerinin iyileştirilmesinden geçmektedir. 
- AB içinde bir Türkiye her açıdan bugünkünden daha güçlü ve Dünya siyasetinde daha etkili bir ülke konumunda olacaktır. 
- Bu açıdan yerel seçimler sonrasında müzakerelerin askıya alınması kararı çıksa dahi Türkiye AB ülkeleri nezdinde aktif bir dış politika izlemeye başlamalı ve AB ile  olan ilişkilerini  ve sorunlarını hızla masaya yatırmalıdır. 
- Türkiye yeniden parlayan bir ülke konumuna yükselmek istiyorsa  kurumsal demokratik sistemini  geliştirmeli, insan hakları ve hukuk devleti yolunda yeniden kendini organize etmelidir. 
- Türkiye gibi 800 milyar dolarlık bir ekonomiye sahip olan bir ülkenin zenginleşmesinin ve halkına refah üretebilmesinin yegane  yolu dünyadan kopmak değil dünya ile daha fazla entegre olmaktan ve dünyaya açılmaktan gelmektedir. 
- Avrupa Birliği bu açıdan 550 milyonluk bir kıtanın 85 milyonluk bir Türkiye ile bütünleşmesi anlamına gelmektedir.
Umarım Türkiye  seçim  sonrasında  AB ile köprüleri atmak yerine yeni köprüler kurmak yolunu seçer. Bu yol milletçe hepimizin hayrına olacaktır.

26 Şubat 2019 Salı tarihinde eklendi ve 1750 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız