Büyüklere masallar - 3

Rıfat ERBAZ

Rıfat ERBAZ
  • camlikgazetesi@gmail.com

Orta Asya’dan geldiğimiz yıllardı(!)…
Yerleşik düzene geçtiğimiz o zamanlarda evlerimize giren ilk teknolojik alet…
Gazocağını bilir misiniz?
Hani üç ayak üstünde duran, alt deposundaki gaz yağının pompalanarak üstteki yanma bölümüne püskürtülmesiyle alevi güçlendirilen, bir kap yemeği pişirebilmek için belki de on kez pompalanması gereken, sarı pirinçten yapılmış gaz ocaklarını… Mutlaka bilenleriniz vardır.
Daha evveline aklım ermiyor ama sanıyorum gazocağı icat edilmeden önce, evlerin geniş mutfaklarının neredeyse bir duvarını işgal eden kuyulu ocaklarda saçkı, saman veya odun ateşinde pişirilirmiş yemekler…
Rifat dedemin Eskipazar’daki konağından hatırlıyorum…
Şimdi müze olan Nizamoğlu Konağı’nda da aynı ocaktan vardı, görmüştüm.
Hani yufka ekmek de yapılan tandırlar veya bir çeşidi…
İşte, yeni çıkan bu gazocakları, tandırların, ocakların pabucunu dama atmıştı sanki… 
Analarımızın günlük hayatına büyük kolaylık gelmişti…
Artık ocağa saçkı saman taşımakla ve döküntüsüyle uğraşmayacaklardı…
Koy gazocağını düz bir yere, kafanın altındaki hazneye koy ispirtoyu tutuştur, kafa ısınınca da pompala gazocağını, çal kibriti. Ne kolaylık değil mi?
Ama bu defa da bir başka sıkıntı başlamıştı…
Tazyiki zayıflayan gaz ocağını ikide bir pompalamak…
Yemeği ocağa koyuyor, altını yakıyor ama başından ayrılıp ta başka bir ev işine koşturamıyorlardı ki analarımız!
Ya gazın tazyiki biter de ocak sönerse?
İşin en kötü yanı da, gaz püskürürken içindeki bir pislik memeyi tıkar, tümden yanmaz olurdu ocak…
Hadiii!, Yarı pişmiş yemeği indir, elin yana yana kızgın başlığı çıkart, al eline kıldan ince uçlu gazocağı iğnesini memeyi dürtükle dur…
Diyorum ya, kıldan ince bir telin gireceği deliği varın düşünün.
Kiminin gözleri görmez, kimi karanlık mutfakta uğraşır durur…
Tam açtım sanır, yemeği tekrar ocağa koyar, gazı pompalar, kibriti çalar… 
Yanmaz… Memeden gaz geçmiyor… Al baştan bir daha… Bir daha…
Bu arada akşam telaşı da sarar mı kadıncağızı…
Babamız gelir de sofrayı hazır bulamazsa ortalığı kırfacana koyar.
Bir tek bizde değil, gazocağı olan tüm evlerde durum buydu.
Neler çekti zavallı analarımız o gazocağı denen meretten.
Güya medeniyetin bir aracıydı ama resmen azaptı analarımıza…
Bu zorluğun babalarımızda farkındaydı belki, ama ne yapsınlar…
Teknolojinin son harikası(!) gazocağı vardı evlerinde nasıl olsa.
Gerisini hanımlar düşünsündü…
Bu arada Saatçi Şakir (Güçlü) abi, Yozgat’ ta ilk kez görülen bir ocak getirdi…
Mutfakgaz…
Altında kocaman bir tüp, üstünde irili ufaklı üç tane ocak…
Görülmüş şey değil! Öyle pompalama, meme açma gibi sıkıntılar yok…
Çeviriyorsun düğmeyi, çakıyorsun kibriti… Bu kadar...
Analarımız için dünya varmış be!
Rahmetli Şakir abi, hatırlı dostlarının evine sorgusuz sualsiz gönderebilecek kadar alicenap bir insandı…
Sanıyorum Şükrü amcam da, kendi evine, bizim eve ve babaanneme olmak üzere üç tane almıştı…
Analarımızın yüzü Şakir abi sayesinde gülmüştü.
Selam ve sevgilerimle…

28 Şubat 2019 Perşembe tarihinde eklendi ve 1267 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız