31 Mart Seçim Sonuçları Ve Sonrasında Bizi Bekleyenler

Türkiye Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi içerisinde girdiği ilk yerel seçimleri geride bıraktı. 31 Mart yerel seçimlerinin en önemli sonucu hiç şüphesiz Türkiye’nin üç büyük kentinin CHP-iYİ parti tarafından oluşturulan millet ittifakının alması oldu. 1994 yılında Refah partisi tarafından  İstanbul  ve Ankara’nın alınması ile başlayan ve sonrasında Ak parti ile devam eden aralıksız her iki şehirde süren 25 yıllık yerel iktidar geçen Pazar itibariyle son buldu. Seçim öncesi yazmış olduğum yazılarda 31 Mart yerel  seçimlerinin  Anavatan iktidarının bitmesine sebep olan 1989 yerel seçimlerine ve refah partisinin iktidara gelmesine sebep olan 1994 yerel seçimlerine benzer bir etki doğurabileceğini öne sürmüştüm. Zira 1989 seçimlerinde iktidarda olan Anavatan partisi Ankara ve İstanbul’u Sosyal Demokrat Halkçı Partiye kaptırmış ; 1994 yılında ise Refah partisi İstanbul ve Ankara’nın yerel yönetimlerini yerel seçimler sonrasında kazanarak devralmıştı. İşte 1994 yılında başlayan ve yaklaşık 25 yıl boyunca  aynı siyasal gelenek ve bu geleneğin bugünkü temsilcisi olan Ak Parti tarafından yönetilen bu kentler artık CHP’li belediye başkanları tarafından yönetilecekler. Ankara ve İstanbul’un Ak parti tarafından kaybedilmesinin bir çok sebebi olmakla birlikte bunun en temel iki sebebi ekonominin içinde bulunduğu kötü durum ve bunun büyükşehirlerde yaşayan vatandaşları derinden etkilemesi ikincisi ise Ak parti’nin son 25 yıldır bu şehirleri elinde tutması ve bunun sonucunda her daim kendisinin yerel seçimleri alacağına dair mutlak inancı idi. Ak parti’nin Ankara ve İstanbul’da 2004 yılından bu yana kazanıyor olması Ak parti’nin değişen şehir sosyolojisini artık doğru okumuyor olması ve kentlileri tatmin yerelde yeni bir hikaye ortaya koyamaması bu sonucu doğuran en önemli bir diğer faktör oldu.  
Rahmetli Demirel’in “Tencere her hükümeti sallar” sözünün  ne derece doğru olduğu bu yerel seçimde de bir kez daha ispatlanmakla birlikte ekonominin içinde bulunduğu durumun ekonomi yönetimi tarafından da doğru bir biçimde kavranamamış olması Ak parti açısından kayıpların artmasına sebep oldu. Yozgat yerel seçim sonuçlarına baktığımızda ise 7 ilçenin Ak parti tarafından kaybedilmiş olması ve kaybedilen illerin MHP, CHP  ve İYİ parti’ye  geçmiş olmasında ekonominin etkisi olmakla birlikte bir diğer önemli faktör yerelde aday tercihlerinin çok da doğru yapılmamış olmasından kaynaklandı. Çok daha geniş katılımcı bir istişare mekanizması Ak parti açısından izlenmiş olsa idi kaybedilen ilçe sayısı daha düşük bir düzeyde tutulabilirdi. Türkiye geneline baktığımızda bugün Cumhur ittifakı adı verilen Ak Parti- MHP bloğunun halen bu seçimlerde yaklaşık 24 milyon civarında bir oya tekabül ettiğini görüyoruz. Bununla birlikte 2014 yılında kazanılmış olan Antalya, Mersin, Adana gibi önemli kentlerin kaybedilmiş olması Ak parti ve MHP açısından sorgulanması gereken sonuçlar. Bununla birlikte bu  seçimde  Cumhur ittifakının bir bileşeni olan MHP’nin 11 ili alması son derece önemli bir başarı olarak görülmeli.  Ak parti’nin ise 2014 yılında 48 ili almış olmasına rağmen 2019 seçimlerinde 40 ili alabilmiş olması Ak parti açısından irdelenmesi gereken bir önemli sonuç olarak kayda geçti. Yerel seçimlerin geride bırakılması Türkiye açısından çok daha önemli meselelere dönüş için bir fırsat olarak görülmeli.
Bu meselelerin başında yukarıda da belirttiğim üzere ekonomik sorunlar geliyor. İktidar bu ay içerisinde ekonomide önümüzdeki dönemde uygulayacağı politikaları kamuoyuna ilan etmiş olacak. Ekonomideki yangının söndürülmesi için acil tedbirler alınmak durumunda.
Bu acil ekonomik tedbirlerin gerçekçi ve sürdürülebilir olması ve hayata geçebilmesinin tek yolu Türkiye’nin ekonomik alanda olduğu üzere hukuk sisteminde, demokratik sisteminde, eğitim sisteminde köklü reformlar yapmasından geçiyor.
Türkiye hukukun üstünlüğü sıralamasında 126 ülke arasında 109.sırada kaldığı müddetçe hiçbir zaman istediği gelişimi ve kalkınmayı yakalayamaz. Türkiye önümüzdeki dönemde ABD başta olmak üzere Avrupalı ülkelerle mevcut ilişkilerini geliştirmeli ve çatışmacı dilden uzak durmalı. Türkiye hem içte hem de dış politikada reformcu bir çizgi izlemek durumunda.
Türkiye’nin önümüzdeki dönem zarfında bugünkü mevcut   durumunu  sürdürebilmesi  mümkün değil. Türk ekonomisinin çarklarının yeniden dönmesinin kısa vadede tek çözümü  Türkiye’nin  Uluslar arası Para Fonu(İMF) ile görüşmelere başlaması ve İMF’den gereken parasal desteği almasından geçiyor.
Türkiye 2023 Haziranında gerçekleşecek olan genel seçimlere dek seçim yerine başta geçim meselesini konuşmalı ve yukarıda da işaret ettiğim üzere hukuk  sisteminde ,demokrasi alanında ülkenin mevcut durumunu ileriye götüren hamleler gerçekleştirmeli.  Türkiye artık önümüzdeki dönemde seçimden çok geçimi konuşmalı ve bununla birlikte Türkiye’nin önüne iktidar tarafından yeni  bir  vizyon ortaya konulmalı.
Bu gerçekleşmez ve Türkiye 2023 seçimlerine kadar savrularak gider ise 2023 seçimleri aynen 2002 Kasım seçimlerinde olduğu gibi mevcut siyasal yapının ve partilerin tasfiye olduğu ve tarihin yeniden tekerrür ettiği seçimler olarak tarihe geçecektir.

3 Nisan 2019 Çarşamba tarihinde eklendi ve 2483 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız