Yozgat Çamlık Tv

Seçim, Ekonomi Ve Dış Politika

İstanbul   yerel  seçimlerinin  23 Haziranda yenilenmesine dönük YSK kararı sonrasında Türk iç politikasının önümüzdeki iki ay boyunca en öncelikli meselesinin İstanbul seçimi olacağını şimdiden söyleyebiliriz.
Siyasetin kendisini seçime endekslemesinin en önemli sonucu ise ülkemiz açısından içerde ve dışarıda çözüm bekleyen sorunların giderek derinleşmesi ve çözümsüzlüğün artması anlamına geliyor.
 İç politikada çözüm üretilmesi gereken en önemli konu ekonomi olması gerekirken Türkiye’nin seçim atmosferinden bir türlü çıkamaması ve seçime dönük kısa vadeli ekonomik çözümler Türk ekonomisinin giderek daha kırılgan ve hasta bir ekonomiye dönüşmesine sebep oluyor.
Yüksek enflasyon, yüksek işsizlik ve yüksek döviz kuru sarmalına girmiş olan Türk ekonomisi giderek daralıyor ve üretim gücünü kaybediyor. İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararı sonrasında döviz kurunun 6 TL’nin üstüne çıkması Türkiye’nin iç ve dış piyasa aktörleri açısından giderek riskli bir ülke olarak görüldüğünün en açık işareti olarak okunmalı. Ekonomik göstergelerin iyileştirilmesine dönük her hamle 23 Haziran tarihine dek seçim  gündeminin  gölgesinde  kalmaya  mahkum olacak ve maalesef uygulanacak olan seçim ekonomisi yüzünden heba olacaktır. İçerde geçim yerine seçimi konuşmayı tercih eden bizler ülkemiz için kaygılanmamız gereken dış politik gelişmelerden de maalesef son derece uzağız.
Bizler içerde seçimlerle meşgul  iken  önümüzdeki birkaç ay içerisinde Türkiye dış politikada  beş  büyük tehlike ile karşı karşıya kalacak:
1) S-400 füze savunma sistemini Rusya’dan almakta ısrar etmemiz durumunda Amerika’nın askeri ve ekonomik ambargosu en geç önümüzdeki Temmuz ayında başlamış olacak.
2) ABD ve İran arasındaki gerginliğin silahlı bir çatışmaya dönüşmesi ihtimalinin giderek artması sonucunda bölgesel bir savaş riskinin ortaya çıkma ihtimali ve bunun petrol fiyatlarını tüm dünyada aniden arttırması riski.
3) Türkiye’nin Doğu Akdeniz bölgesinde Kıbrıs açıklarında petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına hız vermesi sonrasında Türkiye’nin ABD,İsrail, Güney Kıbrıs Rum Kesimi, Mısır, Suriye,Lübnan,Fransa,İtalya ve Katar ile karşı karşıya gelmesi ve bunun silahlı bir çatışmaya dönüşmesi ihtimalinin bulunması.
4)Suriye’de idlip meselesi sebebiyle Türkiye’nin Rusya ile karşı karşıya kalması durumunun giderek artması. 5)Türkiye’nin seçimlerin yenilenmesi ve benzeri sebeplerle başta ABD olmak üzere batılı ülkeler tarafından anti demokratik bir ülke olarak görülmeye başlanması ve Türkiye’nin giderek demokrasiden kopan bir ülke olduğu imajının dış dünyada ve dış basında yerleşmeye başlaması. Türkiye’nin içerde ekonomi ve dışarıda yukarıda saydığım beş faktör üzerinden önümüzdeki altı ay içerisinde son derece riskli ve tehlikeli bir döneme girdiğini görmek durumundayız. Dış politikada Türkiye’nin giderek yalnızlaştığı ve İran ve Kıbrıs sebebiyle bölgesel bir çatışma ihtimalinin giderek yükseldiği şu günlerde ülke olarak iç ve dış politikada bizleri güçlü kılacak yeni ve gerçekçi hamlelere ihtiyacımız var. Öncelikle en azından İstanbul seçimleri sonrasında içerde ekonominin kalıcı olarak iyileşmesinin önünü açacak olan yapısal reformları hayata geçirmek durumundayız. Bunun için başta demokrasi alanında, hukuk devleti alanında yeniden köklü reformlar yapmalı bu değişimi eğitim sistemindeki köklü değişim reformları ile geliştirmeliyiz. Türkiye’yi batıdan koparan Türkiye’nin anti –demokratik bir ülke olduğu imajını yok etmek adına Avrupa Birliği yolunda daha önce gerçekleştirmiş olduğumuz demokratik reformlara yeniden dönmeliyiz. Bu gerçekleşir ise göreceğiz ki Türkiye ekonomisine duyulan güven giderek artacak ve ekonomide çarklar yeniden dönmeye başlayacaktır. Türkiye ekonomisi dışa açık bir ekonomidir ve yabancı sermaye kendisini hukuki ve mali açıdan güvende hissetmez ise kesinlikle Türkiye’ye yeniden dönmeyecektir. Türkiye’nin ekonomik büyümesi için dış sermaye çekmesi zorunludur. Türkiye son 15 yılda toplamda 650 milyar dolar dış sermaye çekerek ekonomik büyümesini gerçekleştirmiştir. Türkiye’nin önümüzdeki dönem üretim temelli bir ekonomik büyüme modeline ihtiyacı vardır fakat bunun içinde dışarıdan gelen yabancı sermayenin önceki yıllarda olduğu gibi inşaat sektörüne değil katma değeri yüksek sektörlere kaydırılması gerekecektir.
Türkiye dış politikada ise şu anda tam manasıyla yalnızlaşmış durumdadır. Bu yalnızlaşma durumuna son vermenin yolu Türkiye’nin aktif bir dış politika strateji izlemesi ve bununla birlikte uzun zamandan beri izlemekte olduğu ABD’ye karşı Rusya kartını oynamaktan vazgeçmesi gerekmektedir.
Türkiye  tarihsel,  stratejik ve sosyolojik açıdan batı blokunun bir üyesidir ve 200 yıllık modernleşme çabası da bunun en açık kanıtıdır. Türkiye hem batı hem de Rusya ile dengeli ilişkiler kurabilir önemli olan husus bu gerçeğin kavranarak hareket edilmesidir. Türkiye açısından dış politikada önümüzdeki dönem meydana gelecek olan tüm riskler Türk ekonomisinin gidişatına son derece olumsuz bir biçimde yansıyacaktır.
Türkiye ekonomisinin gelecekte yaşanacak olan bu tip dış kaynaklı şoklara karşı güçlü kılınabilmesinin tek yolu ekonomiye dönük gerçekçi ve doğru planlamaların yapılmasından ve ekonominin güçlendirilmesinden geçmektedir.
Bunun için 23 Haziran sonrasında ekonomik alanda çok uzun zamandan bu yana ertelediğimiz reformları yapmakla birlikte dış politikada yeni ve kabul edilebilir bir  vizyon ortaya koymalıyız.

13 Mayıs 2019 Pazartesi tarihinde eklendi ve 343 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız