İran-ABD Çatışması Türkiye’yi Nasıl Etkiler?

Amerika’nın Ortadoğu coğrafyasına dönük yeniden dizayn çalışmalarında nihayet ikinci aşama olan İran meselesi masaya geldi. 2003 Irak işgali sonrasında ;  ABD öncelikle Irak’ı etnik ve mezhepsel  farklılıklar üzerinden üçe böldü ve bunun sonunda yönetilemeyen ve daima bir biçimde ABD’nin güdümünde kalmaya mahkum bir Irak meydana çıktı. Bu süreçte Ortadoğu’da etkisini en çok arttıran ikinci ülke ise İran oldu. İran’ın Irak’tan Lübnan’a uzanan kuşakta kendisine bağlı Şii milislerle oluşturmuş olduğu Şii hilali sonucunda bugün Ortadoğu’da Suriye’den Yemen’e dek bir çok ülkede faaliyet göstermeye devam ediyor. Suriye iç savaşı sonrasında Suriye’nin bölünmesi ve zayıflaması, Mısır’da 2013 yılında gerçekleştirilen Sisi darbesi sonucunda Müslüman Kardeşler örgütünün tasfiye edilmesi. Libya’nın iç savaş sonucunda ikiye bölünmesi ve Yemende Suudi Arabistan’ın ABD’yi arkasına alarak başlattığı iç savaş sonrasında artık karşımızda yeni bir Ortadoğu haritası karşımızda duruyor. Amerika ‘nın Ortadoğu’da İran karşısında Suudi Arabistan, İsrail,Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün ile geniş bir ittifak kurması  ABD açısından ikinci aşama olan İran’ın zayıflatılması ve mümkünse İran rejiminin değiştirilmesi planının devreye sokulmasına yol açtı. Başkan Trump’ın Ulusal güvenlik danışmanı John Bolton ve Dışişleri Bakanı Mark Pompeo başta olmak üzere İran’a karşı ideolojik düşmanlık besleyen kesimler İran ile açıktan bir savaşın olmazsa olmaz olduğuna inanıyor ve bunun için başkan Trump’ı kışkırtıyorlar. Trump şu an için savaş ihtimaline karşı mesafeli olsa da bir yanlış anlama veya bir kıvılcım bölgesel ve yıkıcı bir savaşı başlatabilir. İran kendisine dönük bir ABD saldırısı olur ise ABD uçak gemilerini ve savaş gemilerini vuracağını çok net bir şekilde ilan etti. Ayrıca Dünyanın en çok petrol sevkiyatının yapıldığı Hürmüz Boğazının da İran tarafından kapatılması tehdidi sonrasında ABD Irak’ta bulunan Dışişleri personelinin yüzde doksanını tahliye etmiş durumda. Körfezde ABD’ye bağlı savaş gemileri ve Uçak gemileri İran’a karşı göz dağı vermeye devam ederken ABD daha fazla sayıda Uçak gemisini ,denizaltıları ve B-52 Bombardıman uçaklarını bölgeye kaydırmış durumda. İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif yaptığı açıklamada İran’nın savaş ve çatışma istemediğini ama hiçbir ülkenin de İran’la karşı karşıya gelebileceğine yönelik bir yanılsamaya kapılmaması gerektiğini belirtti. İran ile ABD olası bir silahlı çatışma ihtimalinin ortaya çıkması Türkiye’yi son derece olumsuz bir biçimde etkileyecektir. Çünkü Türkiye dışarıdan petrol ve doğalgaz ürünleri alan kısaca enerji ithalatçısı bir ülke konumundadır. İran ile ABD’nin savaşa girmesi sonucunda Hürmüz boğazının kapanması dünya petrol piyasasını derinden sarsacak ve petrolün varil fiyatı hızlı bir biçimde 100 doların üstüne çıkacaktır. Şu anda dünya petrol piyasasında petrolün varil fiyatının 72 dolar olduğunu düşünürsek İran ve ABD arasındaki silahlı çatışmanın boyutu büyüdükçe petrolün varil fiyatının 200 dolara doğru çıkacağını öngörebiliriz. Bu Türkiye gibi yıllık 30 milyar dolara yakın enerji ürünleri ithal eden bir ülke için katlanılabilmesi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır. Türk ekonomisinin mevcut durumunun son derece kırılgan olması ;  Merkez Bankasında mevcut bulunan net dolar rezervinin 12 Milyar dolara kadar düştüğünü düşündüğümüzde petrol ‘ün varil fiyatının hızlı bir biçimde artması başta dolar kurunu ve enflasyonu patlatacaktır. İran ve ABD çatışmasının yıkıcı etkilerini ekonomi alanında hissederken çatışmanın uzaması Türkiye’nin tarafsız bir tutum almasını zorlaştıracak ve Türkiye ABD veya İran lehine taraf olmak zorunda kalacaktır. Türkiye son tahlilde sonuçları bugün için tahmin edilemez yıkıcı bir savaşın tarafı haline gelebilir. Çatışmanın ortaya çıkaracağı ekonomik, askeri ve sosyal sorunlar çok uzun yıllar giderilemeyecek mahiyette olacaktır.  Türkiye bugün için olabildiğince sağduyulu hareket etmek durumunda ve bununla birlikte olası çatışmanın oluşturacağı ekonomik etkilere karşı tedbir almak durumunda. Bu tedbirlerin alınmaması durumunda gelen Tsunami dalgasının altında kalacağımız aşikar. Maalesef Türkiye’nin 23 Haziran’a dek dış politika meselelerine dönük kapsayıcı bir yaklaşım sergilemesi çok uzak bir ihtimal olarak görülüyor. Seçimin bugün için tüm değişkenleri belirlediği ülkemizde asıl temel değişkenin coğrafyamızda yakın gelecekte yaşanma ihtimali bulunan çatışmalar olduğu gerçeğini görmezden geldikçe  ülkece almamız gereken iç ve dış tedbirlerin alınmamasının bedelini ülkece hep birlikte ödeyeceğimizi şimdiden söylemeyi vicdani bir borç olarak telakki ediyorum.

21 Mayıs 2019 Salı tarihinde eklendi ve 798 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız