Büyüklere Masallar - 10 "Bisiklet"

Rıfat ERBAZ

Rıfat ERBAZ
  • camlikgazetesi@gmail.com

Bu günün kargo firmaları yerine eskiden nakliye ambarları vardı. İstanbul’a giden tüccarlar  mallarını nakliye ambarları vasıtasıyla  naklederlerdi. Bu ambarlar Eminönü- Sirkeci arasındaki eski Emniyet Müdürlüğü binasının çevresindeki sokaklardaydı. Ankara’daki ambarlar da Hergele Meydanı’ndaydı.
Ambarların Yozgat’taki acenteliğini de, Ali Gedik, Osman Gürsoy yaparlardı. Çarşıya (Meydan yeri Caddesine) ambar kamyonunun girdiğini gören esnaf, tüccar peşinden koşuşturur kamyonda malı var mı yok mu öğrenirlerdi. Sonra yavaş yavaş kamyonun çadırı açılır, koca koca çuvallar, sandıklar ortaya çıkardı. Bu arada hamallar da toplanır, dükkanlara sevkiyat başlardı. En hafif yükler Haşmet emmi’ye, en ağır yükler Hamal Ahmet abi’ye… Alnının teri, sırtının semeriyle ekmeğini kazanmaya çalışan bizim insanlarımızdı hamallarımız.

Kim bilir, hâlâ var mıdır o ambarlar, o hamallar...

Babamlar da, bu ambarlar vasıtasıyla mal getirtirlerdi.

Bazen de mevsimine göre mallar getirirdik Kapalıçarşı’ ya.

Örneğin kışın battaniye, yazın motosiklet, bisiklet gibi…
Bir yaz başıydı sanırım, Yozgat’a gelen bir ambar kamyonu yolda devrilmiş, yükü büyük hasar görmüştü.

Bizim de yirmi tane bisikletimiz hurdahaş olmuştu.
O zamanın bisiklet tamircisi, (Ezen’lerden biriydi ama adını hatırlayamıyorum.) bizim bisikletlerin birinin parçasını bir diğerine uyarlayarak, yirmi bisikleti, dokuz bisiklet olarak kullanılır hale getirdi. Kalanları da hurdaya verdik.

Sağlama çıkarılan bisikletler geldi dükkana. Hepsi bizim ama hiçbiri benim değil.
Hele bir kırmızı bisiklet var ki içim gidiyor. Babamdan istiyorum vermiyor.
Ara sıra alıp kaçıyorum bir tur atıp geliyorum dünyanın lafını söylüyor.
Olsun, varsın söylesin. Gene de punduna getirdim mi alıp kaçıyorum.
 Çok geçmedi, benim kırmızı bisiklet satıldı. Çok üzüldüm ama elden ne gelir.
Alemin çocuğuna bisiklet satıyor, bana vermiyor! Dokuz bisikletin sekizi satıldı.
Kala kala bir siyah bisiklet kaldı ki yüzüne bakmazsın! Sevimsiz bir şey.  
Ama yaz bitiyor, bir daha da bisiklet gelmeyecek!
N’apmalı, n’etmeli ki bu son bisiklet bana kalsın!
Aldım kaçtım tabii! Küplere binen babamı, anam, amcam ve birkaç dükkan komşumuz ikna etmiş. “Adam gibi binsin” şartıyla yumuşatmışlar babamı.
Ama ne mümkün! Nerede, hangi tehlikeli hareket var, ben orada! Hapishaneye aşağı son sürat elleri bırakmak mı, Sırasöğüt’te derenin daracık yan duvarının tepesinde bisiklet sürmek mi! Hepsi bende… Benim suçum yok ama! Hep derim ya, kan deli!
Bu arada bir de Erdoğan Özer çıktı başıma. O zaman daha ben gibi çocuk, radyocu filan değil anlayacağınız. Arkadaşız ama rakibiz de… Bisikletini bir süslüyor, benim aklımı alıyor!
Beni çıldırtmak için neler yapmıyor ki Erdoğan! Akü bile taktı bisiklete!
Tekerleklerine döndükçe rengarenk ışıklar saçan lambalar, aynalar, daha neler neler!

Dükkanlarında bir sürü malzeme var, istediğini alıp kullanıyor!
Ben almaya kalkışsam para lazım, harçlığım yetmiyor.
Kendininki kadar olmasa da ara ara benim bisiklete de bir şeyler yapar, kıyak geçerdi.

Ve bir gün Erdoğan’ı bir Jawa motosiklete binerken gördüm ki,
Allah’ım aklıma mukayyet ol!
Selam ve sevgilerimle...

23 Mayıs 2019 Perşembe tarihinde eklendi ve 1260 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız