Büyüklere Masallar - 11 "Anadol'um"

Rıfat ERBAZ

Rıfat ERBAZ
  • camlikgazetesi@gmail.com

Gençlik başımızda duman dumandı. 

Ne gençliği yahu, çocukluktan yeni çıktığımız günlerdi neredeyse… 16-17 yaşlarındaydım. Yozgat’daki otomobil sayısı iki elin parmaklarıyla bile sayılamayacak kadar azdı.
Bunlardan biri de, benim tek kapılı, beyaz, tavanı siyah vinil kaplı Anadol’umdu.
Benim dediğime bakmayın, babamın tabii ama ben, ehliyetim olmasa bile hep arabadaydım. Neredeyse içinde geceleyeceğim. Öylesine benimsemişim, anlayın işte.

 Yozgat’ın çat ayazında balkondan indirdiğim hortumu evdeki şofbene bağlıyor,
sıcak suyla araba yıkıyorum. Ama nasıl?
Ön kaputu yıkıyorum, bagaj kapağı buz tutuyor, öylesine soğuk yani.

Arasıra da babamdan gizli şöyle bir tur atıyorum Lise caddesinde, özellikle de okulların dağılma saatlerine denk getiriyorum ki, Sevgilim görsün diye… Öyle ya, otomobil kullanmak her babayiğidin harcı mı (!)…Çok kahrımı çekti Anadol’um çok!
Zaten izin vermezdi de, izinsiz alıp kaçtığım günlerde ne azarlar işitirdim babamdan…
O azarları duyacağımı bile bile de olsa araba kullanmanın zevki bambaşkaydı…

 

Ama bir gün babam Anadol’umu satacağını söyledi! Başımdan aşağı kaynar sular döküldü…

Son bir defa binebilmek için izin aldım babamdan…
Çıktım Lise Caddesine, arkadaşlarımı topladım…
İlhan Kamanlı, Önder Aral, Löklü Salih, Bülent Yüksel ve ben…
Beş kişi doluştuk tek kapılı Anadol’uma… Çamlık’tı, Muslubelen’di derken vurduk
Yerköy yoluna… Sarıhacılı’dan dönelim, Saray’dan dönelim derken Yerköy’ü bulduk…
Dönüşte de hepimizin yakından bildiği, sevdiği, saydığı, o zamanki Ülkücü camianın Yozgat’daki fikir adamı Memduh Şenol ağabeyi aldık arabaya.
Olduk mu altı kişi! Üst üsteyiz tek kapılı Anadol’un içinde...

 

Elmahacılı köyünün oralara geldik… Yol dümdüz… Sol arkamda Önder oturuyor, kucağında kollu pikap ve bir tek plağımız var… Ajda Pekkan’ın “Yağmur”u…Hep onu dinliyoruz…
 Bir ara arkaya dönüp, Önder’e, “Çevir şu plağı artık” dedim.
Demez olaydım!  Yoldan çıkmışım. Sağ arkadan Löklü Salih’in kalkıp, bağıra çağıra direksiyona müdahale ettiğini hatırlıyorum. Paldır, küldür düz yolun ortasında iki takla atıp karşıdaki tarlanın kenarına düştük. Ama ne düşüş… Anadol’un tavanı yok… Arka lastik tarlanın ortasında, Önder’in yanında, Bülent arabanın altında, İlhan gözlüğünü arıyor… Ve ben direksiyonda istifimi bozmadan oturuyorum…
Kazanın şokunu atamamışız ve hepimiz gülüyoruz…
Damlarında otururken kazayı görerek koşup gelen Elmahacılı’ları  Bülent karşılıyor…
“Nasıl oldu” diye soran meraklılara da en hergele cevabı veriyor. “At tepti”…
Bu arada yavaş yavaş ta kendimize geliyoruz.
İlk taklada tavan kopmasa ve araba ters dönerek o halde kalsa hiç birimiz sağ çıkamazdık…
Burnumuz bile kanamamıştı çok şükür.

 

Ne yapacağımızı bilmeden beklemeye koyulduk.
Bir araba gelir de bizi Yozgat’a düşürür mü diye bekliyoruz.
Epey bir zaman sonra uzaktan bir jip göründü… Kazayı görünce durdular…

Terzi Artin abi ile Foto Doğan abi rahmetliler… Çakırkeyifler ikisi de…
Bizi jipe doldurdular, Yozgat’a getirdiler ama
“Ben nasıl gideceğim dükkana? Babama ne diyeceğim.” diye hayıflanırken,
Artin abi, “Ben hallederim, sen bu gün görünme babana” diyerek bizi gönderdi…

Gençlik bu ya, nereye gideceğiz? Önce Lise Caddesine… Okulların dağılma saati,

Sevgilimi görüp halimi arz edeceğim… Gördüm, halimi de arz ettim.

Bana kızdığı için mi, korkup paniklediği için mi,
yoksa üzüldüğü için mi bilemiyorum ama cevabımı aldım…

”Daha kötü ol!”

Ve ben hep “daha kötü” oldum!
Selam ve sevgilerimle…

13 Haziran 2019 Perşembe tarihinde eklendi ve 615 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız