Büyüklere Masallar -12 "Kadir Koçak"

Rıfat ERBAZ

Rıfat ERBAZ
  • camlikgazetesi@gmail.com

Ankara/ Ulus’taki Birinci Sanat Enstitüsü, Elektrik bölümünde okurken, okuldan çıkışlarda, Cebeci’deki Yozgat Talebe Yurdu’na Samanpazarı üzerinden yürüyerek giderdim.
Çocuk denecek yaşta gurbette olmanın verdiği “gariplik” duygularıyla mıdır nedir,
yolumun üzerindeki Yozgatlı hemşerilerimizin dükkânlarına uğrardım.
Yozgat hasreti, ta o yaşlardan beri var yani…
Aklıma ilk gelen isimler Kadir Koçak, Yılmaz Gülay ve diğerleri…

Yılmaz Gülay’ın Anafartalar çarşısı, alt kapıdan girince sağda sarraf dükkânı vardı…
Yeğeni Selim Eskiciöz okul arkadaşım olduğu için sıklıkla onun yanına giderdim.
Kadir Koçak ağabeyle de tesadüfen karşılaşmıştık.
Ulus Şehir Çarşısı alt katında saat, gözlük işi yapardı.
Sanıyorum o yıllarda Kadir ağabey de Ankara’ya yeni gelmişti…
Selim, anarşinin yoğun olduğu o yıllarda, bir kavganın içinde bulmuş kendini…
Başına aldığı darbeler sonucu felç oldu ve ömrünü yatarak geçirdi…
Kadir Koçak ağabey de, bilmiyorum kaç yıl sonra Yozgat’a geri dönmüş,
Meydan Yeri Caddesi'nin Büyük Cami’ye yakın bir yerinde, gözlük- saat işine devam etmişti… Dükkânı da Yusuf Uğur ile Ali Gedik Ağabeylerin dükkânları arasındaydı.
Daha sonra da kendini emekliye ayırıp, gözlükçülüğü oğullarına bırakmıştı…
Sanıyorum halen Yozgat’ta Koçak Optik olarak devam ediyorlar…

***
Bu uzun girişi niye anlattım şimdi…
Ailem İstanbul’a yerleştiği halde, ben tahsilimi tamamlayınca Yozgat’a geri döndüm.
Elektrik Mühendisi olarak memleketimde çalışmak istiyordum.
Mühendisliğim döneminde adını burada sayamayacağım birçok büyüğümden ve meslektaşlarımdan, arkadaşlarımdan çok destek gördüm… 
Yozgatlının kadirşinaslığını, vefakârlığını, fedakârlığını bizzat yaşadım…

***
Kadir Koçak ağabey, Bandellinin bağların oralarda bir küçük ev yapmıştı.
Evine elektrik alabilmesi için projesini hazırlamamı istedi.
Küçük bir iş olduğu için de para talep etmedim.
Etsem ne olurdu ki yani. Bir dairenin elektrik projesini bir milyona ( bir liraya) çiziyordum.
***
Aradan yıllar geçti… Sürekli proje yapmaktan gözlerim bozuldu… Gözlük almam gerekti…
Kadir ağabeyin oğlu İbrahim’e gittim. Hesabımı çıkardı. Üç yüz milyon!…
Bana taksitle ödememi önerdi, kabul ettim…
Birkaç gün sonra gözlüğümü almaya gittiğimde Kadir ağabey de dükkândaydı.
Ben, İbrahim’e peşinatı ödeyecekken, müdahale etti…
Dedi ki, “Rıfat’ın gözlüğünü benim hesabıma yaz, para alma…”
“Aman abi olmaz öyle şey” filan dediysem de, kabul etmedi.
“Abi” dedim, “Ben senin küçük bir işinden para almadım diye, sen üç yüz milyon liralık gözlüğün parasını almıyorsun. Böyle şey olmaz!”
Dedi ki, “Gel hele yeğenim otur yanıma. Bu hesap senin düşündüğün gibi değil…
Hani sen yıllar evvel, Ankara Ulus’taki dükkânıma gelirdin ya…
İşte ben o dükkânı açmak için Yozgat’tan giderken,
babam gitmemi istemediği için aramız açılmıştı. Bana yardım etmedi. 
Ve ben Yozgat’tan ayrılırken amcan Şükrü Erbaz koynuma bir zarf soktu… 
O zarftan çıkan parayla ben Ankara’da işlerim yoluna girene kadar 
hem evimi geçindirdim, hem de evimin ve dükkânımın kirasını ödedim…
Benim babamın bana yapmadığını arkadaşım Şükrü Erbaz yaptı. 
İyilik unutulmaz!..
O gözlük benim sana hediyemdir. Al git, güle güle kullan…”
Var mı bu masal için bir diyeceğiniz?
Selam ve sevgilerimle…

20 Haziran 2019 Perşembe tarihinde eklendi ve 620 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız