Alevî’nin Kötüsünü Görmedim! Kötülüğünü De…

Rıfat ERBAZ

Rıfat ERBAZ
  • camlikgazetesi@gmail.com

Çocukluğumuzun Unpazarı’nda Gürcüler’in (Civelek’lerin) gobellerle arpa, buğday yığınları içinde boğuşurken İbalı emminin sevecen sesiyle kendimize gelirdik. “Etmeyin çocuklar dağıtmayın buğdayları.” Uzun boylu, fötr şapkalı, beyaz gür bıyıklıydı. Şimdiki Cemil Bacanlı’nın dükkanının solundaki dükkan onundu. Onun solunda da babamın hazır elbiseci dükkanı vardı.
Üst katlarda terzi Del’üsüyün ve terzi Asım Duman kiracılarıydı İbalı emminin.

Yarım akıllı bir de oğlu vardı İbalı Ağa’nın. Ali İhsan. Cuvarası hiç eksilmezdi dudaklarından.
Tuzkaya’da Necip amcamlarla karşılıklı komşuydular. Dünya iyisi bir hanımı vardı.
Gene Unpazarı’nda Nusret Köylüoğlu’nun dükkânın yanında Soyaslanlar vardı. Baba Hasan Soyaslan, Oğulları Ali ve İhsan… Hasan emmiler o dükkandan ayrılıp, bizim yanımızdaki İbalı Ağa’nın dükkanına geçtiler. Daha Sonra biz Kapalıçarşı’ya, Soyaslanlar da Ankara ve İstanbula gittiler. Hasan Emminin gidişinden sonra Yaşar Şahiner ve kardeşi konfeksiyoncu olarak daha sonra da Radyocu Erdoğan kiracısı olmuştu İbalı Ağa’nın.
Köylüoğlu’nun yanına bu defa Etem Soyaslan ve oğulları gelmişti. İğneden ipliğe ne ararsanız bulurdunuz Soyaslanlar’ın dükkânlarında. Onlar da siyasi olaylar yüzünden Yozgatdan göçenlerdendi. Tıpkı Meydan Yerindeki Kuyumcu Aşur Turan ve diğerleri gibi.
Gene Unpazarında bir İbrahim’imiz daha vardı. En son Tekel bayiliği yapmaktaydı.
Sanat ortaokulunda okurken yaz kış demeden Köçekkömü köyünden okula her gün yürüyerek gelip giden sınıf arkadaşlarım Yusuf İbiş, İbrahim, Memiş Murat ve daha niceleri…
Ali Can, GS lı Salih Kaytan…
Antalya’dayken GS lı Salih’in vefat haberi geldi. Cenazesine iştirak ettim. O mahallede Yozgatlı Alevîlerin bana gösterdiği alâkayı kelimelerle ifade edemem.
Şimdinin Şemsiyeli sokağı, Süsler Sokak’ta berber Asım Ekmekçi vardı. Yanında kardeşi Mustafa Ekmekçi’nin bakkal dükkanı vardı. Asım abi yurt dışına, Mustafa abi de Antalya’ya gitti.

Antalya’da gerek askerlik dönemimde, gerek sonrasında hemşerilik, ahbaplık, dostluk ettiğim Mustafa Ekmekçi’den gördüğüm insanlık unutulur mu!
Salı pazarına en güzel, en lezzetli yoğurt Köçeğinkömü’den gelirdi. Diğer köylüler bu yoğurdu karalamak için “Köçeğinkömülü’ler yoğurdu mayalarken içine tükürüyor” diye dedikodu yaparlardı. Ama o lezzette yoğurt yapmayı da beceremezlerdi.
Zerenler vardı. Sanat ortaokulundan hocam Veli Zeren, kardeşleri Askeri Doktor İbrahim Zeren, Hastanede görevli Kemal Zeren. Türk Halk Müziği sanatçısı Nursal Zeren ve babası Hasan Zeren. Onlar da Tuzkaya’da amcamların komşusuydu.
Yozgat Lisesinden mezun eskilerin hatırlayacağı müzik öğretmeni Baki Öz vardı.
Meydan yerinde Allının Celal’in dükkânının yanında manifaturacı Hasan Özer ve Osman Özer vardı. Oğlu radyocu Erdoğan ve eşi Rukiye, oğulları Ender ve kızları Emel…
Unpazarı’ndan Büyük Cami’ye giden ara yolda manifaturacı Behzat Ertuğrul vardı.
Dünya iyisi bir büyüğümüz. Oğulları Ali Ekber ve Erdal… Çocukluktan arkadaş, deli çağda karşıt görüşlüydük.
Motosikletli boyacımız vardı, Hasan Eliaçık. Daha sonraları müteahhitlik yapmıştı. Şimdilerde oğlu Kazım Eliaçık sürdürüyor baba mesleğini.
Şehir Çayevini işleten Hasan Kurumlu, oğulları Musa ve Necip. Garson İsmail abi, oğlu kambur boyacı…
Mühendislik yaparken büromun elemanı Özgür vardı mesela. Kuyumcu köyünden.

Efendiliği, saygıyı, terbiyeyi ben Özgür’de görmüştüm.
Epilepsisi vardı. İlacı bulunmuyordu. Kazalardaki eczacı arkadaşlarımdan ilaç toplamıştım.
Bir Pazar köye davet etti, ailecek gittik. Yoksulluğu ben orada gördüm,
İki göz odalı kerpiçten bir dam. Yerde çul yok. Sıkıştırılmış toprağa basıyorsunuz.
Başka detay vermek istemiyorum. Varın anlayın…

Kuyumcu köyü demişken, Ankara yolunda, dere kenarında pikniğe giderdik.
Ali emminin bahçesiymiş. Nasıl tatlı dille, güler yüzle karşılardı bizi.
Hanımı kırk kurbanı bir olurdu…

Eskipazar’da, eski Öğretmen Okulu’nun altında Kel Salih vardı.
Mahallenin gobelleri akşama kadar bahçesinde top koştururlardı da bir kötü söz etmezdi.
 Kapalı Çarşı’da dükkan Komşumuz Celal Bakır vardı. Oğulları İlker, Kemal ve Baki…
Yıllarca komşuluk ettik, ağrıyıp incinmedik birbirimizden. Amcaları halk ozanı İbrahim Bakır vardı.
Tüccar İhsan Bakır vardı, babamın arkadaşı. Oğulları Hüseyin ve Haydar.

Pastacı Durmuş Aslan vardı. Sivas Caddesi’nde Yalçın Bacanlı  apartmanı yokken, Durmuş abiyle Yalçın abi ortak pastane açmışlardı. Yaz akşamlarının en güzel dondurmalarını Durmuş abinin elinden alırdık. Sonra Balçova’ya taşındı.
Ne zaman ziyaretine gitsem, yere göğe koymazdı.
Karacı Askeri doktor İbrahim Zeren’in yanı sıra, Denizci Erdal Kurumlu’muz, Havacı Hüseyin Ekmekçioğlu ağabeylerimiz vardı…
Dükkânımız Eminönü, Mısır Çarşısının arkasındaki Çiçek Pazarı Sokağındayken, bir yanımızda İhsan Soyaslan öbür yanımızda Veli Altun vardı. Çamaşır toptancılığı yaparlardı.
Gene Beşiktaş’ta Arıkan Holding vardı. Bahadın köyünden gitme. İbrahim Arıkan, oğulları, yeğenleri… Bir ziyaretimde “ Bizi iyi ki Yozgatdan kovmuşsunuz hemşehrim. Yoksa biz köyde kalsak böyle büyüyebilirmiydik!” demişti İbrahim bey.
Urla’ da tanıdığım emekli Albay Metin Arıkan’da aynı ailedendi…
Gene aynı köyden çoğumuzun tanıyabileceği öğretmenimiz, edebiyatçı, şair, yazar Arif Baş vardı.
Daha; adını hatırlayamadığım yüzlerce Yozgat Alevîsi komşum, hemşehrim, arkadaşım vardı.

Ben Alevî’nin kötüsünü de görmedim, kötülüğünü de…
Selam ve sevgilerimle…

27 Haziran 2019 Perşembe tarihinde eklendi ve 1240 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız