F-35 Kararı Sonrasında ABD-Türkiye İlişkileri

Türkiye’nin NATO’nun en büyük hasmı kabul edilen Rusya’dan S-400 hava savunma sistemlerini satın alıp ülkeye getirmesi sonrasında öngörüldüğü üzere Türkiye yirmi yıldan bu yana ortağı olduğu F-35 savaş uçağı projesinden çıkarıldı. Türkiye’nin almayı planladığı 100 adet F-35 savaş uçağı Türkiye S-400 kararından vazgeçmediği müddetçe Türkiye’ye verilmeyecek. Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programından çıkması sonrasında F-35 savaş uçakları için  900 adet parça üreten Türk askeri şirketlerinin artık bu üretimleri yapamayacak olmaları sebebiyle doğan maddi zarar 9 milyar dolara ulaşmış durumda. Ayrıca Türkiye’ye verilecek olan F-35 savaş uçaklarının Yunanistan’a verilmesinin planlandığına dair haberlerin doğru çıkması durumunda Yunanistan ile Türkiye arasında hava kuvvetleri noktasında Türkiye’ye dönük olan dengenin Yunanistan’ın lehine değişeceğini şimdiden öngörmeliyiz. Türkiye açısından F-35 savaş uçaklarına sahip olamamak orta ve uzun vadede ülkemiz adına ulusal güvenlik noktasında büyük bir zafiyet doğuracaktır. Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması sonrasında Türkiye’ye dönük askeri yaptırımların başlayacağı artık çok açıktır. Yalnız sorun sadece Türkiye’ye dönük askeri yaptırımların başlaması değil 31 Temmuz sonrasında kısa adı CAATSA(Amerika’nın yaptırımlar yoluyla hasımlarıyla mücadele yasası) olan kanun kapsamında Türkiye’ye dönük çeşitli türde ekonomik yaptırımların da başlayacak olması. CAATSA kanunu kapsamında ABD başkanı kanun da öngörülen 12 çeşit ekonomik yaptırım biçiminden ilk planda 5 tanesini seçerek Türkiye’ye dönük bir biçimde uygulanmasının önünü açacaktır. Anlaşılan o ki Türkiye’ye dönük ekonomik yaptırımlar ilk planda daha hafif ekonomik yaptırımlar olarak başlayacak sonrasında Türkiye’nin tavrına göre ağırlaştırılacak veya hafifletilecek fakat her halükarda 31 Mart sonrasında Türkiye’ye dönük ekonomik yaptırımlar ABD tarafından başlatılacaktır. ABD yönetimi tarafından   Türkiye’ye dönük olarak başlatılacak olan askeri ve ekonomik yaptırımların olumsuz etkilerini çok çeşitli alanlarda önümüzdeki Ağustos sonrasında hissetmeye başlayacağız. Türkiye-ABD ilişkilerinde yaşanan kırılma ve Türkiye’ye dönük uygulanacak olan askeri ve ekonomik ambargonun olası etkileri şunlar olacaktır: 1) 1952 yılından beri NATO üyesi olan Türkiye’nin NATO üyeliği NATO üyeleri arasında giderek sorgulanmaya başlanacak ve ilerleyen süreçte Türkiye NATO içerisinde izole bir üyeye dönüşecektir.2) Türk savunma sanayi şirketleri ve Türk ekonomisi açısından zor günler kapıdadır. Zira ekonomik sistem açısından dünya ile entegre olan Türkiye’ye ABD yaptırımları sonrasında sıcak para girişleri tamamen duracak bu başta döviz kuru olmak üzere  bir çok ekonomik göstergeyi olumsuz etkileyecektir. Döviz kurunun bu süreçte giderek yükselmesi olasıdır. 3) Türk bankacılık sistemi bu süreçte dışarıdan kredi bulmakta zorlanacak bu da zaten sıkıntılı bir süreç yaşayan finans sistemini daha zorlayacaktır. 4)Türkiye’nin giderek NATO’dan uzaklaşan bir görüntü çizmesi Türkiye’nin Doğu Akdeniz meselesinde tamamen yalnız kalmasına sebep olacak ve bunun sonucunda Yunanistan ile Türkiye Doğu Akdeniz’de silahlı bir çatışmanın eşiğine gelebilme ihtimalini yükseltecektir. 5)Doğu Akdeniz’de Yunanistan ile yaşanan bir silahlı çatışmada ABD Yunanistan’ın yanında yer alacak ve bunun sonucunda Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin lehine olan güç dengesi Türkiye’nin aleyhine bozulacaktır. 6) Türkiye’nin NATO içerisinde zayıflaması sonrasında Türkiye’nin Suriye politikasında Rusya ve ABD karşısında güçlü bir taraf olarak masaya oturabilmesi şansı giderek azalacaktır. 7) Türkiye özellikle Suriye politikası noktasında ABD’yi tamamen karşısında bulacak ABD Suriye politikasını Türkiye karşıtı bir zemine oturtacaktır.8) Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de veya Suriye’de ABD ile karşı karşıya gelmesi ve silahlı bir çatışmanın oluşması sonrasında ülkemizde yeni bir darbe girişimine dönük hareketler görülebilir. 9)2020 Kasımında gerçekleşecek olan ABD Başkanlık seçimlerini Demokrat partili bir başkan adayının kazanması durumunda Türkiye’ye dönük dış politika yaklaşımı çok daha sert bir hal alacaktır zira Demokrat partili adaylar Türkiye politikası noktasında TRUMP’ı yumuşak  davranmakla suçlamaktadırlar. 1952 ‘den beri NATO üyesi olan ülkemiz açısından Türkiye- ABD ve dolayısıyla Türkiye- NATO ilişkilerinin tarihinin en kötü dönemini yaşadığı çok açıktır. Türkiye’nin ulusal güvenliği noktasında NATO’nun Rusya karşısında Türkiye’yi güvenlik şemsiyesi altına alması son derece önemlidir. Son 4 asırdaki Türk- Rus ilişkilerine baktığımızda Rusya’nın tarihsel süreçte ve bugün içinde stratejik konuda Türkiye ile ortak düşündüğü görülmemiştir. Rusya tarihsel hedefleri olan ve bu hedeflere ulaşmak için çoğu zaman askeri yöntemler uygulayan bir devlet olmuştur. Bu açıdan NATO’da zayıflayan bir Türkiye’nin Avrasyacı bir anlayışla Rusya’ya yönelmesi asla doğru bir tercih değildir. Türkiye geçmişten bugüne getirdiği tarihsel deneyim ışığında Rusya ile bir komşu olarak iyi ilişkiler kurmalı fakat asla Rusya’nın nüfuz alanına girmemelidir. Rusya ile böyle bir yakınlaşma ulusal güvenliğimiz açısından son derece önemli bir risk içermektedir. Türkiye dış politika da asla Avrasyacı hülyalara teslim olmamalı gerçekçi bir biçimde dış politikada 2011 yılına dek uygulanan doğu-batı dengesini esas alan siyasetine acilen geri dönmelidir. Türkiye- NATO ilişkileri ülkemiz açısından S-400 meselesine indirgenemeyecek kadar mühimdir Türkiye’nin ABD ile ilişkilerinin giderek kopması ve Türkiye’nin giderek batıdan kopması Türkiye açısından bir beka meselesini ortaya çıkaracaktır. Türkiye gibi Ortadoğu coğrafyasına komşu olan bir ülke açısından NATO üyesi olarak kalmak ulusal güvenliğimizin açısından en sağlam sigortadır.

23 Temmuz 2019 Salı tarihinde eklendi ve 244 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız