Türkiye’de Sığınmacı Meselesi Nasıl Çözülür ?

 

2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı sonrasında Türkiye’nin Suriyelilere dönük olarak başlattığı açık kapı politikası sonucunda 2019 yılı Temmuz ayı resmi rakamlarına göre bugün ülkemizde 3.5 milyonun üzerinde geçici koruma statüsünde bulunan Suriyeli yaşıyor. Türkiye kamuoyu her ne kadar Türkiye’de var olan sığınmacı meselesini Suriyeliler üzerinden tartışsa da Suriyeliler dışında Iraklı, Afgan ve İranlı olmak üzere çok çeşitli doğu ülkelerinden gelen sığınmacıları da düşündüğümüzde Türkiye’de 6 milyona yakın geçici koruma statüsünde yaşayan sığınmacı şu an ülkemizde ikamet ediyor. Bugün ülkemizde hemen her ilde bu ülkelerden göç etmiş sığınmacılara rastlamak mümkün. Sığınmacı sayısının yıllar içerisinde giderek artması ve sığınmacıların büyük bir kısmının bundan sonraki süreçte Türkiye’de kalıcı olduğunun anlaşılması sığınmacı meselesini yeniden gündeme oturttu. Dünden bugüne  Türkiye’de var olan sığınmacı meselesine  dönük yazmış olduğum  bir çok yazımda da  belirttiğim üzere sığınmacı meselesinin politik, ekonomik, psikolojik ve toplumsal bir çok yönü  bulunuyor. Sığınmacı meselemizi bütün yönleriyle düşünmediğimiz  ve devlet olarak gerçekçi, insani ve tatmin edici bir sığınmacı politikası oluşturamadığımız için bugün ülkemizde giderek büyüyen bir sığınmacı meselesi ile karşı karşıyayız. Sığınmacı meselesini bir kesimin söylediği üzere ülkelerine dönsünler veya zorla gönderelim diyerek çözebilmemiz teknik olarak mümkün değil. Söylediğim üzere yaklaşık altı milyona yakın sığınmacının bulunduğu ülkemizde bu kadar milyonlarca sığınmacıyı nasıl ve nereye göndereceksiniz? Suriye iç savaş tamamen bitmeden ve Suriye devleti ile siyasi ve açık ilişki kurmadan nerdeyse 4 milyona ulaşmış olan Suriyeli sığınmacının ülkelerine dönme ihtimalini düşünmek hiç de gerçekçi bir fikir olmadığı çok açık. Bugün ülkemizin bir ili olan Kilis’te yaşayan Suriyeli sayısı 130 binin üzerinde ve yerli nüfusu geçmiş durumda. İstanbul’da bulunan Suriyeli sayısı 600 yüz binin üzerinde iken veya Urfa’da ikamet eden Suriyeli sayısı en az 300 bin iken ülke olarak şapkamızı önümüze koyup zararın neresinden dönersek kardır diyerek düşünmek zorundayız. Suriyelilere dönük ırkçı ve ötekileştirici söylemlerin son dönemde artmasında ülke ekonomisinin gidişatının son dönemde iyi gitmemesinin büyük payı olduğu gerçeğini görmekle birlikte ülkemizde yaşayan sığınmacıların yaşamak için en zor işlerde karın tokluğuna çalıştırıldığını ve bu insanların ucuz iş gücü üzerinden çok sayıda kişinin kar ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla hem sığınmacıların ucuz iş gücünden faydalanıp sonrasında sığınmacıların ülkelerine dönmelerini istemek ahlaki olarak tam bir iki yüzlülük olarak görülmeli. Avrupa’da yaşayan milyonlarca Türk ve Müslüman topluluk bugün bir çok Avrupa ülkesinde ırkçıların ve İslam karşıtlarının hedefi halinde iken bizim insani olarak Avrupalı bu ırkçılarla aynı pozisyonda ülkemizde yaşayan sığınmacılara dönük hareket etmemiz bizim medeniyet şuurumuzla ve Müslümanlığımızla ve insanlığımızla asla bağdaşamaz. O vakit sığınmacılara dönük ötekileştirici ve ırkçı sloganları bir tarafa bırakıp aklıselim ile düşünmek durumundayız. Ülkemizde var olan sığınmacı meselesini doğru bir biçimde yönetmek için bu konuda ülkemizde çalışan uzmanlara kurum ve kuruluşlara kulak vermek durumundayız. Sığınmacı meselesi ile ilgili çok sayıda yazdığım yazı da önceden de belirttiğim üzere acilen Göçmen Bakanlığını kurmak zorundayız. Ülkemizde var olan sığınmacı meselesini İçişlerine Bağlı olan Göç İdaresi Genel Müdürlüğü yoluyla çözebilmemiz mümkün gözükmüyor. Bu mesele ancak bakanlık düzeyinde bir kurumsal yapı ile yönetilebilir. Orta ve uzun vade de özellikle Suriye ile olan ilişkilerimiz ülkesine dönmek isteyen Suriyeliler adına son derece önemli olacaktır. Suriyelilerin ülkelerine dönebilmeleri adına önümüzdeki dönem zarfında Suriye devleti ile bir şekilde resmi görüşmelerin yapılması gerekmektedir. Suriyelilerin bugün Türkiye’nin yönetimi altında bulunan bölgelere toplu bir biçimde göçünü sağlamak başta güvenlik olmak üzere çok sayıda insani sorunun ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Dış politikada Suriye meselesi noktasında bugün izlediğimizden daha farklı bir çizgi izlemediğimiz müddetçe Suriyelilerin ülkelerine dönüşünü hızlandıramayız. Ayrıca bugün ülkemizde var olan sığınmacıları Avrupa ülkeleri noktasında birer baskı aracı olarak kullanma politikasından da vazgeçmek durumundayız. Çünkü bu yaklaşım ne insani ne de ahlaki bir yaklaşımı barındırıyor. Ülkemizde var olan sığınmacı meselesi bugünden yarına asla çözülmeyecek. Suriyelilerin bir kısmı ülkesine dönse dahi ülkemize doğu ülkelerinden sığınmacı gelmeye devam edecek. Zira sığınmacıların büyük bir kısmı ülkemizi Avrupa’ya geçişte birer köprü ülke olarak görülmeye devam edecek. Bu açıdan Türkiye önümüzdeki 10 yılda sığınmacı akınına karşı gerekli güvenlik tedbirlerini alır iken ülkemizde yaşayan  sığınmacıların  topluma  entegre olması adına bugün de devam etmekte olan eğitim ve istihdam odaklı politikaları genişleterek devam ettirtmek durumunda kalacak. Ayrıca sığınmacılar ile ilgili geçici koruma statüsünün tartışılması elzemdir. Geçici koruma statüsü yerine çok daha kapsayıcı bir hukuki statü olan mültecilik statüsünün sığınmacılara dönük bir biçimde nasıl uygulanacağını tüm yönleri ile konuşulması ve bunun için gereken hazırlıkların yapılması önemlidir. Ülkemizin bir sığınmacı kampına dönüşmemesi adına sığınmacılara dönük devlet politikalarını hayata geçirirken bölgemizde yeni göç dalgaları oluşturacak yeni silahlı çatışmaların doğmaması adına dış politikada dengeleyici ve bölgesinde barış ve huzur isteyen Türkiye kimliğine yeniden dönmek zorundayız. Bölgemizde yaşanacak olan yeni çatışmaların ve savaşların milyonlarca yeni sığınmacıyı ülkemize yönlendireceğini hiçbir zaman unutmamalıyız.

6 Ağustos 2019 Salı tarihinde eklendi ve 183 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız