Yargı Reformu ,Siyaset Ve Hamaset

M.Rıfat BACANLI

M.Rıfat BACANLI
  • camlikgazetesi@gmail.com

Son günlerin en tartışmalı konusu yargı reformu strateji belgesidir. Hazırlanmasında şahsımın da bulunduğu ve topluma mucize gibi sunulan yargı reformu strateji belgesi beklentilerin çok uzağındadır.

Bu tür belgelerde genelde hedefler açık ve belirlidir. Hangi düzenlemenin nasıl yapılacağı tüm toplumun anlayacağı şekilde tek tek açıklanır. Belgede arızalar söylenmiş ama nasıl düzeleceği ne kadar sürede hangi işin yapılacağı ortaya konmamıştır.  Belge yargı konusunda bir ana plandan yoksun olup günü kurtarmaya yönelik önlemler büyük bir yenilik gibi sunulmaktadır.

Adalet üzerinde hamaset yapılacak, siyasi ikbal aranacak bir kavram değildir. Kutadgu Biligde söylendiği gibi “Adalete istinat eden kanun  göğün direğidir.; kanun bozulursa, gök yerinde duramaz. Hükümdar da şöyle der. “Asıl dileğim şudur: bana gelen zenginleşsin, benim sayemde kudret ve nüfuzu artsın.” Adalet memlekette iyi bir düzeni , iyi bir düzen de beraberinde refahı getirecek; bu refah toplumsal düzeni pekiştireceği gibi, adaletin meşruiyetini aldığı kural ve kurumları da güçlendirecek, halkın bunlara bağlılığını artıracaktır. Bu adalet-düzen-refah ilişkisi Kutadgu Biligde sıklıkla karşımıza çıkar. “Hükümdar, günden güne iyi kanunlar vazetti. Halk zenginleşti, memlekette nizam kuvvetlendi; halk hükümdara dua etti.” Öğdülmiş’in hükümdara şu öğüdünde  bu üçlü ilişki açıklıkla görülebilir:  “Memleket tutmak için, çok asker ve ordu lazımdır; asker beslemek için de çok mal ve servete ihtiyaç vardır. Bu malı elde etmek için, halkın zengin olması gerektir; halkın zengin olması için de, doğru kanunlar konulmalıdır.”

Yargıtay başkanı AB raporuna karşı net,doyurucu ve hukuki bir cevap verememiştir. Yargıtay başkanının ‘’  Yargıtay Onursal Başkan ve Üyelerinin hukuk fakültelerindeki derslerde öğretim görevlisi olarak çalışmalarına imkan sağlayan kanuni bir düzenleme yapılmalıdır. Yüksek Öğretim Kurulu ve üniversitelerin bu konuyu gündeme almaları, nitelikli öğretim üyesi açığının kapatılması bakımından faydalı olacaktır. ‘’ şeklindeki açıklaması da talihsizdir. Yargıtay üyeleri daha önlerindeki dosyalar ile başa çıkamaz, hukuk alanında doktrinsel bir hukuki gelişim sağlayamaz  iken hiçbir akademik kariyer yapmadan bu işe heveslenmeleri maddi bir beklenti ve ek gelir talebi olarak görülmektedir. Yine Yargıtayın hukuk sistemine taşıdığı bozuklukları(iş yükü sebebi ile bazı usul kurallarını hiçe saymak, usulun esastan önce geldiğini unutmak, formül onama bozma kararları oluşturmak,masumiyet karinesini görmezden gelmek) hukuk fakültelerindeki genç dimağlara bulaştırmasına engel olmak gerekir. Yargıtay üyeleri okulda hoca olmak yerine hukukun üstünlüğü endeksinde ülkemizi 109. Sıradan daha yukarı taşımak için uğraşmalıdır.  

Bence hukuk fakülteleri için en doğrusu doktorasını tamamlamış avukatların kadrolu olarak üniversitelerde çalışmalarını temin etmektir. Süreç içinde akademik kadro olarak kendini geliştiremeyen hukuk fakülteleri kapanmalı veya birleşerek yeterli kadroya sahip şekilde  güçlü fakülteler haline gelmeleri sağlanmalıdır. Ülkemizde  kadrosunda tek bir profesörü olmayan çok sayıda hukuk fakültesi bulunmaktadır. Yine eskiden yüzde birlik dilimler ile öğrenci alan fakültelerde öğrenci kalitesi son derece düşmüştür.

Yargıtay başkanı ‘’Ayrıca, çok kapılı adliye sistemi uyarınca özellikle ticari davalarda tahkimin de geliştirilmesinde fayda bulunmaktadır. Bu konuda geçtiğimiz dönem kayda değer bir ilerleme sağlanamamıştır. Ticari uyuşmazlıklarda tahkimin geliştirilmesinin sağlanamaması halinde bu uyuşmazlıklar konusunda uzman arabulucular görevlendirilmelidir. ‘’ demişse de  mucize strateji belgesinde bu konuya ilişkin tek cümle olmadığını belirtmemiştir. Bu açıklamada kendi kendisi ile çelişiktir.

Kendini kendi ifadesi ile uygulayıcılar için bir rehber olarak gören strateji belgesinde yargı bağımsızlığı sadece laftan ibarettir. Yargının rehbere değil bağımsızlığa ihtiyacı vardır. Bugün üstleri aranmadan saraylara giremeyen hakimler böyle bir rehberi kabul edebilirler ama avukatlar asla kabul edemezler. Yargı harçlarının yüksekliği ve dünyada görülmedik şekilde yüzdelik oranların gittikçe artırılması halkın adalet peşinde iken devletin para peşinde olduğu izlenimi vermektedir.

Adalet ekmek gibi su gibi her zaman herkese lazımdır.  Hakim savcılık mesleğinde ortalama kıdem üç yıla kadar düşmüştür. Hakimler saray kapısında sıra sıra dizilip, üst araması yapıldıktan sonra toplantı yerine alınmaktadır.

 

            Avukatlık Kanunu 110. Maddesi açık olup Türkiye Barolar Birliğinin görevlerini açıkça belirtmiştir. Baroları ilgilendiren konularda her baronun görüşünü öğrenip, ortaklaşa görüşmeler sonunda çoğunluğun düşünce ve görüşünü belirtmek TBB nin görevidir.  Adli yıl açılış konuşmasında bu görev yerine getirilmemiş azınlık görüşleri ile yetinilmiştir. Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa, Adana ,Mersin,Kocaeli gibi onlarca  baronun görüşleri dikkate alınmamıştır. Söz konusu vatansa gerisi teferruattır gibi beylik laflar ile havanda su dövülmüştür. Hukukun üstünlüğü endeksinde 109. sırada olmamız bu konuşmada bir şikayet konusu olmamıştır.  Adalet bakanı ve müsteşarı HSK da ne arıyor diye nezaketen bile sorulmamıştır.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ülkeyi uçuşa geçireceği iddiası gibi yargı reformu strateji belgesinin hukuk sistemini  uçuşa geçireceğini iddia etmek   siyasi ikbal için yeniden pozisyon almaktır.  Bu strateji belgesi de bundan önceki üç strateji belgesi gibi pek bir işe yaramayacaktır. Büyük hukuk sorunları karşısında diller lal olmuş, elden gelen sadece hangi görevde olursa olsun uyumlu çalışacağını ilgili yürütme makamına arz etmek olmuştur. Sorunların çözüm merkezi bizzat yasama organıdır,meclistir. Yürütmenin başı sorunun çözüm merkezi değildir. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin yürürlükte olmadığını TBB de bildiği için sorunları arz işini yasama yerine yürütmenin başı ve aynı zamanda bir siyasi parti genel başkanına  yapmakta ve milli iradenin yok sayılmasına katkıda bulunmaktadır. Üstelik çözümü istenen sorunların bir çoğu son onbeş yılda mevcut iktidar yüzünden ortaya çıkan sorunlardır.

Ülkede yargıya güven yoktur zaten ülkenin BAŞKENTİNDE BİR ADLİYE BİNASI DA YOKTUR. İtibardan tasarruf etmeyen zihniyet, galiba başkentte işhanından bozma yerlerde on ayrı binada adalet dağıtılmasını uluslararası prestij olarak görmektedir. Barolar birliğinin kanunların avukatlara tanıdığı hakların gerçekleşmesine ve yüklediği görevlerin tam ve şerefli bir şekilde yerine getirilmesine çalışmak görevi ile ilgili ne gibi çabalar göstereceği de adli yıl konuşmasında yoktur. Bugün üstleri aranmadan saraylara giremeyen hakimler, avukatları ikinci sınıf görmekte, en küçük bir husus ile ilgili görüşme taleplerini dahi kabul etmemektedir. Adliyeler içinde avukatların, hukukun ve bağımsız yargının giremediği kısıtlı alanlar yapılmakta, meslektaşlar duruşma salonlarından kovulmakta, Cumhurbaşkanı korumalarından yedikleri dayak yanlarına kar kalmaktadır.          

Türkiye Barolar Birliği ile avukatlar arasında hiyerarşik bir ilişki yoktur. Avukatlar ile kayıtlı oldukları barolar arasında da bir emir komuta zinciri mevcut değildir. Adli yıl açılış konuşmasının yapısı ve içeriğine bakılır ise üst meslek birliğimiz kendini tüm  avukatların patronu sanmakta herkes adına boş konuşmaktadır.

 

7 Eylül 2019 Cumartesi tarihinde eklendi ve 908 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız