Özlenen geçmiş

Dilara BATUR

Dilara BATUR

Geçmişten günümüze kısa bir yolculuk yapmak istiyorum sizlerle birlikte. Bugünlerin bir kısmını sizlerin benden daha iyi bileceğine eminim.

Aslında ben sadece yetişebildiğim ve ailemin bana anlattıkları kadarıyla sizlerle bir şeyler paylaşmak istiyorum. Mevsimin kış olması nedeniyle geçmiş dendiğinde aklıma ilk olarak her evin olmazsa olmazı sobaların üzerinde çatırdayan kestaneler, kaynayan suyun çıkardığı ses ve gece olduğunda tavana yansıyan ateşin o muhteşem görüntüsü geliyor.

Sobanın sıcağı mıydı insanları ısıtan yoksa insanların birbirleriyle olan sıcacık iletişimleri mi? Eskiden insanlar kıyafetlerini terzide diktirirlermiş. Tabi o zaman günümüzdeki kadar yaygın değildi markalar ve mağazalar.

Hele bir de el emeği, her ilmeği sevgiyle örülmüş o kazaklar… Hangisi daha kıymetli sizin için? Sizi daha sıcak tutan hangisi; marka kazaklar, marka hırkalar mı yoksa el emeği göz nuru dediklerimiz mi? Eskiden daha mı mutluydu insanlar, birbiriyle daha mı çok şey paylaşma fırsatı buluyordu? Gün geçtikçe uzaklaştık mı insanlardan, insanlığımızdan?

Çok soru sorduğumun farkındayım ama hepinizin aynı cevapları verdiğini duyar gibiyim. Ben artık sokaklarda oynayan çocuklar göremiyorum. Bundan 10-15 yıl öncesine kendi çocukluğuma bakıyorum da o günlerimizin ne kadar dolu dolu olduğunu görüyorum.

Aramızda sadece iki yaş fark olan abimle birlikte sabah kahvaltısından sonra tüm çocuklarla dışarıda olduğumuz, akşam olana kadar sayısız oyunlar oynadığımız tatiller… Şimdilerde bırakın oyunlar oynamayı, çocuklar birbirleriyle iletişim kurmaktan uzak hale geldi. 3 yaşındaki çocukları bile tabletle, telefonla, televizyonla oyalayarak yemek yedirmeye çalışan aileler varken bu çocukların yaşıtlarıyla sağlıklı bir iletişim kurmasını beklemek biraz yanlış olacaktır. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken birçok şeyi de aldı götürdü bizden.

Büyüklerimiz eskiden televizyon, internet yoktu gibi cümleler kurar ve başlarlar anlatmaya. Karşılarında oturup saatlerce dinlemek isterim ben onların huzur dolu günlerini, saatlerce güldükleri fıkralarını, sıcacık evlerinde kurdukları sıcacık sohbetlerini…

Annem hep bahseder televizyonla ilk tanışmalarından. Tabi o zaman insanlar günümüzdeki gibi lüks yaşam sürdürmüyordu. Köylerinde sadece sayılı kişilerde televizyonun olduğunu ve akşam olduğunda herkesin o evlerde toplanıp hep birlikte izlediklerini anlatır bana. Tam da o günlerde kaybedilmeye başlandı sıcacık sohbetler.

Uzaklaştık insanlardan, insanlığımızdan. Şimdi onların yerini az önce saydığım şeyler aldı ve biz birbirimizin yüzüne bakmaz hale geldik. Sohbet etmek için oturup saatlerce telefonlarımıza gömüldük.

Kaldıralım kafamızı, bakalım etrafımıza. Hepiniz özlediniz biliyorum o günleri. Bu yüzden hepsini bir kenara bırakın ve size hükmeden teknolojiden günde en azından birkaç saat ayrılın ve sevdiklerinize zaman ayırın.

Geç olmadan, zaman sizden sevdiklerinizi almadan, keşke dememek için onlara zaman ayırın.

1 Mart 2018 Perşembe tarihinde eklendi ve 643 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız