İran'a müdahale kapıda mı?

Türkiye’de bizler seçimler üzerine odaklanmışken geçen hafta içerisinde ABD’nin İran ile yapılan nükleer antlaşmadan çekilmesi orta doğu dengelerini değiştirme potansiyeline sahip bir karar olarak okunmalı.
Şimdilik Avrupa Birliği ülkeleri nükleer antlaşmadan çekilmeyeceklerini ifade etmiş olsalar da ABD’nin taraf olmadığı bir antlaşmanın gerçek anlamda hayata geçmesi mümkün değil. Zira ABD 90 gün içinde İran’a karşı son derece ağır ekonomik yaptırımları yürürlüğe sokacağını belirterek bu konudaki kararlılığını ortaya koydu. Ekonomik yaptırımların İran için yürürlüğe tekrar girmesi zaten son derece kötü durumda olan İran ekonomisi açısından işlerin daha da kötü duruma geleceği anlamına geliyor. Bununla birlikte yaptırımların başlamasıyla İran ile ticaret yapan yabancı şirketlerin bütünü bu ticareti bitirmek durumunda kalacaklar zira bu gerçekleşmez ise İran ile ticaret yapan yabancı şirketler ABD’nin kara listesine alınacaktır. Bu açıdan Türkiyeli şirketlerin de İran ile ticaret yapabilmesi ihtimali kısa vadede ortadan kalkacaktır.
Özellikle Halk bankası davasının ABD’de henüz sonuçlanmadığını ve bu dava sonucunda Türkiye’nin ekonomik açıdan yüklü bir tazminat ödeyeceğini düşündüğümüzde Türk şirketleri ve bankalarının yeni dönem yaptırımlar yürürlüğe girdiğinde İran ile eskisi gibi ticari ilişkiler kuramayacağı açık. İran’ın ekonomik açıdan yaptırımlarla sıkıştırılması İran’a dönük operasyonun ilk aşaması olarak görülmeli zira hedef İran’ın Orta doğu etki sahasını tamamen ortadan kaldırmak olarak gözüküyor.  Bu noktada İran’ın karşısında Suudi Arabistan, İsrail, Birleşik Arap Emirlikleri ve Mısır ‘dan oluşan geniş bir blok var. ABD ve İsrail İran’ın gizli bir biçimde nükleer silah ürettiği tezi üzerinden İran’a şimdiden yüklenmeye başladılar. İsrail İran’ın Lübnan ve Suriye’de olan nüfuzunu yok etmek için askeri operasyonlar planlıyor. Geçen hafta içinde Suriye ve İsrail askeri güçleri sınırda ilk kez karşı karşıya gelip çatışmaya başladı ayrıca İsrail Suriye içindeki Hizbullah hedeflerini vurmaya devam ediyor.
Bu sene içinde Suudi Arabistan Kralı ilan edilecek olan genç veliaht Muhammet bin Selman İran’ın ülkesi için en büyük tehdit olduğunu her defasında dile getiriyor. Şu anda Yemende İran destekli Husiler ile savaşan Suud Krallığı Yemende askeri bir başarı elde edebilmiş değil bu açıdan İran’ın ABD tarafından zayıflatılması Suud Krallığı için en öncelikli mesele haline gelmiş durumda. Hem ABD başkanı Trump hem İsrail Başbakanı Netanyahu iç politikada sıkışmış durumdalar. Trump’ın başı Rusya soruşturması sebebiyle bu aralar çok ağrıyor. Netanyahu ise kendisi ve karısı hakkındaki yolsuzluk iddiaları sebebiyle ülkesinde soruşturuluyor. Her iki lider de  İran meselesini kendi iç kamu oylarını meşgul etmek adına kullanmaya devam edeceklerini söyleyebiliriz. İran’a dönük yaptırımların artarak sürmesi sonucunda ABD ve İsrail İran rejiminin zayıflayarak içten içe çökmesini bekliyorlar bu plan doğrultusunda İran’ın nükleer tesislerine dönük askeri saldırı planlarının da yapıldığı ve konuşulduğu herkesin malumu. İran’a dönük askeri bir müdahalenin olası sonuçları üzerine Türkiye olarak şimdiden düşünmek durumundayız.
ABD’de bugün yönetime hakim olan aşrı milliyetçi gruplar Trump iktidarı bitmeden İran’a dönük askeri bir müdahalenin yapılmasını çok büyük bir heyecanla bekliyorlar. Türkiye ülke olarak yaklaşan bu kasırga karşısında kendi pozisyonunu çok iyi ayarlamak  durumunda zira  İran’a dönük böylesine bir askeri müdahalenin başta ekonomi olmak üzere son derece sarsıcı sonuçları olacaktır. Türkiye yaklaşan bu kasırgaya karşı önlemini şimdiden almalıdır. Fakat görünen o ki Türkiye şu an için kendi iç politikasına gömülmüş bir ülke izlenimi vermektedir. Seçimler sonrasında Türkiye istikrarlı bir ekonomi ve demokratik bir siyasi çizgiye evrilir ise bu ülkemizin hayrına olacaktır. Çünkü küresel güçlerin bir kısmının hedefi İran operasyonundan sonra Türkiye’yi yeniden eksenine oturtmak ve öngörülebilir bir ülke haline getirmektir. İran sonrasında Türkiye hedef olmak istemiyorsa demokratik kurumlarını geliştirmeli ve batı dünyasında şu an için hakim olan otoriter ülke imajından kurtulup demokratik ve evrensel değerlere dayanan bir ülke imajına tekrardan kavuşmalıdır.
Unutmayalım ki Coğrafya kaderdir fakat kaderimizi de yapmış olduğumuz akılcı seçimlerle ülke olarak bizler tayin edeceğiz. Umarım bu gerçeği unutmadan yaklaşan kasırgaya karşı gereken önlemlerimizi alabiliriz.

14 Mayıs 2018 Pazartesi tarihinde eklendi ve 132 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız