Bazı şeyler sınanmaya gelmiyor

Perihan İlbaş TUTUCU

Perihan İlbaş TUTUCU

Sıradan bir gündü. Sabah kalkıp işine gücüne koyuldu Türk halkı. Kimisi mutluluk, kimisi hüzün, kimisi heyecan yaşadı gün boyunca nasibindeki kadarıyla. 
Gün ilerleyip de güneş dağların ardına gizlendiğinde günün sıradanlığı yavaş yavaş yok olmaya, yerini tarihe, kimilerinin hâinliğini kara bir leke olarak, kimilerinin de yüreğindeki vatan, millet, bayrak aşkını bir kez daha altın harflerle yazacak bir gece olmaya bırakıyordu. Bir tarafta, yıllardır planlanan ve zembereği kırk yıldır kurulan hâince bir tuzağın fâilleri, diğer tarafta ise sadece temmuz ayının sıradan bir gününü yaşamaya çalışan masum Türk halkı vardı. 
İlerleyen dakikalarda, bir devletin, yıllardır kurulan bu zembereğin boşalmaya başlaması sonucu planlanan haince tuzağa düşürülmesini bekleyen kanı bozuk münafıkların amacı mı, yoksa diğer taraftaki hiçbir şeyden habersiz Türk halkının, sinelerindeki dağlardan yüce, denizlerden engin vatan aşkının ispatı mı gerçekleşecekti? 
Ve zemberek boşalmaya başladı…
Hâinlerin münafıklığının göstergesi, kendi devletinin silahını, topunu, tüfeğini, uçağını, helikopterini, süngüsünü, mermisini yine kendi vatandaşına doğrultmasıyla ortaya çıktı. Bu işte bir terslik vardı; asker bizimdi, mühimmat bizimdi. Önce anlayamadı Türk halkı bu muammayı, sonra anlamaya çalıştı bütün gerçekliğiyle üzerine sıkılan mermileri taa yüreğinde hissedince. Bu nasıl bir hâinlikti ki, kendi askeri yine kendi halkına doğrultmuştu namluyu? Tankın, tüfeğin açtığı ateşe, gökten yağan mermiler eşlik ediyordu acımasızca. Bombalar ne kadar aydınlatıyorsa geceyi, hâinlik de bir o kadar karartıyordu kabusuyla. Sinelerdeki aşkın kendini göstermesi uzun sürmedi. Sadece dillerde duâlarla birlikte tekbir nidaları ve gönüllerde vatan, millet, bayrak sevdasıydı Türk halkının silahları. İşte bu silahlarla ve ellerinde bayraklarla dimdik durdu tankın, tüfeğin, uçakların önünde. Korku mu, o da neydi, yoktu hiçbir sinede. Yedisinden yetmişine duvar ördü mermilerin önüne Türk halkı. Kırk yıl değil isterse yüz yıldır planlanmış bir tuzak bile olsa, birkaç saat yeterdi bu tuzağı bozmaya. Verir miydi bu millet vatanını, devletini, bayrağını, verir miydi tarihini, geçmişini, benliğini kanı bozuklara …
Ezan seslerine selalar karıştı gece boyunca. Ve her selada cesaretler ziyadelendi gönüllerde. Gün ağarmaya başladığında, kurulan o tuzağa düşenler yine o tuzağı kuranlar oldu. Tarihte yerlerini kara bir leke olarak yazdılar o gecede hâinler. Elebaşlarının birer birer kurup meydanlara bıraktığı kurmalı oyuncaklar, daha yolun başında ele geçirilip atıldılar hurdalığa. Vatanı belirsiz liderleri de, yine inine gizlendi tüm şahsiyetsizliğiyle. Duâlar, minnetler ve rahmetler okunurken o gecede şehit ve gazilerimize, lanetler okundu gökleri delercesine tüm hâinlere. 
Hâlâ anlayamadılar mı bu halkın benliğinin her bir zerresinin neye sevdalı olduğunu ve bu sevdaları uğruna neler yapabileceklerini? Sınamak mı istediler gönüllerdeki iman gücüyle yoğrulmuş vatan aşkını, bayrak aşkını? Oysaki çok sınamışlardı bu güne kadar tarihte Türk halkının yüce gönlünü. Anlayın artık, demek ki bazı şeyler sınanmaya gelmiyormuş...

16 Temmuz 2018 Pazartesi tarihinde eklendi ve 1491 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız