Bu neyin krizi?

Rahip Brunson’un tutukluğu meselesi sonrasında ABD ile başlayan  diplomatik kriz artık iki ülke arasında başlayan ve anlaşılan o ki uzun müddet devam etme potansiyeli taşıyan yaptırım temelli bir ticaret savaşına dönüştü. ABD başkan yardımcısı Mike Pence yapmış olduğu son açıklamada Türkiye’nin ABD başkanı Trump’un  bu konudaki sabrını sınamaması gerektiğini vurgulayarak halk tabiriyle aba altından sopa göstermeye devam etti. İki ülke arasındaki ilişkiler ilk kez bu derece kötü bir seyir izliyor ve görünen o ki iki ülke arasındaki ilişkiler Rahip Brunson bırakılsa bile çok uzun müddet eskisi gibi olamayacak. Türkiye, ABD ile olan müttefiklik ilişkisinde bir yol ayrımına girmiş gözüküyor. Türkiye 1952’den beri NATO ittifakının bir üyesi konumunda eğer Türkiye ABD ile olan ipleri tamamen koparır ise bu NATO içerisindeki Türkiye karşıtı grupların güçlenmesine sebep olacaktır. Türkiye- ABD ilişkileri iki ülke açısında da bölge ve dünya açısında da stratejik ve hayati ilişkilerdir bunca yıla dayanan ilişkinin bir anda çöp sepetine atılması Türkiye’nin askeri ve ekonomik çok daha ciddi tehditlerle karşı karşıya kalmasına sebep olacaktır. Batı ‘dan ayrılmış ve Rusya’nın güdümüne girmiş bir Türkiye her türlü iç ve dış tehdide açık bir  ülke olacaktır. Bu açıdan bu diplomatik ve siyasi krizin daha fazla derinleşmesi önlenmeli devlet aklı devreye girerek bu diplomatik ve siyasi kriz bir an evvel sonlandırılmalı ve acilen hasar tespit süreci başlatılmalıdır. Her ne kadar bu günlerde toplumsal psikoloji açısından Amerika’ya karşı ticari alanda açılmış bir boykot süreci devam etse de boykot’un somut bir getirisinin olmayacağı açık zira Türkiye ABD’den mal alan 28. Ülke konumundadır. Yılda 1.5 Trilyon dolar ihracat yapan ABD ile olan ithalatımız yılda 10 milyar dolar civarında seyretmektedir. Dolayısıyla bu çapta bir ithalat miktarı ile ABD’yi sarsabilmemiz mümkün gözükmemektedir. Türkiye’de bugün yaşanan döviz kurlarının aşırı yükselmesinin altında yatan sebep ABD ile yaşanan diplomatik ve siyasi krizden çok daha derin ve geniş kapsamlı bir meseledir. Öncelikle bugün yaşadığımız ekonomik krizin ekonomi açısından iki temel sebebi bulunmaktadır: 1)2013’den itibaren küresel ekonomide yaşanan gelişmeler ve bu gelişmelerin Türkiye’ye dönük olumsuz yansımaları. 2) Türk ekonomisinin üretim temelli değil tüketim temelli  bir yapıda olması ve bununla birlikte  yüksek borç,  yüksek enflasyon ,  yüksek cari açık  ve yüksek işsizlik biçiminde sayabileceğimiz Türk ekonomisine has kronik hastalıkların bulunması. Dünya’da 2008 küresel finans krizi sonrasında  para genişleme politikası sonrasında  3 Trilyon dolara yakın para çoğunlukla gelişmekte olan piyasalara akmaya başlamış bunun sonucunda 2008-2013 yılları arasında ucuz döviz çağı yaşanmıştır. Fakat ABD’de ekonominin 2013 yılından itibaren düzelmeye başlaması sonucunda Amerikan Merkez Bankası ‘nın aralıklarla faiz artışı yapması doların değerlenmesine ve yuvasına dönmesine sebep olmuştur. Türkiye gelişmekte olan bir piyasa olarak tam da bugün bu küresel sürecin oluşturduğu değişim sürecinin sancılarını çekmektedir.  Küresel ekonomideki bu gelişmelere paralel olarak  mevcut  yukarıda saymış olduğum ekonomik sorunlar birleştiğinde kurun çok hızlı bir biçimde yükseldiğine ülkece şahit olduk. Türkiye  bugünkü dar boğazdan kurtulmak istiyorsa yapılması gerekenler kısa , orta  ve uzun vadeli planlamalar yapmaktan geçiyor. Kısa vade de acilen yapılması gerekenler şunlar: 1) ABD ile olan ticaret savaşını daha fazla uzatmadan sonlandırmalı. Rahip Brunson meselesinin daha fazla ülkemize zarar vermesinin önüne geçilmeli. Bunun için devlet aklı ve sağduyusu devreye girmeli Rahip Brunson’u istenmeyen kişi ilan edip ülkesine göndermeliyiz. 2) İç ve Dış yatırımcıya güven veren somut adımlar atmalıyız. Merkez Bankasının bağımsızlığını net bir biçimde vurgulamalıyız. 3)Türk ekonomisinin orta vade de üretim temelli bir ekonomi olmasının önünü açmalıyız. İnşaat merkezli ekonomik büyüme stratejini terk etmeliyiz. 3) Yıllardır söylenen fakat bir türlü hayata geçiremediğimiz yapısal reformları hayata geçireceğimize dair somut adımlar atmalıyız. 4) Dış politikada çatışmacı olmak yerine uzlaşıyı esas almalıyız. Türkiye yakın zaman zarfında  Brunson’u bıraksa dahi son derece kronik hale gelmiş ekonomik sorunlarla boğuşmak durumunda kalacak. Türkiye gibi dışa açık ve ekonomik büyümesi dış kaynağa bağlı bir ekonomi için olmazsa olmaz temel kural istikrarın sağlanmasıdır. İstikrar sağlanmaz ise ve Türkiye bugün olduğu üzere küresel sistemle çatışmaya devam ederse bu süreçten zararlı çıkacak olan ülkemiz olacaktır. Trump gibi ne yapacağı hiç belli olmayan bir ABD başkanı ile dünya ilk kez karşılaşıyor bu noktada  dikkatli ve tedbirli olmak ülkece hayrımıza olacaktır.

17 Ağustos 2018 Cuma tarihinde eklendi ve 417 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız