Siz yapmayın ki, o yapsın!

Perihan İlbaş TUTUCU

Perihan İlbaş TUTUCU

Başlık biraz tuhaf gelmiş olabilir size. Nasıl yani? diyebilirsiniz. Ama okuyunca hak vereceğinizi umut ediyorum. Konumuz; bu yıl birinci sınıfa başlayan kuzucuklarımız. Heyecan, tedirginlik ve mutluluğu bir arada yaşayan geleceğimiz, yarınlarımız. Uyum haftası ile birlikte iki haftalık süreyi geride bıraktık. Evlatlarımız ve velilerimiz okullu olmanın heyecanını, tedirginliğini biraz olsun üzerlerinden attılar. İlk günlerde, annesinden ayrılmayı istemeyen ve ağlayan öğrencilerimiz artık ağlamayı bırakıp okul ortamına alışmaya başladılar. Öğretmenlerimizin gösterdiği anlayış ve sevgi ile velilerimizin ısrarcı tutumlarının, çocuklarımızın bu farklı ortama uymalarında etkili olduğunu düşünüyorum. Şimdi sizden ilkokul birinci sınıfa başladığınız yıla dönmenizi, sadece kısa bir süre empati kurarak o yılki duygu dünyanızı, ruh halinizi hatırlamanızı istiyorum. Okul yaşına kadar annenizin ya da babanızın yanından ayrılmadığınızı, zamanınızın hemen hepsini oyunla geçirdiğinizi, size yoldaş olan oyuncaklarınızı vs. hatırlamanızı, o yıl okula başladığınızda, anne-babanızın ve hayatınızın ortasına pat diye girerek adına “öğretmen” dedikleri kişinin tüm bunlardan bir süreliğine ayrı kalmanız gerektiğini söylediklerinde kabullenmek istemediğiniz günleri hatırlayınız. Kimileri kolay atlatsa da bu zor durumu, kimileri için çok zordu böylesi bir durumu alışkanlık haline getirmek. İşte bu yüzdendi okulun bahçesinde sıra olup sınıfa giderken gözlerinden boncuk boncuk yaşların akması. Okul denen koca bir bina, içinde sınıf denilen odacıklar, sizin gibi bir sürü çocuk, oturacağınız sıralar, duvarda asılı tahta ve panolar, sürekli gidip gidip gelen öğretmen vs. ne kadar ilginç gelmişti o yıl size. Ama her gün aynı şeyleri yaptıkça alışmıştınız hayatınızdaki bu farklılığa da. İşlenen dersler, kitaplar, defterler, ödevler, sorumluluklar, araç-gereçler, daha önce duymadığınız ne çok şey girmişti hayatınıza o yıl. Hepsini de kabullenmek öyle kolay olmamıştı sanırım. Ama zamanla hepsine ve daha fazlasına da alışmıştınız. 
Hatırlıyorum da benim evimle okulumun arası iki kilometre kadardı. Bir çocuk için çok uzun bir mesafeydi bu. Annem beş yıllık ilkokul hayatımda hiç okuluma gelmemiş, babam ise kayıt işlemleri için ve birkaç kez de çıkış saatinde, arabasıyla oradan geçerken eve götürmek için gelmişti. Her gün o uzun yolu kendi başıma gidip gelmiştim. Kitaplarla dolu çantamı her gün taşıma sorumluluğunu daha ilk günden kabullenmiştim. Sonraki günlerde zoruma gitmemesinin nedeni, belki de annemin ya da babamın her gün çantamı sırtlayıp okula getirmemesindendi. Ödevler konusunda ailemin hiçbir zaman direkt cevapları verme gibi bir kolaylık sunmadığını, birkaç kez anlayamadığım soruları babama sorduğumda, sadece konuyu anlattığını ve cevabını kendim bulmamı sağladığını hatırlıyorum. Belki de bu yüzdendi hazıra konmaya alışmamam ve sorunlarımın üstesinden gelmede çözümü kendim bulmaya çalışmam. 
Yıllardır velilerle ve öğrencilerle bir aradayım. Zamanla nelerin değiştiğine şahit olanlardan biri de benim. Evet, zaman değişti, buna bağlı olarak çoğu şey de değişti. Günümüz ebeveynleri çocuğunun yapması gerekenler konusunda biraz fazlaca yardımda bulunur oldular. Her gün okul çantasını sırtlayıp okula, hatta sınıfına kadar götürmeyi çocuğuna yardım olarak görenler, çocuğunun yapamadığı ya da yapmakta zorlandığı ödevleri onun yerine yapmayı ona iyilik olarak düşünenler, yapamadığı her konuda elinden gelen desteği vermeyi annelik ya da babalık vazifesi gibi görenler, bunun zararını ilerleyen yaşlarda, çocuğunun karşılaştığı güçlüklerle bir türlü baş edemediğinde, sorumluluklarını yerine getirmediğinde, kendi ayakları üzerinde durmayı başaramadığında ve  her konuda birilerinin desteğini beklediğinde anlayacaklardır. Fakat iş işten geçmiş olacak.     
Sevgili anne babalar, çocuğunuzun öz güven ve zorluklarla baş etme becerisi kazanmasını, sorumluluk sahibi olmasını istiyorsanız lütfen bunun temellerini daha küçük yaşlarda iken atın. İlkokul birinci sınıftan itibaren çocuğunuza her konuda fırsat sunmayı alışkanlık haline getirin. Bırakın yapabildiği kadarıyla kendisi yapsın. 
İyi ya da kötü,  ne kadar becerebiliyorsa. Sakın onu, her şeyi mükemmel yapabilecek biriymiş gibi görmeyin. Çünkü o daha çocuk ve zamanla kazanacak en iyisini başarabilmeyi. Zorlandığı şeyleri sizin her yaptığınızda, onun yapamaması ve başaramamasında zemin hazırladığınızı unutmayın. Kısacası; siz yapmayın ki, o yapsın, o becersin ve o başarsın! Sizin yapmanız gerekense; onun dürüst, yüreği sevgi dolu, merhametli, hoşgörülü, yardımsever, topluma faydalı bir insan olması için elinizden gelen her türlü yardımı esirgememenizdir. 

25 Eylül 2018 Salı tarihinde eklendi ve 972 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız