Ömrün en kıymetli çağı: Yaşlılık

Perihan İlbaş TUTUCU

Perihan İlbaş TUTUCU

“Yıllar bir gözyaşı olup da kaymış,
Nurlu ihtiyarın yanaklarında,
Yapraktan saçını yerlere yaymış,
 Sonbahar ağlıyor ayaklarında.

Süzüyor ufukta bir kızıl yeri,
İçi karanlıkla dolu gözleri,
Alnında akşamın ince kederi,
Sessizliğin sırrı dudaklarında.

Üstad Necip Fazıl böyle kaleme almış ihtiyarı anlatırken.
Çocuktum, babamın anlattığı bir hikaye çok etkilemişti beni. Çoğunuz duymuşsunuzdur bu hikayeyi. Hani bir babanın evladının gözleri önünde, yaşlanmış, bakıma muhtaç babasını bir küfeye koyarak uzakta bir yere terk etmek için götürdüğünde, kendi yavrusunun “ Babacığım, bu küfeyi atmayalım da sen yaşlanınca ben de seni götürürüm.” dediğinde yaptığı hatayı anlamasının hikayesi. Hatırladınız değil mi?.. 
Yaşlılık… Gençlikte belki de hiç aklımıza getirmediğimiz ömrümüz son demleri. Allah uzun bir ömür verdiği müddetçe kaçınılmaz sonumuz. Hayatın, en sıkıntılı, en meşakkatli, en zor günlerden oluşan ağır yükü. Gözlerin ferinin azaldığı ya da tamamen gittiği, nasırlı ellerin titrediği, artık tâkati kalmayan ayakların görevi bastona devrettiği, bir zamanlar dimdik duran belin artık büküldüğü o dönem. İlgiye, sevgiye, yardıma, merhamete, vefaya en çok ihtiyaç duyulan, sağlığın kıymetinin en çok anlaşıldığı, kimsesizliğin soğuk kucağına terk edilmenin hüznünün taa yürekte hissedildiği o çağ. Hele bir de öbür yarısı, can yoldaşı, hayat arkadaşı erken bırakmışsa elini, göç etmişse bu dünyadan, evlatlarının merhametine kalmışsa geriye kalan hayatı, işte o zaman, “ Eyy Rabbim, şu yaşlı kulunun evlatlarının gönlüne merhamet ihsan eyle…” nidası, dualarının en önemli cümlesi haline gelir yaşlıların.
Tüm bu olumsuzluklara rağmen belki de ömrün en kıymetli çağı yaşlılık. Yılların kazandırdığı her bir tecrübeyi akıl ve yürek sayfasına kelime kelime kaydeden, olaylara daha geniş bir açıyla ve muhasebe süzgecinden geçirilerek bakan, neredeyse her sorunun mutlaka bir çözümünü bulan, muhabbetine doyulmayan, feri gitse de gözlerinin, seni sımsıcak bakışlarıyla kucaklayan kimselerdir yaşlılar. Davranışlarının örnek alınacağı, nasihatlerinin kulağa küpe olacağı, bilgi ve tecrübelerinden her dâim yararlanılacağı, erdemin timsali kimselerdir onlar. 
Günlük ihtiyaçlarını karşılamada zorlanan, gücü yetmeyen bu değerli insanların kıymetlerinin yakınındakiler ve tüm toplum tarafından bilinmesi, her türlü yardımın esirgenmemesi, ilgiye, sevgiye en çok ihtiyaç duydukları bu dönemde onları yalnız bırakmamak gerektiğinin bilinmesi, Yaradan’ın “Öff bile demeyin…” emrinin hiçbir zaman unutulmamasıdır bize düşen. Sırtlarındaki hayatın zorluklarından oluşan ağır yükü biraz olsun hafifletmektir en aslî görevimiz. Bakışımızda güler yüz, dilimizde onları incitmeyecek tatlı söz, üzerimizdeki emeklerinin ne yaparsak yapalım ödeyemeyeceğimizi bilmenin erdemi hayat felsefemiz olmalıdır. Ve unutmamamızdır bir gün bizim de yaşlanacağımızı ve belki de sırtımızda onlarınkinden daha ağır bir yükün olacağını…

9 Ekim 2018 Salı tarihinde eklendi ve 1251 kez okundu

Yazarın son yazıları...

tümü

YORUMLAR

0 yorum yapıldı
Üye girişi yapmak için tıklayınız