30.11.2020, 09:59

Zümrüt Coğrafyanın Yakut İnsanları Fakıbeyliler-2 Fakıbeyli’de Düğün Gelenekleri

Düğünler, ölümler, kutlama ve taziye günleri vs gibi geleneksel ritüellerin tamamı hemen hemende aynı ya da bazı Yozgat köylerinde üç aşağı beş yukarı ufak değişik varyantlarda  uygulanırdı. Çünkü tüm göç güzergahlarındaki Türk boyları obalar halinde birbirlerine mesafeli hareket ettiklerinden, bazı renk ve ritüeller birbirine benzemesine rağmen ufak değişiklikler yansıtabiliyordu.

Kuralı, neşesi, figürleri ve katılımı en yoğun düğünler hep bu bölgedeydi. Bozok sınırları içerisindeki düğün geleneklerinin hepsindede Oğuz Töreleri ve Orta Asya motifleri hakimdi. İsterseniz acı, tatlı günlerin detayına girmeden, halk hekimliği, çocuk oyunları, saya gezmesi, koç katımı, congulus hikayeleri, oda sohbetleri, hayvan bakımı, dualar, ibadet şekilleri, muska, nazar, takılar, renkler, mimari, musiki vs gibi detay ayrıntılara boğulmadan önce, mutluluğu dost-düşman herkese ortak yansıyan Yozgat düğünlerini bi anlatalım.

Bildiğiniz gibi Türk kültüründe evlenilerek kurulan yeni yurt ve yuva, en kutsal ve en mahrem müessese kabul edilir. Bu mübarek düğün gününde herkes hediyesi, duası ve halis niyetleriyle gelir. Dost olsun, düşman olsun herkesin düğüne gelme ve eylenme hakkı vardır. Düğün organizasyonunun eksilerine bakan, kusur arayan, kınayan, hor gören, nazar eden ve kötü hisler taşıyanların başına mutlaka türlü felaketlerin geleceğine inanılır. O yüzden herkes ama herkes bu kutsal çatının hayırla, uğurla, bereketle kurulabilmesi için dünürcülükle başlayıp, düğünle sonuçlanıncaya kadar bu hayır işine en samimi dualarını edip, en sadakatli gönül dostluğuyla iştirak ederdi.

Yozgat merkezli Orta Anadolu Düğünlerini kız isteme aşamalarından başlayıp, kakül kesme ve el öpme geleneğine kadar Fakıbeyli Belgeseli kapsamında topladığım bilgiler ışığında hatırlanan ayrıntılarına geçiyorum.

Fakıbeyli düğünleri düğündü, ama ne düğündü biliyormusunuz. Şimdi görsel medyada, yazılı basında, sosyal paylaşım sitelerinde ve değişik platformlarda imrenerek izlediğimiz ünlülerin ve zenginlerin birbirinden şatafatlı düğünleri oluyor ya;…. Hani starların, hit sanatçıların, renkli simaların, görsel şovların, binbir çeşit ikramların, ağır misafirlerin ve rüya gibi türü türlü süslü ışıltıların içerisinde savrulan dolarlar, kilolarca altınlar, defileleri kıskandıran kostümler vs… Hatta aklımızın eremeyeceği, hayallarimizin kapsayamayacağı, dünyadaki tüm televizyonların canlı yayınladıkları organizasyonlar…. 

Hah işte o.. O düğünlerin hiç birinin zevki, şatafatı eski zamanlarındaki o Yozgat düğünlerinin mutluluğunun yanında esamesi bile okunmazdı.

O nasıl bir keyif, nasıl bir hava, nasıl bir gelenekti Yarabbi. Nasıl bir güzellikler silsilesiydi. Dost düşman herkes köyde bir düğün olacak denildiğinde beklentinin keyfi ve heyecanına kapılır, içleri huzur dolardı. Dost olsun, düşman olsun herkes o kutsal çatıya en güzel ve en samimi dualarını yöneltir, neşeden, mutluluktan pay umarlardı. Herkesin içindeki yaygın inanç ise şuydu. Kötü duanın Allah katında çok büyük bir azabı olur, hayır duanın bir bölümü de mutlaka bana yansız hissi vardı..

Bozok Platosunun düğünleri köy köy, ilçe ilçe birbirine çok benzemesine rağmen Yozgat ve civar köyleri ile Akdağmadeni, Sarıkaya, Çayıralan, Kuzey Kayseri, Nevşehir, Kırşehir ve Çorum köylerinin birbirine yakın düğün güzelliklerini iki şekilde anlatmaya çalışacağım. Aynı zamanda Yozgat düğün geleneklerinin zeminini oluşturan bu geleneklerimiz onurlu Türk Kültürünün en zengin töreleriyle süslüydü.

Şimdilerde çoğu insan eski düğün ritüellerini unutmuş. Ama ben Fakıbeylide Çanahcının Anşe, Hamzanın Durağan Fadimatın, Garaacığlin Melek, Dervişin Anşa, Gazinin Memmedin Leyla ve Alikâalin Memmune gibi 6 tane Profösör buldum ki, altısıda yanyana birbirinin eksiğini tamalayarak Fakıbeyli Düğünlerini anlattılar. Aslında Yozgat’ın tüm köylerindeki geleneksel ritüellerin hepside üç aşağı beş yukarı aynı gibi.

Çanahcının Anşe Nene şöyle anlatıyor; Koyde evlilikler:, gorücü usulüyle olurdu. Tabi gonülleri birbirine kaymış gençlerimizi saymazsak onlar aileler razı gelirse evlenirler aileler razı gelmezse kaçarlardı. Köylerdeki evlenmeler genellikle hep gorücü usulüyle olur. Oğlanın anası babası alınacak kızı tanırlar. Yinede usulen görmeye giderler. Buna “Ağaz Yohlama” denir. Kesin karar verilirse, sıra dünürcü gitmeye gelir. Yakın akrabalar da kız evine gidip gelerek işi pekiştirmeye çalışırlar.

Bağendikleri gızı oğluna almak isdiyen aile iki yakın akrabasını da yanlarına alarah gız evine gider. Buna “Dunür Getme” denir. Dunürcü kişiler hal hatır sorup gonuştuhdan soğna “Allah’ın emri Peygamberin gavliyle” gızı oğullarına isdeller. Gız evi gızını verecek olsun olmasın düşünmek için süre ister. Bu tür işler ahrabalara danışılmadan yapılmaz. Bu danışma usuldendir. Akrabaların gonlü alınır. Asıl karar anne ve babanındır. Dunürcüler, gız evine tanınan süre bitince tekrar giderler. Gız tarafı kararını açıklar. Garar olumluysa erkek tarafının önceden haberleri olur. Hocayı da götürürler. Hoca dua eder. Çay ya da gayfe içilir. Buna “Bitirim Dunürlüğü” dinir.

Bitirim dunürlüğü sırasında nişan günü gararlaştırılır. Nişan günleri genellikle Perşembe veya Bazar günleridir. Nişan gunüne yahın bir gün alış veriş yapılır. Buna “Gayit Gorme” dinir. Nişanlanacak gıza bir gat elbiselik; başına taç, tel, eldiven, mum, parmağına takılmak üzere “Beklik” (Yüzük) alınır. Ayrıca gız yakınlarına birtakım hedayeler alınır. Bu hedayelere de “Yolluh” dinir.

Gararlaştırılan nişan gunünü eşe dosta duyurmak için bir garı bir erkek davetçi olarak gorevlendirilir. Davetçiler, orta yaşlı, bu işi bilen, kimin nişanı olacağını anlatan, nişanlanacak kızın görümcesi ya da gaynıdır. Nişana çağrılan misafirler önce erkek evine gelirler. (Gadın ve erkekler ayrı odaya alınırlar) “Gozün aydın, efendi Allah hayırlı, uğurlu etsin” diyerek anne ve babayı kutlarlar. Anne ve baba da “Allah razı olsun, darısı sizin çocuklarınıza olsun”, derler. Bu arada davetçi kadın genç kızları evin avlusuna toplamıştır.

Hamzanın Durağan Fadimatın Bibi düğüğün ritüllerine şöyle devam ediyor;  Bu sırada oğlan evinde yağlı çörekler yapılmış, tavuklar, bodular kesilmiştir. Bunlar halı hâbenin gözüne gonur. Alınan yolluklar da tepsi üzerine veya hâbiye yerleştirilir. Gız evine de ‘Hazır olun, nişancı geliyoh’ diye haber gönderilir. Nişanlanacak gıza dahılacak dahılar sininin üzerinde de üzüm, lohum, cuvara, gına, şeker, çerez gonulur. Bu sinileri iki kadın başlarının üsdünde daşıyarah götürür. Bu galabalığı gine gız evinde gendi ahrabaları garşılar. Gız evine giderken davul zurna ya da herhangi bir çalgı eşlik eder. Gız evinin odasına “Oğlan evi şerbete geliyor” diyi haber salınır. Oğlan evinden iki gişi şerbet almıya gelir. Bir helke şerbet odaya, iki helke de nişanın dahılacağı havluya, sini üzerindeki çerezlerle birlikte verilir. Birgaç gün sonra da gız evi oğlan tarafına çerez, meyve, yemeni, mendil, gömlek, atlet vs. gönderir.

Baş Övme: Nişanlanacak gız emsalleri tarafından getirilerek bir sandalyeye oturtulur. Yönü kıbleye çevrilir. Orada bulunanlardan ehil bir kadın (Baş Övücü) eline bir tef alarak gelinin görümcelerini oyuna kaldırır. “Baş öven” bir türkü söylerken kıza da gına yakılır.

Dervişin Anşa Hala “Aha size bi Baş Övme Türküsü” diyerek şu türküyü söylüyor;

Çattılar ocak taşını

Öğdüler kızın başını

Çağır gelsin gardaşını

Giz anam kınan kutlu olsun heyy

Ağzında dilin tatlı olsun heyy

Elimi soktum astara

Elimi kesti testere

Mevlam şirinlik göstere

Kız anam, kınan kutlu olsun heyy

Ağzında dilin tatlı olsun heyy

Biner atın iyisine

Çıkar yolun kıyısına

Çağırın bey dayısına

Giz anam kınan kutlu olsun heyy

Ağzında dilin tatlı olsun heyy'

Atımın kuyruğu seçek

Sineme vurdun bıçak

Ayrılık günlerim gerçek

Giz anam kınan kutlu olsun heyy

Ağzında dilin tatlı olsun heyy'

Çanahcının Anşe, Hamzanın Durağan Fadimatın, Garaacığlin Melek, Dervişin Anşa, Gazinin Memmedin Leyla ve Alikâalin Memmune gibi halk kültürü profösörü bibilerim geçmiş zamanları özleyerek, ağlayarak ve duygulanarak anlattılar. Dediler ki; Gelin Alma: Şimdi olmayan lakin geçmişimizde her düğünde kullanılan süslü bir Duvak vardı. Bu duvağın üzerine fes üstüne pullu dıvrat atarlar onun üstüne ise Cıngış bağlarlardı gelin badi bağlayan bu cıngışı bağlamadan para isterdi. Şimdi gelinlik tülden taçlar kullanılıyor gelin evden çıkarılırken kırmızı bir kuşak beline bağlanır. Kuşağı kızın erkek kardeşi, yoksa babası bağlar. Buna kuşak bağlama denir. Gelin kız evinden baş yenge tarafından kızın anne veya babasından teslim alınır ve arabaya bindirilir. Gelinlik, Pazar günü sabah oğlan ve kız tarafının genç kızlarınca giydirilir. Gelinlik ve duvak, kızın başının etrafında üç defa döndürülür, dua okunarak giydirilir. Gelinlik giyildikten sonra sağdıç, kız tarafındanda bir kişi ile süslenmiş gelin arabasına bindirir. Ha bu arada davulcu bir yanık hava çalar ki onada gelin çıkarma havası denir o müziği uzaktan duyan Bilirki falancanın kızı evden çıkıyor.

Kekil Kesme: Düğünden 3 gün sonra duvak açma derler komşular toplanır taze geline kekil kesilir kurulan yeni yuvanın bereketli olması için gelinin avucuna sağ ele buğday sol ele arpa konur gelin onları omuzlarından arkaya doğru savururdu. Devamında yenilir içilir böylelikle bir yuva kurulmuş olurdu

Biz bu düğünleri Fakıbeyli ile sınırlandırmayalım da tüm Bozok Platosu için Yozgat merkezli ortak geleneklerimizden bahsedelim.

Yozgat’ta oğlan everme gelenekleri, aşırı bir töre disiplinine bağlı olduğu gibi, herkesin gözünün önünde harcanması gereken zorunlu bir masraf güzergahından geçmesi  mecburiyeti vardı. Her babanın, her ananın en büyük hayali ve duası oğlunun ve kızının gününü görmek üzerineydi. Gün dediysek yuva kurmak için yapılan düğün günü yani.

Başta Bozok Platosu olmak üzere tüm Orta Anadolu’da oğlunu evermede çok acele edenleri saymazsak, kabul edilir genel evlenme çağı ve kriteri, oğlanın askerliğini bitirmiş olması yönündedir. Çünkü bu bölgede askerlik yapmayanı adam yerine koymazlar diye kayıtsız bir deyim yaygındır. Ondan sonraki ölçü ise iş-güç saabımı diye sorulur. İş güçte ne. Tarla, tapan, ekim, dikim, hayvan harman vs. Yani hepside sigortasız işler. Eli iş tutuyor, sağlığı sıhhati yerinde askerliğinide yaptıysa “Bi it bi deriyi sürüker” gibi argo bir tabirle baba ve ana onu hemen başgöz etmelidir.

FAKIBEYLİ’DE DÜNÜR GİTME İLE DÜĞÜN YAPMA ARASINDAKİ GENEL AŞAMA BAŞLIKLARI ŞÖYLEYDİ;

Yetişik oğlu olan analar, babalar ve akrabalar tarafından düğünde, nişanda, bağda-bahçede görülen her genç kız dikkatlice izlenilir. Her kız izlendiğini bildiği için duruşuna, oturuşuna, işine gücüne, gülüşünü, gonuşuşuna özen gösterir. Oğlana anası tarafından “İstediğin biri varmı.” diye sorulur. Gız gısmına böyle bişey sorulmaz. Adama mezhebi geniş, buynuzlu derler. Öyle şey olurmu la. Gız gısmına sorulurmu, neriye verirsen orıya mecbur gidecek. 

Bu coğrafyada genç kızlar ve oğlanlar genelde görücü üsulüyle evlendirilir. Akraba, konu komşu referansları ile birbirlerine yakıştırılır. Ör-kök soy-sop yorumları etkendir. Yetişkin kızların en büyük sermayesi ve zenginliği ise işlengileridir. Etamin, Humayın gibi bezlerin üzerine renkli ipliklerle işledikleri sanatsal desenler onların yetenek ve kariyerini belirler. Kimi kuş, kimi gül, kimi çiçek, kimi cami, kimi Kur-an yazıları işler, farkını ve başarısını ispatlamaya çalışırdı. Kızlar işlengilerini arada günnediyom diyi dışarı serer ve millete adeta sanatsal bir sergi açardı. O işlengilerini gören herkes Maaşallah der, “Falancanın kızının bi işlengileri var, Allah nazardan esirgesin çocuh nasıl emek vermiş. Tam alınacak gız” diye adı ve bu özelliği imrenilir reklama dönüşürdü.

Yaşadığımız Bozok Platosunda ve Orta Anadolunun tüm illerinde dünürcülükle başlayıp, düğünle biten evlenme geleneklerimizi başlık başlık aktarmaya çalışacağım. Bu geleneklerimiz Çorum, Kırşehir, Kayseri, Yozgat, Çankırı, Kırıkkale, Sivas, Niğde, Nevşehir, Kahramanmaraş, Kuzey Adana ve Konya yörelerinde yaşları 70 ve üstü yaklaşık 90 denek üzerinden sorgulanmıştır. .

Kız olsun, erkek olsun hiçbir genç, babasına veya annesine sevdiği kızı veya oğlanı söyleme şansı pek yoktu. Allah göstermesin etraftan bi duyulsa insanın yüzü yer olurdu. Eğer ki sevgisi ve ilgisi belli olacak şekilde etraftan farkedilir; büyüklerde jest yaparsa evlendirildiklerinde mutlulukların şahikası ortaya çıkardı.

KIZ BEĞENME-DÜNÜR GİTME: Genellikle köy imamı, çevre hatırlıları ve aile büyüklerinden oluşan lafı söz dinlenilir bir heyetle kız evine gidilir. Hepsi de hörmet, izzet ve ikramlanırlar. Gızın hızmatı ve evin genel durumu gelenler tarafından sürekli izlenir.

KIZ İSTEME: Misafirler ağırlanırken, ikram aralarında oğlan babasının işareti ile köy imamı veya gelen heyetin en yaşlısı tarafından kız babasına “Gurbannar olduğum Allahın emri, Peygamberimizin gavliynen gızınızı oğlumuza isdiyoh” denilir. Kız tarafı önce “Allaha gurban oluyum, hoşgeldiniz, sefa geldiniz, helbette gelene ne üçün geldiniz denilmez, Gurbannar olduğum yazdıysa olur, yazmadıysa ne diyeciğik” der ve tüm kız evi kısa bir naz sesliğine bürünür.

Gelen heyet geliş nedenini ve Allah’ın emrini tekrar hatırlatır ve “Örümüz belli, kökümüz belli, ne diyacağseniz deyinde bizde işimize gücümüze bahah.” Derler.

KIZ BABASININ CEVABI: Kız babası ve anası da bildikleri halde usulen oğlanın işini, gücünü sorar. Köy yerinde herkes birbirinin örünü, kökünü bildiğinden o konuya bek girilmez. Eğer dünürcü heyeti başka bi köyden ise durum farklıdır. Sorulur, soruşturulur ve soy-sop araştırmak için süre istenilir. Gız evinin naz evi olduğundan, oğlan tarafının bu kapıya birkaç kez gidip gelmesi adettendir. Eğer hayırlı cevap verilmesi ihtimali yüksekse “Gurbannar olduğum yazdıysa olur, horantıya bi danışah” denilir.

OĞLANIN EVLENMEYE VE EV GEÇİNDİRMEYE YETKİNLİĞİNİN SORGULANMASI: Ör-kök, soy-sop sorgulanmasından önce ilk etapta “Oğlunuz ne iş yapıyo” veya “Ne iş yapmayı düşünüyo” diye sorulur. Genel başlıklarda bir öz geçmiş sorgulanır. Oğlan evi ve refakatinde gelen heyet oğlana kefil oldukları için sürekli damat adayını ve sülalesini över.

SOY-SOP VE KARAKTER SORGULAMA: Kızın babası, annesi ve kardeşleri, ulaşabildikleri  tanıdıklar aracılığı ile “Falanca bizim gıza dünür geliyor, miri-milleti nasıl, iffeti, izzeti, ikramı, örü, kökü bellimi” diye sorarlar. Diyelim ki referanslar iyi. Herkes hayır işine destek veriyor. O zaman oğlan tarafına bir iadeyi ziyaret yapılmalıdır. Evleri, barkları, kişilikleri ve karakterleri yaşadıkları yerde görülmeli ve değerlendirilmelidir. İadeyi ziyaret davetine icabet edileceği yani ev görmeye gelineceği oğlan evine ulaştırılır.

EV GÖRME DAVETİNE GİTME: Oğlan evi, kız tarafından gelecek heyet için yemek hazırlığı yapar. Bodu, culuh, şibi, tavıh vs keserler, ağır sofralar kurarlar ve çok hürmetli karşılarlar. Kız evinden davete babası, annesi, kardeşleri ile emmisi, dayısı ve uygun görülen büyükleri iştirak eder.

HABER SALMA: Kız evi tarafından yapılan inceleme, tahkikat ve sicil sorgulaması olumlu sonuçlanınca, oğlan evine “Buyursunlar gelsinler, adedini yapsınlar” diye hayırlı haber gönderilir.

AD KOYMA-HAYIR İŞİ ZİYARETİ: Oğlan evi kız beğenme ziyaretine geldikleri aynı ekiple, hayır işinin adını koyma ziyaretine tekrar gelir. Heyet başı “Allahın emri, Peygamberimizin gavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz” der. Kız babası “Allah hayırlı uğurlu etsin, Rabbim utandırmasın” der. Ad konulmuştur. Oğlan ve kız artık sözlenmiştir.

AĞIZ DATLANDIRMA-AĞAZ DATLILIĞI ZİYARETİ (SİNİ GOTÜRME): Bu ziyaretin diğer adı da “YUĞSÜK DAHMA” dır. Geline küpe, yüzük, dülbent, çorap, simli kıvrak hediye edilir. Bunlar üzeri allı-pullu bürüklerle örtülü içi meyve dolu, her tarafı süslü siniyle götürülür. Yüzlerine allık, eline kına yakılır. El öptürülür. Hoca dua yapar ve hısımlık, akrabalık temeli atılmış olur.

Başlık, cehiz, düğün, düzgün zamanı, alınacahlar, verilecekler, nişan, okuntu, hâbe, gayıt görme, gardaş yolu, ağricelik, bayramcalıh, gelinin bacısı, anası, gardaşına hedayeler, el öpme ziyareti, gurbannıh, duvah dahısı, yüz gorümceliği, yuğsük dahma, kekil kesme, gıvrak bükme vs. gibi onlarca masraflı ve yorucu geleneklerin ön sözü alınır verilir.

BAŞLIK ve DÜĞÜN ORGANİZASYONLARI PAZARLIKLARI: Oğlan evi heyeti çok geçmeden aynı heyetle tekrar gız evine gelir. Gız evi de tedariklidir. Kız evinde de, oğlan evinde de pazarlık yapma kudretine sahip kadınlı-erkekli büyükler davet edilerek hazır bulundurulur.

İlk önce “Başlık Kesme” pazarlığı yapılır. Oğlan tarafından istenilen eşyalar ve başlık parası belirlenir. Kız babası istediğinde direnirse "Norüyonki hısım, bana bağ başından tarlamı bağışlıyon sanki, verdiğin bir batman et, bi çimken yüz" diye itiraz edilir ve inat dalgalarının bir kısmı kırılır.

Başlık konuşulup, adı konduktan sonra hısımlık-akrabalık tamamen başlamıştır. Oğlan tarafı, imamla birlikte kadınlı erkekli bir ekiple “Yüzük Takma” (Yuğsük Dahma) ya gelir. Yüzük takma esnasında yüksük harici fazla bi takı olmaz. Yüzük takılır, hoca dua eder. Önce nişan günü sözü alınır ve takvim belirlenir. Nişan’da düğün kadar çok zahmetli bir organizasyondur.

KESİM KESME: Ekonomik koşullar, mağduriyetler ve zaruriyetler masaya yatırılır ve iki tarafında birbirlerini yormamaları için heyetler aile büyüklerinden ricalarda bulunurlar. Sıkı pazarlıklar başlar. Üç aşağı, beş yukarı başlık tutarı belirlenir. Nişan ve düğün takılarının miktarı belirlenir. Artık kız ve oğlan Nişanlıdır.

KAYIT GÖRME (GAYİT-GAMET GÖRME): Burda söz sahibi genellikle kadınlardır. Her iki taraftan da usül-erkan bilen lafı sözü dinlenilir kadın heyetleri oluşturulur. Çeyiz olarak alınacaklar, geline ve akrabalarına alınacak hediyeler belirlenir. Örneğin gelinin işlengilik malzemeleri, elbise ve elbiselikleri, akrabalarına alınacak öte-beriler (Gömlek, mintan, iç çamaşırları, çorap, mendil, humayın, pazen, basma, etamin, yumak, tığ, yuğsüklük, allık, kına, bürük, eşarp, dülbent, geline apartuman topuklu ayakkabı, akraba kadınlara laylun ayakkabı, gelinin dedesine, ebesine mes, namaz takkesi, yakasız goynek, peşgır, annesine entarilik kumaşlar vs. vs. hepsi belirlenir. Kadınlar alınacak verilecekleri tespit ettikten sonra erkek heyetine bunları belirledik derler.

Erkek heyeti “Avratlar eksik etektir, bek ahılları ermez” diyerek lüzümsuzları siler, listelerden kırpma yaparlar ve kadınlara “Şunlar tamam” derler.

Oğlan tarafı alacağı hediyeleri, takacağı takıları ve götüreceği öteberiyi gelin kıza danışıp, beğendirerek almak zorundadır. Ayrıca gelinin yanında anası, yengesi, bacısı da olur. Gayıt gormiye gidilirken bu gurubun hepsinede farklı farklı hediyeler ve değişik öteberiler alınacaktır. Çarşıda bu heyet lohantıya götürülecek kebap yedirilecektir. Hatta lüzum üzerine işi olup gelemeyen, orda olmayan yakınlara da değişik hediyeler alınacaktır.

TAKI TAKMA (DAHI DAHMA): Oğlan tarafı kız tarafına ziyaret haberi salar ve “Dahı dahacığık” diyerek  buyur alırlar. Elbetteki oğlan everme cesaretini taşıyan baba ve annenin mutlak bir ön hazırlığı olur. Altını, incisi vardır. Geline genellikle Gremise, yarımlıh, gıdıhlıh (Çeyrek), gerdannıh, yarım metire zencir, kolye vs. varsa takarlar. Nişanlı kız onları görünür şekilde boynuna takar ve düğünde, düzgünde oğlan tarafını gururlandırır.

ARİCELİK (EĞRİCELİK): Hıdırellez günü bereket günüdür ve kutsal sayılır. Bugün yapılan her türlü ikram ve ağırlamanın karşılığı misliyle haneye yansır. Gelin kızı ve ailesini, oğlan tarafı pikniğe götürür. Gelinin yanına ne zaman gidilirse gidilsin kesinlikle cömert hediyelerle gidilmelidir. Ağrice günü oğlan tarafı çok varlıklıysa piknikte davar keserek kızın akrabalarına yemek verir. Durum kötüyse tavuk, kaz, hindi vs. keserek yemek pişirilir, eğlenilir. Geline yine küçük aksesuarlardan oluşan hediyeler verilir. Ağricede oğlan da pikniğe getirilir. Kızdan uzak durmak koşuluyla o da kıyıda köşede tek başına eğlenir.

Özlem dolu bakışmalar, birbirlerini daha detaylı incelemeler işte o gün başlar. Baharın verdiği doğal zenginlik, kız ve oğlandaki karşı cins heyecanı, katı kuralların arasında kısıtlıda olsa birbirlerine yaklaşma meşruiyeti aşırı bir heyecan ve tarifi imkansız mutluluk verir. Gelin damada zuladan, damadın bacıları veya güvendiği yakınları vasıtasıyla mendil, Grempet gutusu, çorap, ayna, tarak, gül vs. hediyeler iletir. Damat zaten itilmiş, kakılmış bir vaziyette topluluktan uzak, tek başına oralarda dönelemektedir. Kız tarafının yüksek bir temkin, nefret ve endişeyle izlediği Gûvaa adayı, kızdan gelen gülü veya çiçeği kızın görebileceği bir uzaklıkta bir taşın, kayanın veya çimin üzerine oturur ve sürekli koklar.

Kız tarafı, Gûvaanin kokladığı gülü kızın verdiği ihtimaline karşın, kızlarının oturuşuna, duruşuna, gülüşüne, konuşuşuna dikkat etmesi hususunda sürekli kızgın ifadelerle bakarlar ve kızlarıyla azarlayarak konuşurlar. Hatta Kız anası veya babası, oğlanın babasına veya anasına “Oğlunuza diyin burdan getsin, malına davarına bahsın, el açıh arar, milleti gınar” diyerek damadı oradan kovdururlar.

Oğlanın babası hemen oğluna, “Laynnn, hastirget burdan, milleti dirliksiz etme eşşolüeşşek, eve var malına davarına bah, kafir” diyerek azarlar ve oğlanı “Ariceden” piknikten kovarlar. Oğlan için bir yıkım kararıdır bu ama binaçar oradan elindeki gülü koklaya koklaya yarı sümsük, yarı dayı edalarla uzaklaşır .

Oğlan elindeki o gülü kuruyup kaybolana kadar saklar. Her gün yüzüne grempet sürer. Mendil döş cebindedir. Elinde hergün çiçekle gezer ve dertli türküler dinler.

NİŞANLI GÖRME: Saraydan kız kaçırmayla eş değer bir çılgınlık operasyonudur. Oğlan kızın kendisine itiraz etmeyeceğini bilir. Onunda kendisini özlediğini, beklediğini hissetmektedir. Kapalı bir toplumda yaşadıkları için ilk defa karşı cinse kendini bu kadar yakın ve kabul görür düşüncesi hakimdir. Kız da oğlanı özlemektedir. Çok uzaktan da olsa sevgi dolu bakışlar bunun kanıtıdır.

“Neye mal olursa olsun aminim, gece veya gündüz nişanlımı goreceğam” der. Kararlı ve azimlidir. Kız tarafı temkinli ve el-alemi laf söz saabı yamamak için uyanıktır.

İti zencirinden guverirler. Bağlı olunca damat kıza askıntı olur endişesi hakimdir. Kızı yalnız bırakmazlar. İt ürdükçe kızın kalbi güm güm atar. Horanta ise önce kızın suratına sert sert bakar, sonra ellerine goca goca diynekleri alıp gıyıyı-gıranı golaçan ederler. Baba yetişgin uşahlarına it ürüncü “Layn gedin bi bahın pijmi geldi, geldiyse dutun buynuzunu gırın aminim” der. Gızın yanında sürekli anası, gardaşları ve bacıları vardır. Eğer Gûvaa nişanlı görme girişiminde bulunursa, kızın babası tarafından “Gıçını gırın” talimatı kesindir. Düğün olana kadar Gûvaa, “Elin pici” konumundadır.  

Milletin diline düşülünce babanın ve gardaşlarının yüzünün yer olacağı bilinmektedir. Babasını, anasını uğrunladıp, iti de sapıttınmıydı, damdan, hayattan, duvardan atlayıp, nişanlısını öpüp gucahlıyana tüm köy halkı hayran kalır, damadın babası ve yahınları gurur duyardı. Helede düğün olunca damadın nişanlı görme serüvenini hanımı doğrulayınca adamın köyde geziş sitili bile değişir, gururdan gazalarak yörürdü. Efsane üstüne efsane anlatır işte;”İti sapıttım, onüne ekmek doğradım, samannığın ardındağ duvarın siyecini yıhıp, hazın damına atladım, peçenin üsdünden ipe daş bağlayıp sufıya gel dedim, babası geldi döşşağ uzandı ben gızı alıp tandır evine götürdüm, gardaşları devriye geziyodu, kulle deliğine sahlandım, falan filan gibi bi gağnı efsane dolu macera uydurulurdu. 

Halbuki o katı kurallar dahilinde kızın ailesi eğer biraz kevekeyse, ufak tefek açıklar değerlendirilir ve kız görülebilirdi. Yoksa katı ailelerin mahallesine bile yaklaşılamazdı. Elbette “Nişanlı Gorme” operasyonları ve girişimleri evlendikten sonra hanımların gurur kaynağı bir hatıra olarak sürekli gündeme getirilir ve etrafına övünç kaynağı oluştururdu. Damat için de öyle. Bilgi, cesaret, çeviklik ve yüksek başarı göstergesiydi.

Hatta şöyle bi gelenekte hakimdi. Nişanlısının evindeki ite sürekli yoldan gelip geçerken ekmek atar, oşuhculuh eder, iti gendine alışdırmıya yeltenirdi ki, nişannılı gormiye getdiğimde it bana ılgamasın diyi. Bu taktik damada yakın ailelerin genel önerisi ve uyarısıydı. Ağer Guvaa, ite ekmek atarken, kuçü kuçü diyi oşuhculuh ederken birine yakalanırsa koyün masgarası olurdu. Birde gızın gardaşları falan bu hareketi duysun damadı düve düve post ederler, bızaladıllardı. 

Gızın babası Gûvaanin nişannılı görme uğraşlarını duyarsa, dünürüne hemen haber salar, “Picinize saab olun, ebedi dayresinde dursun, ağer dölekcane dolaşmazsa anasını eşşağ guvaladırım” der. Bunlar Çoh ağar laflardır. Hısımlığın akrabalağın muhabbetini bozar. Oğlanın anası bu muhabbetlerde oğluna daha yakındır. Uyarıları o yapar. “Aman oğlum gendine mıhatol, iti guvermişler vallahi seni hooddürerek boğdururlar, elin alemin ırzı ortadamı” der ve oğlan gudurdu diyi babasını sıhışdırır, düğünün biran önce yapılması için telaşeye düşürürdü. 

BAYRAMCALIH: Kurban bayramında süreç nişanlılıkla geçiyorsa, oğlan babası gelin adayına kınalı bir koç veya koyun gönderir. Ramazan bayramıysa elbise, ayakkabı dahil yukarıda saydığımız küçük hediyelerden almak zorundadır. Zaten iki kere kurban bayramını üst üste geçirecek kadar nişanlılık süreci uzatılmaz. Eğer uzadıysa oğlan evi ekonomik açıdcan harap demektir. Millet gınar. “Damına Mart garı yağmış, bunnar gayli düğün edemez aminim” derler. 

Yalnız şöyle bir yorum yapmak istiyorum. Ekonomik açıdan, sosyal açıdan dünürler felaket ölçüde bile çöküş yaşasalar dahi, nişan atma, nişandan dönme gibi gayri ahlaki haller oluşmazdı. Şimdi oğlan veya kız işten çıksa bile hemen nişan atılıyor. Eskiden hakim olan zihniyet söz kesilince “bunlar benim arım namısım oldu” yönündeydi.

BİRİNCİ SINIF AKRABA ZİYARETLERİ: Diyelim ki oğlan evinden, emmi, bibi, hala, bacı, gardaş neyise, başka bir şehirden köye geldi. Mutlaka gelini ziyaret etmek, hediye götürmek mecburiyetindedir. Kız evide zaten onların geldiğini duyu duymaz ekmek-aş hazırlatırlar, tavıh-culuh-şibi-bodu keser davet ederler. Bu durum kız tarafı akrabaları içinde geçerlidir. Hemen güzel yemeklerle ziyafetler çekerler. Kız tarafı oğlan evine hediye götürmek zorunda değildir. En fazla bi gutu şeker, bi pakit çay, bi şişe golonyağ alırlar. Ya da evin böyüğüne peşgır, çorap, namaz takkesi ne alır giderler. 

Yav o zamanın insanları birbirlerini ne kadar değerli ve itibarlı görürlerdi. Birbirlerine isimlerini söylerken Kâa, Efendi, Nazlıbağ, ede, bibi, hala, emmi, dayı vs. neyise hep onurlandıran ünvanlarla hitap ederlerdi. Kadınlar birbirine Hatın, nazlıbağ, gelin vs. gibi içi değer dolu sanlarla seslenirdi. Şimdiki gibi birbirine burun kıvırarak, küçümseyerek güvensizce bakmazlardı.   

NİŞAN OHUNTUSU: Neden dünürler düğünden sonra birbirleriyle küs olur bilirmisiniz. Neden düğünü olunca ceza olarak kızı babasının evine uzun süre göndermezlerdi peki. Neden “Sık muhabbet tez ayrılık getirir” derler düşündünüzmü. İşte dünürcülükle başlayan sıkı fıkı hısımlık, akrabalık ilişkileri, samimi muhabbetlerle devam ederken, her ziyaret ve her dini, milli, geleneksel özel günlerin herseferinde alınması zaruri hediyeler olurdu. Üstelik takılar, düğün, nişan organizasyonları, Hâbe Dönderme giderleri, falan, filan derken ekonomik olarak oğlan evinin tabiri caizse beli kırılırdı.

Düğün bitip, dağ gibi borçlar yüzünden fakirlik, fukaralık güzergahı başlayınca oğlan evi şapkasını önüne kor ve çaresizce kara kara düşünmeye başlardı. Gereksiz inatlar yüzünden lüzumsuz harcadığı her kuruş, hısımına düşmanlığını biraz daha körüklerdi. Maalisefki hiçbir kurum, hiçbir kimse ve hiçbir kurul bu toplumsal yaraya çözüme yönelik bir el uzatmadığı gibi sorumsuzca izlediler.

Gururun ve onurun hakim olduğu o dönemlerde herkes kendine güvenmese bile çakma bir özgüvenle her masrafın altına çekinmeden girerdi. Maalisef ki sonuç ise uzun vadeli kırgınlıkların, küskünlüklerin altyapısını oluştururdu.

Helede en acıdığım şey neydi bilirmisiniz. Hısımlık sürecinde yaşatılan ekonomik ağırlıklı geleneksel zorluklara karşı, o çocuk yaşta getirdikleri gelinkızı, babasına-anasına ceza olarak uzun süre ziyaretlerine bile göndermezlerdi ya. O çocuk zaten doğup büyüdüğü evinden ocağından ilk defa el kapısına gidiyor, sudan çıkmış balık gibi şaşkın, çaresiz. Disiplinle uygulanan tüm saygı ve ikram ritüellerine kusursuz uygulamak zorunda oluşu, tarla-tapan, ev-bark, ekmek-aş ve akla hayale gelmeyen tüm ağır hizmetlerin hepsid bu çocuğun sırtında ve üstelik anne-baba, kardeş-bacı, emmi-dayı özlemi, hasret ve kahırla gecesi gündüzü ağlamakla geçerdi. Zayıflar, kupkuru bir kemik torbasına dönerdi. Zaten bizim oraların bir çok türkülerinde “Öte var guru gelin, kemiklerin batıyo” diye sözler olduğunu hepiniz duyarsınız. Babasının evinde zaten kuru olsa dünür gitmezler, getirincede çoğu dedeiğim gibi zor şartlarda işlenen ırgatlıklar, artı ev işleri ve hayvan harman döngüleri ve gereksiz yumuşlarla mahvolurdu o çocuklar. Neyse yav, canım sıkılmaya başladı. Devam edelim yorucu eski düğün-düzgün geleneklerimize.      

NİŞAN DAHMA: Eski düğünlerin hepsinde kesim kesilirken nişan dahılması mecburi olurdu. Dahmazsan dul avrat almış muamelesi görürdünüz. “Madem gözün kesmiyor, niye bu işe galhışıyon” derler adama. Nişan masrafıyla, zahmetiyle düğünün tıpa tıp bir tatbikatı niteliğindeydi. Masrafı hemen hemen aynıydı. Geline kesim keserken ne dahacığıh dediysen o gün alayıcığnıda tamamlıyacağan. Lafında duracağan. Öyle hotunu sağya sola çalma yoh aminim. Mecbur vaad etdiğin gremiseleri, beşibirlikleri alıp, elin-alemin içinde geliniyin boynuna hemen dahacağan. 

Önce, gız evinin talebi olarak “Nişan Okuntusu” için belirlenen sayı ve çeşitlerde okuntu hediyelerinin listesi alınır.  Gelingız, anası, bacıları, bibisi, bibisinin gızları neyi alınır, bir daha Gayit Gormiye çıhılır. İşte gahamına-hısımına ve birincil akrabalara yakınlık derecesine göre köy imamı dahil bodu-culuh, ikincil yakınlara horuz, şibi, tavıh, ehbaplara bir metiro çitinen bir galıp sabın, diğerlerinede leplebi, sormuh şekeri, gınalı gonya şekeri, gabıhlı fısdıh, sarı üzüm vs. gibi karışımlardan oluşan bir avuç kuruyemiş verilirdi. Somun ekmeğe “Çarşı Çöreğa” derlerdi. Bazen ohuntu hediyelerinin arasında çarşı çöreğa de olurdu. Gayit gormiye gidenlerin alayıcığnada pazenden, basmadan asbaplıh gumaş alınır, bide lohantıya götürülürdü.

Çarşıdan alınan okuntuların hepicığde gız evine endirilir, nişandan en az 10 gün önce dağıtılır, Nişan daveti yapılırdı. Alınan öteberilere gız evinden de tahviye yapılır daha çoh gonu gonşu gonüllenirdi. Buyur edilen gaham-hısım, gonu-gonşu, ehbap-yaren de güçleri oranında altın, para, asbap-alat, öte-bete vs. gibi hediyeleriyle gelir, “Gelin başı Çağıttırma”sı yaparlardı. Oğlan evi davul-düdük dutar, haleyler çekilir, ağlenceler yapılırdı.

Gayit görmede alınan asbabından, alatından, dikoltasından, memeliğine (Sütyen), iç çamaşırlarına gadar  alayıcığda milletin huzurunda gelinin başına çığıtdırılırdı. Şimdi bu durumun gülünçlüğü ise tekstil çeşitlerinin, esnaf bolluğunun ve ekonomik gelişimin heybetinden dolayıdır. O zamanlar oğlan everen bir baba mu mesarifler garşısında bızalardı vallahi.

Neyse biz yine sıradan gidelim ve herkesin gözü önünde gerçekleşmek zorunda olan zahmetli ritüelleri kaldığımız yerden anlatmaya devam edelim.

Yine takılarla, hediyelerle süslü bir akşam sinisi hazırlanırdı. “Ahşam Sinisi” nişan gününün arifesi akşamında giderdi. Ogün akşam yaşlı böyükler, yaşlı kadınlar ve tüm gençler en önde birisinin taşıdığı ve içinde meyve, kuruyemiş, ev halkına atlet, kilot, mendil, uçgur, çorap, palasga vs. gibi ortalıhda gösterilince ileride küslük, kırgınlık olması durumunda milletçe görülmesi onur kırar diye hediyelerle dolu bir “Sini” giderdi. Akrabaların birisinin elinde fener ya da lüks lambasının ışığıyla kız evine doğru güle oynaya varılır. Kız tarafına varıldığında yaşlı kadınlar, erkekler ve gençler her biri ayrı odalara alınır. Hepside ekmekli aşlı, çaylı gayfeli ağırlanırlar. Hatta kızın babası izin verirse Oğlan da o gün Sini mahanasına eve gadar gelir ve nişannısına uzahdan da olsa bakabilirdi.

Erkeklerin olduğu odada hoca açış duasını yapar, hepbirlikte amin denilir. Sonra eğlenme ve sohbet başlar. Kadınlar Nişan esnasında toplanan takıları ve hediyeleri tespit amacıyla tekrar geline takar, genç kızlar içeride halay çekerler, türküler söylerler. Erkeklerde kendi aralarında bir odada türküler dinler sohbet ederler.

Hani şimdi çılgın gösteriler, ilginç ortamlar, ömür boyu hatırlanıp akıllardan çıkmayacak deliliklerle süslü flört dönemleri var ya, Orta Anadolu köy evlilikleri ritüellerinin aşk dolu en unutulmaz ve en heyecanlı kısmı kesinlikle Nişanlı Gorme” maceralarıydı. Yav ben bu ruh halini, tarifsiz güzellikleri ben size nasıl anlatayım. Mesela bir örnek; Kız nişanlandığı oğlana güvendiği bir yakını aracılığıyla mendil işler, gül gönderir. Oğlan görücü usulüyle bile evlense, katı kurallar ve yasaklar dahilinde ilk defa karşı cinsten aldığı bu güzel ve özel hediyelerin sahibine anında aşık olur. Düğün günü uzadıkça bu sevda karasevdaya dönüşür. İşte bu yüzden nikahta keramet vardır derler. Tabiiki bu Rıfat ÇAKIR görüşüdür. Siz ne düşünürsünüz bilemem.

Bu dürtü ve sabırsızlıkla gece gündüz düğün günü heycanını yaşayan genç, kesin kabul göreceği varsayımıyla her türlü engeli aşıp, nişanlısını görmeyi arzular.  Kızın babası, gardaşları, anası ve bacıları bu konuda aşırı derecede temkinli, katı ve zalimdir. Böyle bir girişimin sonucu kesinlikle şiddet ve dayaktır. Bırakın anasını, babasını, gardaşlarını, bacılarını, kızın emmileri, dayıları bile yakalasın damadın hotunu söker, eyağlerini gırarlar. O neşaal bi lafımış. Nişannılı gorme de ne demağmiş. Gavur tohumu düğününü düzgününü beklesin, ondan soona helalını ersin, alsın goynuna.. derlerdi.

İşte hangi engel, hengi tehlike ve her ne olursa olsun, Gûvanin beynini kemiren bu dürtüler doğrultusunda ona it ürmeleri, ılgamaları, baba, ana, gardaş bacı korumaları ve gaham-hısım bariyerlerinin tamamı vız gelirdi. Bu badireleri aşıpda nişanlısını görebilene, Kremlin Sarayından harp stratejisi haritalarını çalıp getirmiş kadar itibar yüklerlerdi. “Ula ne yaman delağanlı, ne gozü bek adam” derlerdi.

Neyse konu yine dağılıyor. Anlatmak istediğim her ritüelin binlerce zahmeti, heyecanı,mutluluğu ve çilesi vardı. Tetikleyici unsur ise aşktı, sevgiydi. Biz Sini Günü yapılan etkinlikleri anlatmaya devam edelim.

Nişan sinisi günü kız evinde gençler doğaçlama geliştirdikleri anlık senaryolarıyla türlü türlü orta oyunları oynar, yöresel halaylar çekerler. Gûvaden bahşiş almak için kız evinden çeyiz için alınan ayna, süpürge, namazla vb. falan gibi eşyalar aşırırlar. Nişandan sonra kız tarafı, oğlan tarafından hediye getirenlere tespih, takke, atlet, peşgır, çorap vs. gibi getirdikleri hediyenin değerine göre karşılık bazı hediyeler gönderirler. Ayrıca kız evi nişandan sonra helkelerle boyalı aromalı şerbetler yapar, yanında üzüm, leblebi, lokum ve türlü çerezlerle birlikte karşı bir sini hazırlar ve oğlan evine gönderir, oğlan evi de tüm millete ikram ederdi.

Bundan sonra oğlan evi ve birincil yakınları sık sık gelin kızı görmeye giderler. Tüm gidişleride hediyeli olur ve birbirlerini sürekli buyur ederler. Oruç ayında iftarlık ve çerez, bayramlardan önce bayramcalık, aricede aricelik, koyun,tavuk, bodu, culuh ve değişik yemeklerle gelin kız ve çevresine sürekli ziyafetler çekilir.

Düğün gününün belirlenmesine ise “Kesim Kesme” denir. Nişanda yapılan törelerin tekrarı düğün içinde ikilenir. Davul-zurna tutulur. Düğüne davet edileceklerin listeleri hazırlanır. Ohuntu dağıtılır. Okuntu dağıtan düğünün ve kekil kesme gününün tarihini ayrı ayrı söyler. “Darısı Yavrılarınıza” der ve hediyesini çığıttırır.

Düğün alışverişi yapılır. Buna “Esas Gayit Gorme” denir. Kız evine ve oğlan evine yemeklik malzemelerin hepsini oğlan evi alır. Her iki tarafta düğün yemeklerini kendi komşularına yaptırır. “El içine çıhacığıh yavrım, aman elinize, yüzünüze, izzetinize, ikramınıza, garşılamanıza, uğurlamanıza hatırlı hörmetli olun, betinize benzinize huyunuza huşunuz dikkat edin aşgarınıız kimsiye eşgitmeyin” denilir ve her törenin her ikramın en dikkatli, en izzetli ve en lezzetli yapılmasına titizlikle itina gösterilir.

Fakıbeyli ve Yozgat’ın tüm köylerinde eskiden düğünler genellikle Perşembe günü öğlen namazından sonra başlar, Pazar günü yatsı  ezanından önce biterdi. Düğünden önce oğlan evi camide mevlüt okutur, lokum, şeker, şerbet ve çarşı ekmağ dağıtırdı.

Düğün günü sadece düğün evinin değil, tüm köyün bereket, şenlik ve mutluluk günüydü. Gelin evide, damat evide neşe yuvasına dönüşür, bu güzellik herkese yansırdı. Eğer gelin başka bir köydense herkes o gün at arabalarını, moturlarını goşar, milleti tüm yükler, davullar, zurnalar ve eylenceler içinde karşı köye gelin almaya gidilirdi. Büyüğünden küçüğüne herkes o köyde Asalet ve saygıyla karşılanır, en küçüğünden en büyüğüne herkes ama herkes unutulmadan sofraya oturtulurdu. O zamanlar köylerin geneli çatısız toprak damdı. Dam üstüne çul serilir, üstüne çapıt minderler konulur, tahta şimşir gaşşıhlar, yuha ekmekler ve pahır sinilerden her dama yeteri kadar sufralar kurulurdu.

Düğün yemeklerinin menüsü ve sofraya geliş sırası genellikle şöyleydi. Önce şehriye çorba, ardından etli bulgur pilavı, yoğurtlu mantı, pahlavu, sini ve içi pirinçli şekerli sütlü gibi tatlılar gelirdi. Herkes doyana gadar yerdi. Aç kalmak, aç kaldım demek günahtı. Öyle şeymi olur. Hatta şehriye çorbasının içine tavıh daşlığı, ciğeri doğrarlar, onu kaşığında bulan kişi hazine bulmuş kadar kendini özel hissederdi.

Gelin evinin önünde davul-zurna çalınıp, avratlar, gızlar haley çekerken, oğlan ve kız tarafının böyükleri de düğün odasında oturur, cehiz listesini ve bedellerini yazıp teslimatını gerçekleştirilerdi.   

“Cehiz Yazma” çok önemliydi. Cehiz yazmaya her iki taraf da yakınlarını çağırır, eli kalem tutan köy böyükleri belirlenir ve eşyaların bedelleri tahmini olarak karşılarına yazılırdı. Cehiz bedelleri her zaman çok abartılı yazılırdı. En başa Kur-an-ı Kerim yazılır ve bedeli olmadığından değeri konmazdı. Burda ki amaç ona paha biçilemez mesajıydı. İkinci sırayı yatak, yorgan, gap, gacah, helke, sitil, guşşene, zehen, ırbıh, el ilağni, peşgır, yastık ve işlengiler yazılırken en sonuna ayna ve süpürge yazılırdı. Çeyizin en önemli eşyalarından biri sandık, biri Gomüdün, biride Garulleydi. Gomüdün iki ayak üzerinde duvara yaslı duran camlı bir süs büfesiydi. Garuulle ise bildiğimiz karyola.

Bu cehizlerin bir kısmı daha gelin çıkmadan motura yüklenir ve evine gönderilir, bir kısmı ise düğün alayıyla beraber gelirdi. Yeni eşyaların eve dizilmesi öyle bir güzellik ve öyle bir saygıyla imrenilerek döşenirdi ki, ordan çıkmayı bile istemezdiniz. Duvara çakılan taptaze halı, tertemiz ve apacer raflara özenle dizilen gap-gacak. İşlengili yastıklar, allı güllü yepyeni yorganlar, batman batman tertemiz yünlerle dolu döşşekler, gıcır gıcır sandık. Yav bişirikleri çitilgi ve saman örtülü gırma tavanlı, depesi loğlu toprak dam, çamur sıvalı, biyaz kireçli, toprak zeminli, gubürü tozmasın diye sulanarak süpürülen o toprak ev varya, vallahi İngiltere Kraliyet Sarayından daha imrenilir, daha temiz ve daha görkemli olurdu. Çünkü içi pahalı aksesuarlarla değil, dua ile, huzur ile döşenirdi.

Ha unutmadan söyleyim, birde köyün kadınları “Cehiz Gorme” ye giderlerdi. Hem düğünden önce kız evinde, hemde kekil kesme gününde Gûva evinde çeyiz serilir bakılırdı. Düğünden önce gelin kız ve ailesi tüm cehizini serer, gelen tüm hanımlara cehizlerini gösterirdi. Gelin çıkmadcan önce cehiz gidince kız evi adeta boşalır, tam takır, cıp cıbır galırdı. Helede kızın işlengileri tam bir marifet karnesi, başarı skalasıydı. Taaki kız 11 yaşına erdi diyelim o günden itibaren işlengi emekleri başlardı. "Kız beşşikde Cehiz sandıhda" derler ve köye gelen çerçiler, bohçacılar hiçbir zaman boş çevrilmezdi.

Yozgat’ta eli iğne tutmaya başlayan her genç kız ve annesi, kasnağa gerili etamin, humayın gibi kumaşlar üzerine allı güllü ipliklerle işlengiler işler, bürük oyası örere, yastık, minder, kırlent diker, gaz lambası şişesine bile şekilli örgülü kılıf yapar, dikiş diker, yama yapar, dantel örer ve kendilerini dahada geliştirmeye yönelik beceri ve maharet gerektirecek tüm işlerde örnek alınan köy hanımlarından uygulamalı eğitimler alınırdı.

O zamanlar her evde özel sayılan tüm eşyalar güzel süsler, emek verilmiş örgüler ve ve kenarları oyalı kumaşlarla örtülür, korunurdu. Iradıyo, lamba şişesi, su desdisi, gadeler, çaydanlık gibi özel ve sosyetik eşyalar mutlaka dantelli örtülerle örttülürdü. Halıları yere sermeye kimse kıyamazdı. O yıllarda tüm halıların adı “Duvar Halısı”ydı ve çivilerle duvara çakılır ya da iple goşmalardan asılarak rengarenk bir oda süslenirdi. Yere serilirse serilse ancak kilim serilir, ya da bom boş toprak olarak dururdu. O toprak zeminler tozmasın diye önce yerler sulanarak süpürülürdü.

Neyse biz yine cehiz serme işlerini anlatmaya devam edelim. Çehiz yazıldıktan sonra bir kısmı at arabasına veya moturun vagınatına yüklenilir ve kız evinden refakatçilerle beraaber oğlan evine getirilir. Tabiiki bu acer ve özel eşyalarla yeni kurulacak yuva için samimi yürek duaları eşliğinde “Cehiz Serme” geleneği yapılırdı. Diğer bir kısmı da düğün aşamasında alınır, sandığına oturanlar, aynayı taşıyanlar ya da süpürgeyi kapanlar bahşiş alırlardı.

Hâa bazen unutuyoruz, düğün aşamalarında, gelin çıkma günü öncesinde kız evi ve oğlan evi birbirlerine baskına gelirlerdi. Baskınlar esnasında böyük adamlar, Osmanlı hanımlar vakur duruşları ve imrenilir böyüklükleriyle hatırın hörmetin alasını görürler, Devlet Başkanı gibi ağırlanıp uğurlanırlardı. Diğer gelenler  davul düdük eşliğinde oyunlar oynar, halaylar çeker ve kendilerine o köyde Maaşallah dedirtmek için ellerinden geleni yaparflardı.

Yav gelin çıhartma günü, davul-zurna öyle bi baş bağlama havası çalardı ki. Defalarca aradım, bir çok zurna havası araştırdım, neyidi o gelin ağlatan dedikleri hava inanın ne tarif edebiliyorum, nede o havayı veya o havaya yakın bir ezgiyi tarif edip bulamıyorum inanırmısınız. O havayı bi dinleseniz yüreğiniz ezilir gelir, içiniz burum burum burkulurdu. O hava çalınınca babası, anası, bacıları, gardaşları, emmisi, bibisi, nenesi, emesi, gonu-gonşu, gelen-giden, davulcu-zurnacı, düğün kâyası, zobusu herkes ama herkes tüm ağlaşırdı. Bazı diyeşetçi gadınlarda baş bağlama havasına deyişler uydurunca milleti temelli ağlaşdırırdı.

Gelinin başına fes üstüne pullu gıvrah (Dıvrak) atarlar, onun üstünede Cıngış bağlarlardı. Cıngışı bağlamadan para istenilirdi. Gelin evden çıkarılırken beline kırmızı bir kuşak bağlanır, onuda kızın erkek kardeşi, yoksa babası bağlardı. Gelin kızı babasının evinden “Baş Yenge”  teslim alır ve arabaya o bindirirdi. Duvağından gelinliğine her türlü giysisi geline gelin çıkacağı günün sabahı oğlan ve kız tarafının genç kızlarınca ortak emekle giyidirlirdi.  Gelinlik ve duvak gelinin başının etrafında dualar ve maniler eşliğinde 3 defa dönderilir öyle giydirilirdi.

Düşünsenize, yokluk ve sefalet içerinde büyüttüğü kuzusunu, meleğini daha çocuk yaşta evinden uçuruyor. El kapısında dayakmı yiyecek, çilemi çekecek, yeni ortama alışabilecekmi, uyum sağlayabilecekmi, kızına eziyetmi edecekler, yorucu ırgatlık, ahır samanlık, ev barfk, envayi çeşit tüm yorucu işleri bu çocuğamı yükleyecekler ana babanın diyemediği fakat içini sürekli kemiren tereddütlerdi. Kız evden çıktığı anda tüm himaye, yönlendirme, yönetme ve sorumluluk karşının sevk ve idaresine geçiyordu. Kızları gelin gittikten sonra babasının annesinin gözünün önünde bile dövseler, onların müdahele etme hakları yoktu.

Düğünün baştan sona her gününde, yani Perşembe’den Pazar’a kadar evlerin genel işlerinin bitmesi hesaplanarak kuşluk vakti sıralarında davul-zurna eşliğinde yetişik kızı olan evler teker teker dolaşılarak yenge toplanılır, düğün evine getirilirdi. Bu köyün genç kızları için çok büyük bir onurdu. Davul-zurna geliyor, kapının önünde çalıyor, heyet seni bekliyor ve seni alıp düğün evine getiriyorlar. Genç kızlar bu durumu önceden bildikleri için en güzel asbaplarını giyer, saçlarını tarar, oyalı eşarplarını takar, kollarına çantaları, ayaklarında Apartuman topuklu ayakkabıları, yüzlerine çok belirgin allık, varsa dudaklarına boya, kibar bir şive ve dil kırarak konuşma üslubuyla düğün evine gelirdi. Başta yetişik oğlu olan kadınların dikkatli izlemlerindeki göz radarlarının kapsamında olacağının kesinlikle bilincindeydi. 

Tüm Yozgat köylerinde düğünün her günü davul-zurna eşliğinde erkek tarafından bir hanım yönetiminde yetişik kızları olan tüm evlerden ev ev gezilerek yenge toplanılırdı.

Düğünün son günü heyecan ve eylenceninde zirvesidir. Çoluk, çocuk, kadın kız, erkek-uşak ayrı ayrı gruplarla gelin evindedir. Guva gelin kızın evine görülür ve avlunun uygun bir bölümünde gelinle beraber yan yan birer isgembiye oturtulur. Renkli kıvrak, simli iplikler ve türlü örtülerle gelinin yüzü tamamen kapalıdır. Birbirleriyhle hiç konuşmazlar. Utangaçlıklarından zaten konuşamazlar. Sürekli herkesin gözü ikisininde üzerindedir. Herkes o avluda halaylar çeker, oyunlar oynar, gelinle damatta oynatılır.

Gelinkız yakın arkadaşları ve köyün bilge kadınları tarafından baştan sona yeni giysilerle giydirilmiştir. Damatta öyle. Kız evindeki oyunlar ve adetler bitince gelinin gardaşına dua ile bacısının kuşağı bağlatılır. Kuşağın rengi kırmızı olur. Gelin motura, at arabasına veya taksiye her neise binmeden öne duvağını kaldırır, yüzünde şeffaf örtüleri olduğu halde ellerini dudağıa, başına getirip götürerek ve sağa-sola, arkaya-öne dönüp tekrarlayarak tüm köyün elini öptüğüne dair işaretle vedalaşır.

Düğün alayıda o köyün iletişimde olduğu halkı ile vedalaşır, herkes geldikleri arabalara, moturlara binerek yarış halinde kendi köylerine doğru ayrılırlar.

Gelin oğlan evine gelmeden ya sağdıç evine ya da düğün kâyasının avlusuna iner, erkeklerin refaketinde ordan bi ata bindirilir ve köyü bir tur attırıldıktan sonra kendi evine getirlir. Evinin avlusuna giri girmez biri dama çıhar ve başında atıyormuş gibi önüne bir çanak kırar. Yani gelinin başından yere atar. Çanağın içinde bozuk paralar ve çerezler vardır. Çocuklar o paraları ve çerezleri kapışarak toplar. Bir müddet ama uzunca bir müddet gelin-damat avluda  bir iskembi üzerinde yanyana oturtulur.

Takılar takılır, son halaylar çekilir, gelin eve alınır ve Ihdıyarlar Odası (Byük Adamlar Odası ve Delağanlılar Odası (Gençler Odası diye iki mekan tahsis edilir. Buralarda yemekler yenilir, durumlar değerlendirilir Delağanlılar Odasında oyunlar eylenceler yapılır ve bu ortamlar yatsı ezanına kadar sürer.

Ha birde gelin eve alınırken kızın baba evindeyken evleri, ahırları yandıysa veya herhangi bir felaket yaşandıysa oğlan evine geldiğinde eşiğe közlü kor ateş dökülür ve ayakkabısıyla üstüne bastırılarak gelin eve alınırdı. Kapıdan içeri girerken tepe pervaza da büyük bir çivi çaktırılır ki bu evde mıh gibi sağlam dursun diye.

Guvaa yi “Delağanlılar Odası”na alırlar çimdiriler, gelin kızın getirdiği bohçasından alınan yeni iç çamaşırları giydirilir. Traş edilir, yüzlerine Grempet sürülür, golonyağ dökülür ve daha önce de belirttiğim gibi “Guva Dıhma” geleneklerinin hepsi teker teker uygulanır.

Yemekler yendi, oyunlar oynandı, kişisel bakımı yapıldı. Gün akşam oldu. Ogünki geleneksel oyunlardan birtanesi de hiçbir şey bilmeyen bir çocuk çağrılır, eline küçük bir miktar para verilir ve Gûva evine gönderilir. O çocuk Gûvanin annesine, babsına, bacılarına veya yakınlarına diyecektir ki “Gûva yhularını vercağmissiniz, g^vayi getirecekler” diyecektir. Bu dcamadı eşşek yerine koyma anlamı taşır. Hemen evden bi gatıran (Siyah Yağ) bulunur ve çocuk yakalanarak yüzü katranlanır. Ağlatarak gönderilir. Çocuk ağlarken Delağanlılar odasındaki herkes çocuğun haline güler. 

Gûva dıhma geleneklerinde yöresel tekerlemeleri, geleneksel duaları bilen bir büyüğün refakatinde arkadaşları damat ile kol kola girerek gecenin karanlığını delen yüksek bağrışmlara, dualar ve amin sesleriyhle gerfdek evine gelinir.

Kapının önünde büyük bir sinsin ateşi yakılmıştır. Kimi üzerinden atlar, kimi etrafında dolanır. Hoca çağırılır. Herkes saf tutar. Dujalar edilir ve duanın tam bitme aşamasında tüm arfkadaşları damata dayak atmaya başlar. Damatın en yakın arkadaşları ona koruma kalkanı olujşturmuştur ve damat kaçarak gerdek evine girer. Herfkes “Allah hayırlıeylesin, bir yastıkta kocasınlar” diyerek evlerine dağılır .düğün bitmiştir artık.

Guvâa gerdek evine girince yine orda gelinle başbaşa kalamaz. Annesi, babası kardeşleri, akrabaları ordadır. Çünkü nikah için Hoca gelecektir. Hoca çağrılır ve dini nikah kıyılır. Dualar edilir, annenin babanın akrabaların eli öpülür ve kapı artık kapatılır. Nikahdan sonra herkes evi boşaltır ve kapının önünde ateş bir süre daha yakılır.

Gerdekten önce damat gelinin duvağnı açar, yüz görümlüğünü verir ve iki rekat namaz kıldıktan sonra kız evinden sandıkta gelen bodu, culuh, pilav, pahlavu her neyise tam ortasından yani göbeğinden yerdi. Gerdek odasının kapısında kız evinden gelen bir iki kadın bekler, damat sabah onlara çarşafın içerisine bahşiş verirdi. Çarşafı toplamaya gelen kadın bahşişi alır, gelinin beline kardeşinin bağladığı kırmızı kuşağı kız evine gönderirdi. Düğünün üçüncü günü kuşluk zamanı akraba ve komşu kadınlar toplanır, tef çalar, türkü söyler, yemekler, çaylar eşliğinde kıvrak kesme, kekil kesme ve duvak açma adeti yapardı. Kurulan yeni yuvanın bereketli olması için gelinin sağ avucuna buğday, sol avucuna arpa konur, gelinde bu arpa ve buğdayı omuzlarından arkaya savururdu.

Aradan 5-10 gün geçince gelinle guvâ kız evine el öpmeye gelir, kız babası pahalı bir eşya, tarla, bağ veya inek gibi el öpme hediyesi verirdi.

El öpmeden sonra gelinin gaynanası gelinini gahamına-hısımnına götürür, “Gelin Gösterme gezmesi” dediğimiz bu gelenek çerçevesinde herkes hediye verir, çantasına birşeyler koyardı. Aslında bu geleneklerimiz daha 1970’li-80’li yıllarda bile eksiksiz uygulandığı halde o dönemin yaşayan kadınları, erkekleri hepside neredeyse yüzde doksan ritüellerin tamamına yakınını unutmuşlar. İyiki Çanahcının Anşe, Hamzanın Durağan Fadimatın, Garaacığlin Melek, Dervişin Anşa, Gazinin Memmedin Leyla ve Alikâalin Memmune gibi 6 tane gerçek Profösörlerin hepsini birarada buldumda birbirinin eksiklerini tamamlaya tamamlaya ağlamaklı ve duygulu gözlerle bu güzellikleri anlattılar.

Dedim ya bu gelenekler Oğuz boylarının geçmiş olduğu tüm güzergahlarda aynı ya da çok benzerdi. Yozgat’ın ve Sorgun’un tüm köylerinde farklı göç güzergahlarından değişik coğrafyalardan ve ayrı kültürlerden bir çok insan vardı. Balkanlardan, Kafkaslardan, serhat bölgelerinden, mübadillerden, yakın zamana kadar gayrimüslimlerden bir çok insan aynı yerdeydi.

Düğün geleneklerinin bir formatıda Yozgat’ın Deremumlu, Dayılı, Karga, Evci, Fakıbeyli, Dereboymul, Karacalar, Dambasan, Gevrek, Gökçekışla, Sarımbey, Derbent, Musabeyli, Kırıkalifakılı, Musabeyliboğazı, Aktaş, Salmanfakılı, Divanlı, Esenli, Akyamaç, Koyunculu, Darıcı, Kaşkışla, Alemdar, Haydarbeyli, İnceçayır, Aydoğan, Mezere, Örencik, Azizli, Azizlibağları, Kolanlı, Bacılı, Türkmensarılar, Kızıltepe, Köçekkömü, Yassıhöyük, Bahçecik, Delihasanlı, Karalar, Lökköy, Osmanpaşa, Baltasarılar, Söğütlüyayla, Tayfur, Tayyip, Kavurgalı, Kırıksoku, Başıbüyüklü, Sarınınören, Kışlaköy, Tekkeyenicesi, Başınayayla, Kuyumcu, Özlüce, Penbecik, Battal, Bayatören, Derekışla, Güdülelmahacılı, Karabıyık, Türkmen, Yazı Pınar, Beyvelioğlu, Bişek, Köseyusuflu, Sarıfatma, Bozlar, Gelingüllü, Büyükincirli, Güllük, Kale, Büyükmahal, Büyüknefes, Buzağacıoğlu, Çadırardıç, Topçu, Yudan, Çağlayan, Kuşçu, Recepli, Sağlık, Çalatlı, Köçeklioğlu, Sarıhacılı, Topaç, Çalılı, Deremahal, Görpeli, Cihanpaşa, Güllüoluk, Kababel, Çorak, Dağboymul, Gündoğdu, Hamzalı, İşleğen, Dağyenicesi ve Kırım köylerinde üç aşağı beş yukarı bazı değişik varyantlarda uygulanırdı.

Hatta Sorgun’un Osmaniye, Karaburun, Tuzlacık, Keser gibi köyleride dahil, Alcı, Alişar, Karaveli, Günyazı, Yaylalık, Halilfakılı,  Sungur, Şahmuratlı, Taşpınar, İdrisli, Kayakışla, Altınsu, Muğallı, Ocaklı, Karakocaoğlu, Aşağıcumafakılı, İsmailhacılı, Kapaklı, Aşağıemirler, Günpınar,  İkikara,  Aşağıkarahacılı, Büyüktaşlık, Caferli, Aşağıkarakaya, Ayrıdam, Ayvalık, Babalı, Külhüyük, Mahmatlı, Çatmasöğüt, Çavuşköy, Bağlarbaşı, Eymir, Faraşlı, Garipler,  Bahadın, Akoluk, Temrezli, Belencumafakılı, Veliöldük,  Erkekli, Gevrek, Gökiniş,Yaycılar, Boğazcumafakılı, Yazılıtaş, Küçüktaşlık, Mansuroğlu,  Gözbaba, Gülşehri, Yukarıemirler,  İsafakılı, Karaabalı, Burunören,  Akocak, Tiftik, Büyükeynelli,  Küçükeynelli,  Büyükkışla,  Küçükköhne,  Mehmetbeyli,  Gököz,  Gümüşkavak, Mirahor,  Peyniryemez, Salur, Sarıhacılı,
Ağcın, Tulum,  Büyükören, Kodallı, Kodallıçiftliği,  Cihanşarlı, Çakırhacılı,  Karalık, Kepirce,  

Çamurlu, Sarıhamzalı, Sivri, Çavuşlu, Çayözü, Dişli, Doğankent, Doğanlı, Duralidayılı, Emirhan,  Güngören ve İncesu köylerinde de benzer durum hakimdi.  

            Bakın yukarıda anlattığım gelenekler haricinde birde şu gelenekler yadırganmadan aynı yerlerde yine kabul görüyordu.

Fazla bir fark olmamasına rağmen Yozgat ve Sorgun köylerinin bazılarında düğün ritüelleri ve geleneksel sembolleşmiş dua ve niyazları aynı olmakla birlikte bazı köylerindeki ufak ayrıntılar içeren köy düğünlerini şöyle örnekleyim.

Beğenilme istenilme, dünürlük ve dünürcülük heyetleri aşamalarını geçiyorum. Örneğin aynı ilçenin köyleri olmasına rağmen bazı yerflerde farklı farklı ufak ayrıntılar vardı. Aslında aynı gibi görünsede sirayet ettiği alanlar olabiliyordu. Çünkü bu hayır işleri doğaçlama gelişen ve köy büyüklerinin insiyatifleriyle şekillenen bir durum olduğundan gelenksel motifleri değişik olabiliyordu.

Örneğin Akdağmadeni’nin, Sarıkaya’nın, Kadışehri’nin, Saraykent’in yine bütünüyle geleneklerimizle süslü düğünlerini hatırlayarak bu geleneklerin başka bir halini de anlatayım.

Dünürlüğe gelen oğlan tarafından biri "Eee biz burıya niye geldik?" diye sorar. Kızın babasıda "O neşaal laf, Allah Allah hoş geldiniz safa geldiniz, misafire niye geldin diyemi soracığık kolesi olduğum” der. Oğlan evinden gelen en böyük misafir ise "Allah'ın emri, Peygamberin gavli üzerine kızınıza dunür geldik” der. Kız evi ilk istemede gönülleri bile olsa olur demez ve bir naz sessizliğine çekilirler. 

Misafir başı, “Ne diyonuz, noreciğik, bizi avara etmeyin, duracah vahıt değal, hayır işi bek uzatmıya gelmez” der. Kız babası veya anası, “Ahlımızda böyle bişey yoğdu, bizi bek evdirmeyin bi danışığa sorah” derler. Kızın bacıları, varsa yengesi vasıtasıyla kızın fikri sorulur. Ağer gönlü varsa "Babam-Anam, bilir" yoksa, "40 sene evde galsam o şikirsize gine varmam, Allah yazdıysa bozsun" der.

Tabii ki horantayla beraber emminin dayının da fikirleri sorulur. “Gelin bahıyım noreciğik filanca gızı istiyo” derler. Ağer bu hayır işe aracılık edenler, sonundada bir sıhıntı, bir mıhıntı çıkarsa "Anam içinde yohuh, dışında yohuh, biz norek, gendi elinizinen etdiniz boynuzunan çekecağniz" diyebilirler.

Oğlan tarafı kız evinin naz evi olduğunu bildiği için tabiiki ha bire dünürcülüğe ısrarla gelecekler. Birkaç kez gelip gitdikten sonra kız evi, "Allah bahtlarını ikilesin üçlesin" haberini gönderir. Kız evi iadeyi ziyarete “ Ev Bağenme” adı altında gelir. Burasını unutmuştuk. Çok ikramlı, izzetli bir ziyarettir bu.

Türlü tefirli sofralar kurulur. Sonra oğlan evi geri kız evine gider. Giderken de içinde çörek, bişmiş tavıh, çerez dolu bi Yol Hâbesi hazırlanır. Kız evinin gönlü tam olarak varsa hâbe açılır, ortalığa serilir birlikte yenilir. Vermiye gönülleri yoksa hâbeye dokunulmadan geri verilir.

Hayır iş tamam olupta kız tarafının gönlü edilince başlık kesme, oğlan-kız adı konma, ve “Beklik” takma sırasıyla uygulanır. Oğlan tarafı, kız tarafına ziyaret gününi söyler, birkaç akrabasıyla kıza yûsük, gıremse, asbap-alat, bürük, kupe, çerez, çay şeker alır gelirler. Kız evine gelince "Allah'ın emri, Peygamberin gavli, İmam-ı Azam'ın içtihadı, cemli cümlenin şahitliğini söyler, kızın babasına, gûvanin adını da söyleyip, hısımın adını söyledikten sonra sizden akrabalık matlup ediyoh der.

Kızın babası da "Allah yazdıysa ne diyeciğik" der. Artık “Dünür Düşme” işi bitmiştir. Sonra oğlan tarafı “Hısım ne alıp verecağmizi bilek, bu hayır işinin adını goyah da irahat edek” der ve başlık işi pazarlığı başlar.

Kız tarafı çok nazlıysa kapıyı bek yüksekten açar, oğlan tarafı "Etme gurban olduğum bizim canımızda ne var” deyince "Ne diyonuz, bizim kızımız kiminkinden aşşağı, elin geçtiği köprüden siz de geçecağniz, marim bu yola çıhdınız acik yorulacağnız" deyip, ytakın zamanların kuralını tayin eden başlıh paralarından örnekler verir.

Sıkı pazarlıklarla adı konulan başlık parasının devamında gaç batman yün, ne kadar süt hakkı, gardaş yolu, düğün nişan ekmağ, cehiz ve altın gibi kıyasıya pazarlıklar teker teker belirlenirdi. Aslında biraz da kurallar acımasız olduğundan hısımlıkların sonu genelde küslükle sonuçlanır, çocuklar ise çok mağduriyetler yaşardı.

Bu geneklerimiz çok duygusal olsa da içinde bulunduğumuz şartlar dahilinde maalisef biraz yorucu ve yıpratıcıydı. İş bittikten sonra Hoca dua eder, böyükler dua sonunda "Allah her iki tarafa da hayırleylesin, Allah utandırmasın, düşman dediği olmasın" der, kız tarafına "Adı adedi neyise yapsınlar gayli" haberi salınırdı.

Getirilen kazak, bürük, etek, çorap kıza giydirilir adı konulur ve Beklik bekitilir gelinirdi. Sonra sinilerle çerez ve farklı hediyeler bir daha gönderilir. Kız tarafından şerbetler sunulur, çerezler yenir, tef eşliğinde türküler söylenip, oyunlar oynanırdı. Kız tarafı bu eylenceler sonunda oğlan tarafına don-goynek, çorap, mintan vs.den oluşan hediyelerini birkaç kadının eşliğinde ”Dürü” adında gönderirdi.

Gelin kız oğlan tarafınından gelenlere kısık sesle konuşur, aşırı itaatle hürmet eder gelinlik etmeye başlardı. Sesi çıkmadığından çoğu anlatacaklarını işmar ve işaretle ifade ederdi. Bu gelinlik etme durumu düğün olup aradan yıllar geçince kaynana ve kayınbabanın müsaadesiyle biter bu duruma “Gelinlik Bozma” denir ve hediye verilirdi.

Ekin biçme mevsimi geldiğinde gelin kıza ekincelik, bayramdan önce bayramcalık ve hıdırellez'den önce hıdırellez hediyesi gönderilir, hıdırellez hediyesinde kuzudan, çebişten, kazdan bir et hayvanı ve yemeklik bulunur. Hıdırellez günü oğlan tarafı da gelir, yemekler birlikte yenirdi.

Bizim Yozgat’ta nişanlı görmek bek zordu. Kızın babası ve gardaşları bi duysun dinime imanıma keslerdi. Oğlan uyanık olurda hediyeyle vs. kızın gönlünü eder, iti ürmesin, gapmasın diyi bağlattırır, ekmek ne atarak ürdürmeden işini yoluna gor, bazı geceler kimse görmeden nişanlı görmeye gidebilirse amenna. Hediyesiz tabikide gidilmez. Ağer bi yahalasınlar vallahi bızaladıllar adamı. Gûva ne dinlemezlerdi.

Gelin kıza "Yavrım bir adın iki oldu, gözüyün önüne bah" denilir. Gaynanzının don lastiğinden tut, gayınbabasının uçguruna gadar, düğün etmek için ektiği ekinlerde koştuğu oküzlerin zelve bağına, boyunduruğuna gadar, çuvalların ağazbağlarından, gayınlarının, görümcelerinin çoraplarına kadar hepsinide elinden geldiğince düşündüğünü ispat etmek için, niyetini ifade eden kendi çapında  hediyeler hazırlar.

Gız tarafı düğüne yahın bir zamanda masrafları gerekçe göstererek başlığın bir miktar daha artırılmasını ister, oğlan tarafıda “Çoğa goyom almıyor,, aza goyom dolmuyor Norek Çıhışdıramıyoh” derlerdi. Neyse iş düğün günü belirlenmesi için "Günsalık isteme" ya da “Kesim Kesme “ dediğimiz zamana gelir dayanır ya; işte “Hâbe Dönderme” dediğimiz o bel gıran gelenek de o ara gelir çatar.

Kız tarafı gahamına hısımına dağıtacağı, galıp sabınından çitine, basmasından pazenine, bodu, culuh, şibi, tavıh, ferik, çörek, çerez her neyise tüm taleplerini hazırlayın diyi miktarını oğlan evine bildirir.

Oğlan tarafı gendi gahamından hısımından buluşdurduğunu tedarik eder, bulamadığını bazardan alır, “Azımızı çoğa sayın” diyerek gız evine teslim eder. Orda da birçok homurdanmalar neler olur tabii ki.

Kız tarafı düğünden önce akrabalık derecesi ve variyetine göre hâbesini dağıtır. Hâbede adı ohunan ona göre hedayesini alır. Günsalıkta oğlan tarafından geleceklere ekmağni aşını hazırlamah için bir veya 2 tane “Gına Davarı” istenilir. Yanında yemeklik malzemeleriyle birlikte tabiiki. Buna “Gap İçi Gararlaşdırma” denir. “Gardaş Yolu” da bu ara belirlenir. Baharsın gardaşı dabanca ister. Asbap ister, at ister veya para ister. Gız tarafı acımasız olursa daha neler ister bilirmisiniz. “Emmi Yolu”, “Baba Yolu”, “Öbür Gardaş Yolu” falan filan..

Kesim kesildikten sonra kız tarafından “İzinname” istenilir. İzinname alındıhdan soona Gelin nikah gıydırmıya ve “Gayit Gördürmüye” götürülür. Tabii ki, bu durumda Gayınbabanın anası bellenilir.

Düğünde çifte davul çifte murat diye bilinir. Gelin ne derse yaptırır. Düğün mevlüdünde birde gırıh leblebi ve gara üzüm verilir. Düğünde oğlan evini temsil edecek bir “Duğün Kâyası” ve “Sağdıç” ataması yapılır. Bu unvan, göreve seçilenler için büyük onurdur. Ortaya üç şeker konur, şekerin ikisini alan sağdıç, birini alan da düğün kahyası seçilir. Düğün Kâyası şekeri başka birine uzatır, buda demek oluyor ki “Seni Zobu” tayin ediyorum. Düğün boyunca benim yardımcımsın anlamına gelir. Düğün organizasyonunun artık 3 görevlisi vardır. Düğün Kâyası, Zobu ve Sağdıç..

Düğünden önce oğlan tarafında akrabaları “Duğün Ekmağ” gız evinde de “Gına Ekmağ” ederler. Bu her iki ekmek etme organizasyonu da çok neşeli olur. Kadınlar türkü söyler, bezilerin ve ortaya yığılan ekmeklerin gıranında halaylar çekilir. Gûvaa berekli olsun demiye gelir. Ekmek eviren kadın Evraağaçı galdırır ve bahşiş ister. Güveye yağlı bazlama edilir. Güvâ bazlamayı yedikten sonra gelen ilağençeye bahşiş kor. Bu bahşişle tukenden püsgut, lohum, leplebi, sormuh şekeri, çerez falan alınır ve kadınlar kendi aralarında hep beraber yerler.

Akşama kadar maniler, türküler söylenir.

Ekmek ettim terledim

Altın dahdım parladım

Yar geliyor denincik

Koçu kurban bağladım

“Gına Ekmağende” de benzer gelenekler sergilenir. Bolluk-bereket olsun diye gelin gız tandır evine çağrılıp oynatılırdı. Hele birde “Bayrah Galdırma” geleneği varki ben size ne deyim. Köy hocası dua eder. Oğlan evine U biçiminde çatalıyla uzun bir bayrak direği dikilir. Biri kırmızı biride yeşil iki uca bayrak asılır. Birinin ucuna elma, diğerine soğan takılır.  Bayraktaki Elma damatı, soğan ise sağdıcı temsil eder.

Dua bitince bayrak direğinin üzerindeki elmayı köyün gençleri taşlayarak düşürmeye uğraşır. Elmayı düşüren gûvaye, soğanı düşüren Sağdıça götürür ve bahşişlerini alırlar. Alınan bahşişle çocuklar çerez alır beraberce yerler. Oğlan evinde birde bayraktar yemeği verilirdi.

Düğünün ikinci günü bir kına davarı süslenir, boyanır, sağına-soluna ayna takılır, kız evine kına yakmaya gidilirdi. Kınadan önce kız tarafının gençlerine verilmek üzere iyi koşabilen, şahbaz, kaçınca kurtulabilen, eziyete dayanıklı, tecrübeli birisiyle “Tilki Hâbesi” salınırdı. Bu hâbede şeker, çörek, çerez, pişmiş tavuk bulunurdu. Hâbeyi götürenin adı “Tilki”ydi. Tilki kaçıp kurtulamaz, yakalnırsa çok eziyet edilirdi. Islatılır, eli-ayağı bağlanır, ağzına soğan verilir, kafasına boya çalınır, kağnı mazısına bağnlanıp yokuş aşşağ yuvallanır, traş edilir, bıyığ kesilir, falan filan.

Oğlan tarafının davetlileri kendi durumlarına göre, düğün evine para, toklu, çebiş, bodu, şibi, culuh falan getirirdi. Başka köylerden gelen okuntucular ise geldiklerini dabanca sıharak duyururdu. Dabanca atmasa bile, geleceklerinden haberdar oldukları için yiğitbaşının ve davulcuların karşılamada kusura yol açmamaları için dikkatli ve gözleri tetikte durması zorunluydu. Tüm koyün umuru onların üsdündeydi. Okuntucuları karşılayan davulcu ve zurnacı ise onları karşılayınca bahşiş alırdı. Okuntucular düğün odasına gelirken delikanlılar onları Ağırlama Halayı çekerek karşılardı. Eğer gelen okuntucular, davulla ve ağırlama halayıyla karşılanmazsa, büyük bir kusur olarak görülür, hemen kendi aralarında bir mahkeme kurarlar ve “Yiğitbaşı”nı borçlandırırlardı.

Oğlan evi variyetliyse bazen düğünlerde ödüllü güreşler tertip edilirdi. Birinciye tosun, ikinciye koç, üçüncüye çebiş verebilecek duruma sahip insanlar vardı. Hatta düğünü şenlendirmek için aşıklar bile getirilir muamma çözdürülüp, deyişler söyletilirdi. Cirit bile oynatılırdı.

Tahsinin, minibüsün, moturun olmadığı dönemlerde gelin almaya gidilirken ya kağnı, ya at arabası olur, kağnının ya da at arabasının köplerine ağaç cereklerden dikme dikilir, üstü yünden yük perdeleriyle kapatılır gergeç veya çerge yapılırdı. Avratlar da cergelerin içinde kız evine götürülürdü. Diğer taraftan da erkekler yaya ya da atınan, eşşağnen veya diğer kağnılarınan giderdi. Ama her seferinde kim nerden nasıl giderse gitsin, düğün evine sürekli halaylar çekilerek, türküler söylenerek gidilirdi.

Diyelim ki, düğün evine giderken örneğin yol üstündeki köylerin birinden geçiyorsun. O köylülere gelişte düğün alayına katılmalarına mecbur oldukları söylenilirdi. Hatta ihtiyaç halinde yardımlarını esirgememeleri öğütlenirdi. Onlarda hayır işlerine katkıda bulunmak için kendi aralarında temin ettikleri hediye dolu hâbeler hazırlayıp ikram ederlerdi.

Oğlan tarafının  bayraktarları elinde bayrakla gider, kız tarafının bayraktarı ve delikanlıları ile köyün dışında birbirlerini karşılarlardı. Kız tarafının bayrağı kapalı olur, erkek tarafından gelen çerez, tavuk, çörek hâbesi oğlan babasının vereceği bahşişle selametlenir, ondan sonra kız tarafı bayrağını açardı.

Yolun bir tarafında oğlan tarafının bayraktarı önde, kız tarafının delikanlıları da aynı şekilde yolun öbür tarafından yürürler. Kız tarafının bayraktarı oğlan tarafına sorar; "Yolunuz hayır olsun, nirden gelip ni yannı gidersiniz?". Oğlan tarafının bayraktarı cevaplar "Huzurlardan, hazırlardan geliyoh, Hızırlar'a doğru gidiyoh. Huzurlarda gabil gördük. Hazırlar da sizsiniz de, Hızırlar ne sizsiniz ne de bizik". Kız evinin bayraktarı sormaya devam eder.

“Size üç sualimiz var, birini bağışlıyom, ikisini soruyum, "Bayraktarsın bayraktarlığına diyeceğim yok. 29 harfin hangisinin noktası var hangisinin yok. Bunu bilirsen bil, bilemezsen bayrak çekmeye hakkın yok". Oğlan tarafı bir cevap verir. İkinci soru sorulur.  "Söyleyin bahıyım, bizim köyün okulunun gaç dene toplusu var?". Oğlan tarafıda "Ustasını getirin cevabını versin" der. Buna benzer sorular ve özellikle de dini sorular sorularak köyün içine gelinir. Ama her soru ustaca, her cevap kıvrak zekayla verilmelidir. Tabiiki ortak akıl hüküm sürer, fiskos cevaplarla yardımlaşılır. Çünkü bir gurubun umuru, onuru taşındığı için zeka, güç, saygı ve töredeki yetkinlik ispatı amaçlanır.

Örneğin; “Sekiz tavuğun 3ünün gıçı gırıh. Gaç dene ayahları var” veya “Başı goğde değal, ağağı yerde değal, yüzü kıblede değal, İki rekat namazı kim gılar?”  Soru çok şaşırtıcı. Bilemezlerse durum kötü. Tabiiki koca köyden bir bilen çıkar. “Başı göğde olmadan Ayağı yerde olmadan iki rekat namazı Hutbeden sonra caminin hocası gılar.” Cevap doğrudur.

Mesela benzer soru ve cevaplardan örnek vereyim.


- Sana derim sana bayraktar Deniz ortası çim etrafi him anası belli ya babasız doğan kim?

- Deniz ortası him etrafı çim anası Meryem babası Cebrail anası belli ama, babasız gelen İsa.

- Bugünün adı ahrap yarınki günün adı mehrap Yer altındaki yeşil imam kim?

- Bugünün adı ahrap yarınki mehrap

Yer altındaki yeşil kubbenin imamı Hazreti Muhammed Mustafa.

Hey helledi helledi

Minare başını salladı

Minarenin başındaki

Kara karıncayı kim nalladı?

Hey helledi helledi Minare başını salladı

Minarenin başındaki kara karıncayı Cebrail nalladı.


Bismillahi Kur'an tatlı Sana derim sana bayraktar Cebrail Aleyhi Selam kaç kanatlı?

Bismillahi Kur'an tatlı Sana derim sana bayraktar. Cebrail Aleyhi Selam 365 kanatlı.

Tabiiki her sorunun sonunda, her ritüelin akabinde başlarında bir söz ustasının yönlendirmesiyle sürekli ilahiler ve dini yatkınlıkta şenlendirici tekerlemeler söylenir ve ardından hep bir ağızdan yüksek sesle yine salavatlar getirilirdi.

Allah Allah İllahlah

Salavat Sallalo Muhammet

Diye Muhammed Mustafa'ya selavat getirilir. Sonra avazlı ve ilahi formatında;

İki Cihan Selveri

Çağırırım dosya dosya

der, arkadaki tüm kalabalık hep bir ağızdan en yüksek sesleriyle

Amiinnnnn… diye bağırınca tüm köy zingirder ve şenlenirdi. 

Kız tarafına gelindiğinde kız evi erkek tarafına yemek ikram eder. Yemek yenildikten sonra da o köyde ahbabı olanlar ahbapları tarafından evlere, ahbabı olmayanlar ise düğün odasına misafir edilir. Tabii ki, eylenceler düğün odasında tüm hızıyla devam etmektedir.

Hele birde “İt Atma” şakaları yapılırdı ki, ben size ne deyim. Bazı uzak köylere gelin almaya gidilince yatılı kalınır ve ertesi gün gelin alınır gelinirdi. Yatılı köy düğünlerinde yatma zamanı herkes kendi odasına dağılır. Odaların peçesinden “İt atma” şakaları yapılacağı bilindiğinden herkes tetikdedir. Peceden it atan o esnada yakalanırsa, iti atanın vücuduna it bağlanır, geçgeriye oturtulur ve bu şekilde köyde sokak sokak gezdirilirdi. Diyelim ki iti peçeden atanı yakalayamadınız. Bu sefer adınız “İt yedi” kalırdı.

Kadınlar tarafında da gelin kızın kınası yakılır. Kekili kesilir. Başını öğerler. Başı öğülürken diyeşetçi kadınlar diyeşet (Deyiş) söyler ve gelin kızın yakınlarını ağlatır. Mesela burda söylenilen mani ve diyeşetlerden birkaç örnek.

Elimi sohdum asdara

Barmağmı kesti destere

Mevla şirinlik gösdere

Gız anam kınan kutlu olsun Gişiyin ağzı tatlı olsun

Gurdular düğün aşını Oğörler kızın başını Çağrın gızın gardaşını

Gız anam gınan gutlu olsun

Gişiyin ağzı datlı olsun.

Biner atın eyisine,

Çıhar yolun gıyısına

Çağrın ağa dayısına

Ayrılık anam ayrılıh Ayrılık yarim ayrılıh


Saç ağarısı saçtan yüce

Görelim ayrılık nice

Sen duracaksın bu gece

Ayrılık anam ayrılık Ayrılık yarim ayrılık

Atımın guyruğu seçek

Sineme vurdular pıçah

Ayrılık günlerin gerçek

Ayrılık anam ayrılık

Ayrılık eşim ayrılık

Usta kadınların türküleriyle Baş öğme geleneği bitince baş çağıran kadın çıkar, kıza gelen hediyeleri yüksek sesle teker teker göstere göstere sıralar. Buna "Baş Çığırtma” veya “Saçı Okuma" denirdi.

İşte örneğin "Emmisinden guşşene, bibisinden ilağançe, emesinden zehen, fişmancadan teşt, fişmancadan kirpikli, fişmancadan peşgır falan gibi.

Oğlan evinden gelen kızlar ise, o gece kız evinde kalır, kına gecesinin sabahına kadar tef çalıp türkü söyler, halay çeker eğlenirlerdi.

Ihtiyarlar odasında durum farklıdır. Böyük adamlar orda oturur. Köyün hocası, gızın ve oğlanın emmileri, dayıları, oğlan tarafından gelen hatır hörmet saabı böyükler ile bu köyün böyükleri oturur yeni evlenen gençlerin geleceğini konuşurlar. Örneğin Cehizlerini yazar kayıt altına alırlar. Şahitlere imzalatırlar. Köy muhtarına onaylattırılır ve gızın babasına teslim ederler. Cehiz Yazma deyince değinmeden geçemeyeceğim…

Cehizde uçkur, zelve bağı ve ağaz bağı bulunur. Bunlar cehiz yazanlara hediye olarak verilir. Cehiz at arabasına veya kağnıya yüklenince kızın gardaşı sandığın üstüne oturur, Düğün Kâyasından bahşiş ister alır ve kalkar. Bahşisi alınca çeyizi teslim eder. Bu postada gidecek çeyizin içinde kız tarafından işlenilmiş yüz yastığı vardır ve bohçanın içindedir. Bu yastık cehiz kağnısından atlılarca kapılır ve kaçırılır. Yastık Gûvaye getirlir, Yüz Yasdığını getiren atlı Gûvaden bahşişini alır, gûva yastığı bağrına basar ve gelinin odasına koyar.

Düğünün her aşaması neşeli, her aşaması oyunlu ve her bölümü renklidir. Aklında oyunlar olan herkes doğaçlama olarak ortaya çıkar, bir ekip oluşturur, oyununu icra eder ve düğüne neşe katardı. Yüksük oyunları, bilmeceler, katrana yatırma, elbisesini ters giydirme, ıslatma, ayakkabısını ters giydirme vs. cezalarla sonuçlanan evvayi çeşit muhabbet oyunları düğünün her aşamasında sergilenirdi. Zaten köyde düğün olacak denilince kim olursanız olun, ister çocuk, ister adam, ister kadın, ister el, ister düşman ne olursanız olun her insanın içine bir heyecan düşerdi. Çünkü köye bir muhabbet, bir neşe, bir sosyal canlılık gelecektir. Tabiiki bu neşeli güzellikten herkes faydalandığı için hasetlik, fesatlık olmaz, her köye bereket ve huzur yağardı.

  Düğünün son günü bilirsiniz ki “Baş Bağlama” günüdür. Gelinlik ise genelde üç etek veya entere şalvar dediğimiz giysidir. Ekin sapından örülü taç sepetten gelinin başına bir duvak yapılır ve  konur. Üzerine al poşudan süslü bezlerle bezenerek süslenir. Bu bezlerin üzerine gelinin altınları takılır. Duvağın üzerine kırmızı pullu bir kıvrak örtülür. Gelinin kol ve bacaklarına ise beyaz pullu bağ dikilir. Sadece Fakıbeyli’de değil tüm Bozok Yaylasında Mor kadife her zaman aranan renktir.

Nişanlı kızlar kayın babadan illede mor kadife dedikleri için uyanık esnaflar aynı kalitede olmasına rağmen daha pahalı satarlardı. Bilirsiniz ki köy yerinde nakit para herkeste bulunmazdı. Ne yapıp edip elin içinde gelin kızın istediği alınacak. Onu alabilmek için koyununu, ineğini, tarlasını, bağını, bahçesini satanlar olurdu.  "Tarla Sattıran" denilen bu mor kadifeyi her gelin giyemezdi. Çenesinin altına “Ana Yamşağı” denen yemeni bağlanır. Ellerine pembe renkte yünden nakışlı ellik giydirilirdi. Apartıman topuhlusu ayakkabı giydirilir. Ellerinden ellikleri düşmesin diye renkli iplerle bağlanırdı. Duvah ve taç çıkarıldığında başının ön tarafı sarı pullu, alnının ortasına da cam tura takılırdı. Kırmızı renkli ay-yıldızlı fesi başına poşuyla bağlanır, sırtındaki İpek püskül beline kadar inerdi.

Gûva ise fitilli gara gadifeden bir şalvar, içine bağır işliği, sırtına lacivert saho, altına yakasız mintan giyer, ayağna da mıhlı kundura takardı.

Gelinin başına Duvah, konulmadan önce, üç defa duvah başının çevresinde dolaştırılırdı. Duvah konulunca gelinin gardaşı  çağrılır, gardaşı da gelince kırmızı kuşağı, üç defa dolaştırıp gelinin beline dua ile bağlardı. Gelinin başı bağlanırkende kınada olduğu gibi yine diyeşetler söylenir, ağıtlar yakılırdı. Gelinin babası "Gızım, bundan sonra baban da anan da gittiğin kapı, biz ancak senin ölümünde bulunuruh" diye son nasihatini yapıp, "Allah utandırmasın" dedikten sonra ordaki tüm millet amin diye bağırırdı.

Gelin kız tek tek anasının babasının ve akrabalarının eline varır öper, sonra ata bindirilir, ata bini binmez ellerini çevreye birkaç kere uzatır, sonra başına ve dudağına götürür, ayrılış selamıyla kalanları selamlardı. Yani “Böyük, guccük alayıcığınızında elini öpüyom, Allahaısmarladıh, alayıcığnızda gurban olduğuma emanet olun” mesajı verilirdi.

Yiğitbaşının çektiği atla, gelin oğlan evine doğru yol alırdı. Diyelim ki giderken önüne bir davar sürüsü çıktı. Hemen çoban gelinin önüne bir koç çıkarır. Gelin koçu kaldırabilirse koç gelinin olacaktır, eğer kaldıramazsa çoban yüklü bahşiş alacaktır. Tabiiki gelin genellikle koçu kaldırmazdı.

Gelin köye gelince önce köyün mezarlığı ve camisi gezdirlirdi. Sonra oğlan evine götürülmeden önce Sağdıç evine indirilirdi. Caminin etrafından geçerken davul susturulurdu. Sağdıçın evinde geline yağlı yumurta pişirilip yedirilirdi. Oğlan evine götürülmeden öncede gelini saklarlar, damattan bahşiş alırlardı.

İkindi ezeninden sonra gelin, sağdıç evinden oğlan evine getirilir. Oğlan evine inince ayağına kurban kesilir, gelinin ve damatın alınlarına parmakla nokta halinde kan sürülürdü. Tabiiki Kayınbabadan bir hediye alınmadan gelin attan indirilmezdi. Kapının önünde kayınbabayla kaynana kesinlikle oynatılırdı. Geline Kapıya yirmilik bir mıh çaktırılır, yağ sürdürülürdü. Evinde mıh gibi sağlam, hanesi, sufrası da yağlı, yüzlü, ballı, gaymahlı bereketli olsun niyeti amaçtı.

Damın üstüne çıhan kadınlar gelin eve girerken içinde çerez ve on kuruş, beş kuruş, 25 kuruş gibi bozuk paralardan da olan çerez dolu çanağı gelinin başının yanından ayağının dibine kırarlardı. Alllaaaahh. Çocukların kapış kupuş ettiği en neşeli ortam o ortamdı. Ordan bulunan bir 25 kuruş Milli Piyangonun verdiği yılbaşı ikramiyesine denkti.

Bu adetlerden sonra davulcuda artık son havasını çalar ve kaynananın önüne gelir, tokmağını davula hızlı hızlı vurarak "Allah hayırleylesin Gaynana" der ve kaynanadan “Zırzop Bahşişi” alırdı.

Bu arada Gûvaa de arkadaşları tarafından “delağanlılar Odası”nda çimdirilir, kız tarafından gelen çamaşırları teslim edilirdi. Çimdirildikten sonra kız evinden gelen iç çamaşırları giydirilip, traş edilirdi. Bu işler tamamlandıktan sonra köyün Hocasına haber gönderilir, hazırız denirdi. Sağdıcın oğluyla gûvaa yüzleri kıbleye dönük oturtulur, gûvanin sahosunu hoca eline alarak selavatlardı. Cenab-ı Allahın Resulü Hz. Muhammet (SA) izniyle önce sağ koluna sonra da sol kolu giydirilir, gelinin ve gûvaanin kısmetinin bol olması için dua ettirirdi.  Dini nikah kıyılırken, nikah esnasında çevreye dikkat edilir, kimsenin elinin bağlı olmasına izin verilmezdi. Çünkü hayır getirmez denilirdi.

Tüm kalabalık yatsı namazını camide kılar, sonra Hoca, Gûvaa ve birkaç arkadaşı önde, diğer arkadaşları arkada olmak üzere ilahiler ve dualar ile yüksek sesle topluca aminlerle gerdek odasının kapısına dayanılırdı. Gerdek odanın kapısında tenekeyle su olurdu. Ordada hoca dualar, arkadaşları Gûvaa gerdeğe girmeden yumruklamak için kıprdamalar başlardı. Dua bitip gûvaa su dolu tenekeyi depiğnen devirince kaçarak gerdek evine girmeye çalışır, yetişen arkadaşları tekme, şamar, yumruk gûvaye girişirlerdi. Tabiiki sağdıç ve samimi arkadaşları onu korumaya çalışırlardı.

Gelin ve gûvaa gerdekte iki rek'at namaz kılar, kız evinden gelen bodulu, culuhlu bulgur pilavını, pahlavuyu, siniyi, yastık çerezini yerlerdi. Tabiiki hepsi yenilmez, sağdıca da bırakılırdı. Gerdek gapısının önünde dolaşan yakınları yüksek sesle bu çerezlerden, yağlı sandıh çerezlerinden umduklarını belirten maniler söylerler, gelin ve gûvaaye duyururlardı.

"Bahcelerde yeşil yemiş

Dallarını yere ağmiş

Güva namazı kılarken

Gelin pahlavuyu yemiş"

Gerdekte gelin güve olunduktan sonra, gûvaa bir el tüfek atar, kız evine mesaj gönderirdi. Herkes bir daha “Allah hayırleylesin, bir yasdıhda gocasınlar” diye iyi dileklerini belirtirdi.

Gerdek sabahı çarşafın içine para konurdu. Yaşlı bir hanım gelir çarşafı toplar, bahşişini alırdı. Geline gardaşının bağladığı kırmızı kuşak, tekrar kız evine gönderilirdi. Ertesi gün akrabalar ve komşu kadınlar toplanır, duvak kekili kesmeye gelirdi. Gelinin bir parça kekili kesilir, elinede ayna ve buğday verilirdi. Sonra gelin oynatılır, oynarken buğdayı yere saçar, kadınlarda geline bahşiş verirdi.

Bu günden itibaren gelin artık her gün en erkenden kalkacak, kayınbabanın abdest suyunu verecek, eğer kayınbaba izin verirse akşam yatarken kayınbabayı soyunduracak, evin erkek çocuklarına “Efendiağa” veya “Paşa”, kızlarına da “Nazlı Bâa” ya da “Hatın” hitabıyla seslenecektir.

Düğünün onuncu veya yirminci günü gelin ve gûvaa kız evine “Ayah Dönmesi”ne giderdi. Kızın babası koyun, geçi, inek, dana, tarla, bağ, bahçe gibi dönemin büyük hediyelerinden vermek zorundaydı. Kızın anası “Ayah dönmeniz hayırlı olsun” diyenlere, “Allah yavrılarınıza da nasip etsin, gız dediğin el aşı, bişer yerini bulur, Allah bahtından güldürsün, bir yastıkta kocatsın, çıktığı yere geri döndermesin” derdi.

Ne güzeldi geleneklerimiz. Ne özeldi insanlarımız. Tanrı misafiri der, tanımadığımız kişileri ağırlar ve onurize ederek uğurlardık. Komşumuzun yoksulluğu bizim ızdırabımızdı. Mahallemizin kızına kimse yan gözle bakamaz, güçsüzüne kimse zulmedemezdi.  Çok değil siyah beyaz televizyonların faaliyette olduğu 70’li yılların toplumsal gelenekleriydi bunlar. Şimdi ise renkli televizyonlar, 10’larca kanallar, sayısız elektronik iletişim aletleri bireyleri yalnızlaştırdı ve bencilleştirdi. Artık aynı apartmanda oturup ta sabah asansörde karşılaşanlar birbirlerine günaydın demiyor, cenazesini yalnız kaldırmak zorunda kalanlar, düğünlerini kimsenin haberi olmadan nikah dairelerinde yalnız yapanlar, yükünü kendi taşıyanlar, sokakata yalnız yürüyenler alışılmış durumlar olarak karşımıza çıkıyor.

            Peki Orta Asyadan beri beraber ve topluluk halinde yaşadığımız, akrabalık ve komşuluk ilişkileri kuvvetli, yardımsever, komşusu açken tok yatmayan Türk Milletine ne oldu dersiniz. Avrupalılaştık mı?, yoksa Amerikan filmleri seyrede seyrede Amerikalılaştık mı?. Yoksa sanayileşmiş toplumların ortak kaderine mi alet olduk. Ben çok iyi hatırlıyorum, sosyal güvenceden yoksun, hasta ve hiç geliri olmayan 10’larca yoksul insan tarlasındaki üründen, beslediği hayvanlarından başka hiçbir geliri olmayan fakir bir köy içinde eritilir, mağduriyetleri giderilir, kalıcı ve onurlu yardımlar yapılırdı. Örneğin 10 çinik buğday , 1 çanak çökelek (12 kğ) verdiklerinde mağdur kişi kışı çıkarıyor, baharla birlikte rızkını temin etme gayretine düşüyordu. Şimdi bakıyorum çoğu yardımlar günübirlik kalmakla birlikte bazı şahısları daha da asalaklaştırıyor ve üretmeden geçinme yolları aramasına neden oluyor.

            Yer altı ve yerüstü kaynakları bol ve verimli ülkemizde insanlar bu duruma düşmemeliydi. Komşuluk ve akrabalık ilişkileri dahilinde günübirlik mağduriyetler önlenmeli, devletimiz ise vatandaşlarına daha iyi sosyal güvenlik, eğitim, sağlık, istihdam, iaşe ve ibade hizmetleri için gayretli olmalıydı. Ben inanıyorum ki, devletimiz ve yüce Türk Milleti şu an içinde olduğumuz ekonomik ve sosyal sıkıntılardan uzaklaşacak, herkesin barış, huzur, mutluluk ve refah içinde yaşayacağı aydınlık günlere ulaşacaktır. Ayrıca şu da bilinmelidir ki; akrabasını seven komşusunu da sever, komşusunu seven hemşehrisini sever, hemşehrisini seven ülkesini, milletini sever. Milletini seven de vatanı için canını esirgemeden verir. 

Yav her gelenek ikramlarla, dost muhabbetleriyle süslüydü. Evde, arazide herkes birbirinin misafiriydi. Tarlalar, bosdanlar, evler, odalar hep gönül gönüleydi. Eskiden içilen bir çayın insana verdiği huzur ile şimdiki ikram edilen onlarca çeşidin verdiği keyif maalisef hiçte aynı değil. 

İnsanlar birbirini nasıl büyütürdü. Falanca köyden fişmanca ağa, fişmanca köyden falanca Kâa geliyor denilince evlerde, odalarda ayrı bir izzet, ayrı bir hörmet ritüelleri uygulanırdı. Helede Fakıbeyli’den bir kişi başka bir köye gidince daha bir başka karşılanır, Fakıbeyli’de bize gösterilen hörmetin kat kat karşılığını verelim diye ayrı bir özen, ayrı bir saygı gösterilirdi.

Araştırmacı-Yazar Rıfat ÇAKIR

Fakıbeyli Belgeseli

2. Bölüm Sonu

Yorumlar (0)
Namaz Vakti 15 Ocak 2021
İmsak 06:25
Güneş 07:53
Öğle 12:55
İkindi 15:25
Akşam 17:47
Yatsı 19:10
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 17 35
2. Fenerbahçe 17 35
3. Galatasaray 17 33
4. Gaziantep FK 17 31
5. Alanyaspor 18 30
6. Hatayspor 17 28
7. Trabzonspor 17 26
8. Karagümrük 17 24
9. Antalyaspor 18 24
10. Konyaspor 17 22
11. Sivasspor 17 22
12. Başakşehir 17 22
13. Kasımpaşa 17 22
14. Malatyaspor 17 21
15. Rizespor 17 21
16. Göztepe 17 19
17. Gençlerbirliği 17 19
18. Kayserispor 17 16
19. Ankaragücü 17 15
20. Denizlispor 17 14
21. Erzurumspor 18 13
Takımlar O P
1. Giresunspor 17 35
2. İstanbulspor 17 34
3. Samsunspor 17 33
4. Altay 17 32
5. Adana Demirspor 17 31
6. Tuzlaspor 17 30
7. Ankara Keçiörengücü 17 28
8. Altınordu 17 28
9. Bursaspor 17 27
10. Bandırmaspor 17 24
11. Adanaspor 17 21
12. Ümraniye 17 20
13. Boluspor 17 19
14. Menemen Belediyespor 17 16
15. Balıkesirspor 17 16
16. Akhisar Bld.Spor 17 13
17. Ankaraspor 17 9
18. Eskişehirspor 17 3
Takımlar O P
1. M. United 17 36
2. Liverpool 17 33
3. Man City 16 32
4. Leicester City 17 32
5. Everton 17 32
6. Tottenham 17 30
7. Southampton 17 29
8. Aston Villa 15 26
9. Chelsea 17 26
10. West Ham 17 26
11. Arsenal 18 24
12. Leeds United 17 23
13. Crystal Palace 18 23
14. Wolverhampton 18 22
15. Newcastle 17 19
16. Burnley 16 16
17. Brighton 18 14
18. Fulham 16 12
19. West Bromwich 17 8
20. Sheffield United 18 5
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 16 41
2. Real Madrid 18 37
3. Barcelona 18 34
4. Villarreal 18 32
5. Real Sociedad 19 30
6. Sevilla 17 30
7. Granada 18 27
8. Celta de Vigo 18 23
9. Cádiz 18 23
10. Real Betis 18 23
11. Levante 17 21
12. Athletic Bilbao 18 21
13. Getafe 17 20
14. Valencia 18 19
15. Eibar 18 19
16. Deportivo Alaves 18 18
17. Real Valladolid 18 18
18. Elche 16 16
19. Osasuna 18 15
20. Huesca 18 12
Günün Karikatürü Tümü

Gelişmelerden Haberdar Olun

@