Açgözlülük, insanı Allah’ın verdiği nimete nankörlüğe sürükleyen büyük bir ahlak hastalığıdır. Helâli gözetmeden daha fazlasını istemek, kalbi karartır; vicdanı susturur. Oysa dinimiz kanaati zenginlik, hırsı ise felaket olarak görür.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur ki: “Kanaat, tükenmez bir hazinedir.” Çünkü insan ne kadar mala sahip olursa olsun, şükür yoksa o mal yük olur. Açgözlü kimse, başkasının rızkına göz diker; kul hakkını hafife alır. Hâlbuki kul hakkı, Allah’ın affına bile engel olacak kadar ağır bir vebaldir.
Açgözlülük arttıkça merhamet azalır, paylaşma biter, adalet zedelenir. Bir lokma fazlası için kırılan kalpler, ahirette ağır bir hesap olarak insanın karşısına çıkar. Dünya malı geçicidir; kefenin cebi yoktur. İnsan, mezara götüreceği tek şeyin ameli olduğunu unutmamalıdır.
Açgözlülük, sahibini ne zengin eder ne mutlu. Aksine kalbi fakir, ruhu yorgun bırakır. Kurtuluş; kanaatte, şükürde ve paylaşmadadır. Çünkü Allah, paylaşanı çoğaltır; hırsla alanı ise eksiltir.
Açgözlülük, insanın elindekini göremeyecek kadar gözünü kör eden bir hırstır. Daha fazlasını isterken, sahip olduklarını da bir bir tüketir. Paylaşmayı unutan kalp kurur, kanaat etmeyen ruh huzur bulmaz.
Açgözlü insan doymaz; çünkü aradığı şey ihtiyaç değil, boşluktur. O boşluk ne mal ile dolar ne makamla. Daha çok aldıkça daha çok eksilir, kazandığını sanırken kaybeder. En sonunda yalnız kalır; çünkü kimse, sadece kendini düşünen birinin yükünü taşımak istemez.
Tarih boyunca açgözlülük nice dostluğu bitirmiş, nice yuvaları dağıtmış, nice insanı uçurumdan aşağı sürüklemiştir. Çünkü açgözlülüğün sonu kazanç değil, pişmanlıktır. İnsan ancak kanaatle zengin, paylaşmayla güçlü olur.
Gerçek bolluk, eldekinin çokluğu değil; gönlün tok olmasıdır.