Amerika‘nın 20 yıllık Afganistan işgalini bitirerek ülkeden çekilmesi sonrasında Türkiye’de konuya dair yapılan yorumlar maalesef çoğunlukla genel geçer kalıplar üzerine inşa edildi. Türkiye’de kendisini anti-emperyalist gören bir grup aydına göre ABD’nin Afganistan’dan çekilişi ABD emperyalizminin yenilgisi ve hatta çöküşü idi. Oysa ki ABD’nin öncülük ettiği Afganistan misyonunda sadece ABD değil Türkiye başta olmak üzere bir çok ülke 20 yıldan bu yana görev yapmaktaydı. Dolayısıyla ortada emperyalist bir saldırı var ise Afganistan’a dönük bu emperyalist saldırının bir diğer ortağı da Türkiye olarak görülebilir.
Elbette Türk askerleri Afganistan’da bulundukları süre zarfında Taliban ile silahlı çatışmaya girmediler fakat Afganistan operasyonun lojistik boyutunda ve özellikle Kabil’de yaşayan sivillerin güvenliği konusunda önemli roller üstlenildi. Afganistan konusunda ABD açısından durum özetle şu beş hususa odaklanıyor: A) ABD 2011 yılından itibaren adım adım Afganistan’dan çekilmeye başladı. B) Biden sadece bu çekilmeyi sonlandıran başkan oldu. C)ABD ‘nin önceliği stratejik olarak ne Ortadoğu ne de orta Asya D) ABD’nin stratejik olarak kendisi için tehdit olarak gördüğü tek güç Çin E) ABD Çin gibi büyük bir tehdit ABD hegemonyasına meydan okurken Afganistan gibi “ümitsiz bir vaka” için günde 300 milyon dolar harcamak istemiyor. Yukarıdaki temel analizlerim üzerinden gidersek ABD Afganistan’dan yenildiği için çekilmiyor. Stratejik olarak her geçen gün büyüyen Çin tehdidini gördüğü için Afganistan’da daha fazla zaman ve enerji harcamak istemiyor ve bu yüzden Afganistan’dan çıkıyor. Eğer ABD çıkarları açısından Afganistan’da kalmak gerekli görülse idi; ABD’li karar vericiler en az bir 20 yıl daha Afganistan’da kalabilirlerdi çünkü ABD açısından Afganistan’da kendisi için tehdit oluşturabilecek her hangi bir güç söz konusu değil. Bu noktada Türkiye neden Afganistan’da rol almak istiyor sorusu gündeme gelebilir. Bu sorunun cevabı ise temelde üç noktaya dayanıyor: 1) Türkiye son yıllarda ABD ile atılan köprüleri yeniden kurmak adına Afganistan misyonuna talip oluyor. 2) Türkiye bu sayede ABD’de Türkiye aleyhine uzun zamandır var olan hoşnutsuzluğu bir nebze olsun dengelemek istiyor.3)Türkiye’yi bekleyen Halk bank davası ile birlikte Türkiye’ye dönük askeri ve ekonomik yaptırımların geciktirilmesi hedefleniyor.
Türkiye yukarıdaki hedeflerin gerçekleşmesi adına her ne kadar Afganistan misyonuna soyunsa da Türkiye açısından Afganistan misyonu başlamadan bitmiş durumda zira dün akşam saatlerinde Kabil Hava alanı dışında patlayan bombalar dolayıyla 60’ın üstünde kişinin hayatını kaybettiği kaydediliyor. İşid’in sahaya dönüşü olarak okunabilecek bu terör eylemlerinin Afganistan’da bundan sonraki süreçte artarak devam edeceğini söyleyebiliriz. Ayrıca Taliban ve karşıtları arasında yakın gelecekte başlayacak olan iç savaş sonrasında Afganistan yönetilemez bir ülkeye tekrardan dönüşecektir
Türkiye’nin Türk askerlerini sağ salim yurda getirmeye başlaması ve Türk vatandaşları arasında yurda dönmek isteyenlerinin yurda gelmesini sağlaması en doğru harekettir.
Türkiye Afganistan misyonu yerine Afganistan kaynaklı düzensiz göçmen akınını sınırlarında durdurmalı ve ayrıca ülkemize gelmiş olan Afgan sığınmacılara dönük geri dönüş programını planlayıp bir an evvel başlatmalıdır. Türkiye açısından önümüzdeki süreç dış politikada Suriye örneğinde çok açık bir biçimde yaşadığımız üzere yeni dış politik maceralardan kaçınıp akıl ve mantık temelli iç ve dış politikalar takip etmekten geçmektedir. Suriye çılgınlığının faturasını toplumca ödemeye devam ederken ; ülkemizin yeni bir dış politika çılgınlığının oluşturacağı maddi ve manevi yükü çekebilecek gücü kalmamıştır. Ülkemiz dış politika karar vericileri Afganistan meselesine toplumun son derece mesafeli baktığı gerçeğini bir an evvel kabul edip olaya hamasetten uzak gerçekçi bir yaklaşım sergilemeleri toplumun büyük çoğunluğunun arzusudur.