Türkiye’nin Afrin’e dönük harekatının temel nedeni o bölgede bulunan YPG yapılanmasının tehdit olarak algılanması ve bunun sonucunda sınır güvenliğinin sağlanmasıdır. Türkiye ‘nin gerçekleştirdiği harekat sınırlı bir alanda cereyan edecek ve bir tampon bölge kurulması ile neticelenecektir. Türkiye bu harekata girişmeden evvel Rusya ile belli konularda mutabık kalabilmiş ve bunun sonucunda operasyon başlayabilmiştir. Rusya’nın bu noktada Türkiye’ye dönük olur vermesinin altında muhtemelen İdlib pazarlığı yatmaktadır.
Rusya idlib’te cihatçı unsurların temizlenip bu bölgenin tamamen rejime verilmesini istemektedir. Anlaşılan o ki Afrin karşılığında Rusya ile böyle bir mutabakata varılmıştır. Türkiye sınır güvenliği açısından 30 km lik bir hatta bir geçici güvenlik bölgesi oluşturacak bunun karşılığında Rusya ve Suriye Rejimi idlib’i cihatçı örgütlerden temizleyerek kendisine bağlayacaktır. Daha önce de Halep’in doğusunun rejime devri konusunda Rusya Türkiye ile böyle bir anlaşmaya varmış ve Halep’in doğusundaki cihatçılar İdlib’e gönderilirken rejim halebi tamamını ele geçirmiş idi. Türkiye’nin Afrin’e dönük operasyonun dünyada derin bir biçimde yankılandığı çok açık bu operasyonun askeri safhası bittikten sonra asıl mesele ise bu tampon bölgenin statüsü olacak. Türkiye nihayetinde Suriye toprağı olarak kabul edilen bu topraklarda ilelebet kalamaz. Muhtemelen Rejim Rusya ‘nın yardımıyla İdlib’i aldıktan sonra Afrin bölgesinin de kendisine iadesini isteyecektir. Bu aşamada Türkiye ve Suriye devleti açısından yeni bir dönem başlamış olacaktır. Zira Türkiye Suriye rejimini tekrar muhatap almaya başlayacak ve bu da rejimin tekrar güney sınırımızda yerleşmesinin önünü açacaktır. Afrin operasyonun doğuracağı en olumsuz neticelerden biri Türkiye ile ABD’nin çatışma riskinin giderek yükseliyor olması.
Afrin bölgesinde Amerikan güçleri bulunmamakla birlikte şayet Türkiye operasyonu Menbiç’e yani Fırat’ın doğusuna taşımak isterse bu ABD ile çatışmasını doğuracaktır. Çünkü Fırat’ın doğusu tamamen Amerikan nüfuz bölgesi konumundadır. ABD Afrin operasyonunda olduğu gibi sessiz kalmayı tercih etmeyecek ve bu iki NATO üyesinin karşı karşıya gelmesine sebep olacaktır. Afrin operasyonun temel sebebi Türkiye’nin Kürt sorunundan kaynaklı güvenlik kaygılarının giderilememiş olmasıdır. Türkiye askeri anlamda Afrin’de başarı kazanacaktır fakat uzun vadede o bölgede yaşayan Kürtler açısından bu Türkiye’ye dönük bir soğukluk oluşturacaktır. Bu da bölgenin sosyolojisini bilenlerin daima hatırlattığı bir gerçektir. Türkiye Afrin’de kazanacağı bir askeri zaferi diplomasi masasında devam ettirebilecek midir? Türkiye Suriye Rejimi ile tekrar aracısız bir biçimde diyalog kurmaya başlayacak mıdır? Türkiye ile ABD Fırat’ın doğusu konusunda silahlı bir çatışmanın eşiğine gelinir ve bu silahlı çatışma ortamı ortaya çıkarsa Türkiye’nin bir B planı var mıdır?
Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu pozisyon yukarıdaki sorulara net bir yanıt verebilmemizi mümkün kılmıyor. Zira Türkiye şu anda diplomasiden çok askeri müdahale yolunu seçmiş gözüküyor. Fakat askeri müdahaleler sorunları kısa vadede çözmüş gibi görünse de orta vadede öngörülemeyen sorunların doğmasına sebep olabilir. Örneğin 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında siyasal bir çözümün son 44 yıldır gerçekleşmediğini düşündüğümüzde bugün Suriye’ye dönük gerçekleştirilen askeri müdahalelerin siyasal manada nasıl sonuçlandıracağımıza dönük bir planımız olduğu noktasında çok büyük bir soru işareti söz konusu. Türkiye Suriye’de rejimi değiştirmeye dönük niyetlerinden çoktan vazgeçse de gelecekte nasıl bir Suriye öngördüğünü henüz net bir biçimde ortaya koymaktan uzak. Rusya ile kurulan ilişkilerin Suriye konusunda koşullara bağlı olduğunu öngörmek durumundayız. Bugün Afrin için onay veren Rusya’nın yarın Türkiye’den ne talep edeceğini veya Türkiye’ye dönük yaklaşımının ne olacağını tahmin etmemiz mümkün değil.
Türkiye Suriye Satrancında bir taraftan Rusya bir taraftan ABD ile çevrelenmiş durumda ve maalesef bu iki gücün çatışma alanının tam ortasında. Eğer bölgesel ve küresel dengeleri yeniden doğru biçimde yorumlamazsak korkarım ki Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olabiliriz. Türkiye Suriye söz konusu olduğunda askeri gücüyle sahada hamleler yapabilme gücüne sahip fakat bu hamleler Türkiye’nin hem daha fazla yalnızlaşmasına hem de daha fazla düşman kazanmasına sebep oluyor. Türkiye yumuşak güç denen diplomasi silahını daha fazla kullanabilmeli bu sayede yeniden bölgesel ve küresel çapta dengeleri kurabiliriz. Türkiye şu an için her ne kadar askeri yöntemlerle artık bölgesel bir nitelik kazanan Kürt meselesini çözmek istese de bunun gerçekçi bir yaklaşım olmadığının hem bölge ülkeleri hem de küresel güçler farkında.
Türkiye eninde sonunda bu sorunla yüzleşmek zorunda kalacaktır. Türkiye’nin beka meselesi var ise bu tehdidin ortadan kalkmasının tek yolu içeride toplumsal manada bütünleşmiş bir yapı dışarıda ise bölgesel dostluk ilişkilerinin yeniden kurulmasıdır. Zira Türkiye Rusya ve ABD gibi birbirinden çok farklı niyetleri olan küresel güçlerle aynı ipte oynamaya çalışmaktadır. Sözlerimi İsmet İnönü’nün son derece açık bir biçimde ifade ettiği şu sözlerle noktalamak isterim:” Büyük devletlerle ilişkiye girmek. Ayıyla yatağa girmeye benzer.”