Gök Bayrak altında vatan inledi,
Mazlumun ahını cihan dinledi.
Kızıl Çin ordusu yola dizildi
Tarihin sayfasına kanla yazıldı
Hainler satıldı, bozuldu saflar,
Uçakta gizlendi kirli taraflar.
Liderler ölünce bitti sandılar,
Oysa bir aslan adı andılar.
Osman Batur fırlar, Altay Dağı’ndan,
Vazgeçti dünyanın varlık bağından.
“Teslimiyet yok!” der, pusatı parlar,
Onun var oluşu düşmanı zorlar
Kar boran demeden, atını sürdü,
Yalnız bir canıyla sanki bir surdu
Başına konulan ödüller boldu,
Batur’un bir değil bin düşman oldu.
Evlad göz önünde canını verdi,
Ondan daha mühim dert vatan dedi
Bağrına taş bastı,eğmedi başı,
Aktı yüreğine gözdeki yaşı.
Mermisi bittince tüfeği kırdı,
Öldürün teslim etmem dedi yurdu
Zindanlar karanlık, bağlı bileği,
Hürriyet yoluydu bir tek dileği.
İdam sehpasına gülerek baktı,
Turkuaz bayrağı gönlüne çaktı.
Altay Dağları’nın hür kartalıydı,
İslam’ın sancağı Türk’ün alıydı.
Aras der; sönmesin bu ulu ateş,
Doğsun Doğu’muzdan hür bir güneş.
Batur’un davası ne kutlu şandır,
Tarihe yazılan asil bir kandır.
Osman Batur
1899 yılında Altay’da doğan Osman İslamoğlu, çiftçilikle uğraşan dindar ve sakin bir adamdı. Onu bir kahramana dönüştüren, Doğu Türkistan üzerindeki baskıların dayanılmaz hale gelmesi oldu. Çinlilerin camilere saldırması ve Türk halkının silahlarına el koyması üzerine, “Bugün silahımızı alan yarın canımızı alır,” diyerek 40 yaşında dağlara çıktı.
2. 1949: Yalnız Kalan Bir Dev
Doğu Türkistan’ın siyasi lider kadrosunun 1949’da şüpheli bir uçak kazasında hayatını kaybetmesiyle vatan savunması sahipsiz kaldı. Birçok grup teslim olurken Osman Batur, “Benim olduğum yerde düşman rahat uyuyamaz,” diyerek savaşı tek başına sürdürme kararı aldı. Yanındaki bir avuç mücahitle, dünyanın en kalabalık ordularından birine karşı gerilla taktikleriyle iki yıl boyunca kök söktürdü.
Batur, Altay Dağları’nın dondurucu soğuğunda, kısıtlı mühimmatla modern silahlara karşı savaştı. Çin ordusu onu durduramayınca başına büyük ödüller koydu, ailesini ve çocuklarını hedef aldı. Evlatlarının şehadetine şahitlik etmesine rağmen davasından tek bir adım geri atmadı.
1951 yılında, bir baskın sırasında atının tökezlemesi sonucu esir düştü. Çinliler onu sokaklarda dolaştırarak halkın gözünü korkutmak istediler. Ancak o, işkenceler altındayken bile başı dik bir şekilde cellatlarına şöyle haykırdı:
“Ben ölebilirim ama milletim mücadeleye devam edecektir!”
29 Nisan 1951’de Urumçi’de kurşuna dizilerek şehit edildi.
Aziz ruhu şad olsun