Horasan erenlerinden olan ve 12. yüzyılın sonunda Anadolu topraklarına göç eden Kırmızı Ebe, sadece bir evliya değil, aynı zamanda bölge tarihinin en çok merak edilen isimlerinden biri. Peki, binlerce yıllık bu topraklara "Anadolu" isminin verilmesine vesile olduğu söylenen o efsane nasıl gerçekleşti?
Kırmızı ağırlıklı geleneksel kıyafetleri nedeniyle halk arasında "Kırmızı Ebe" veya "Kırmızı Ana" olarak tanınan bu mübarek kadın, Ahmet Yesevi’nin müritlerindendir. Taşlıca Köyü’nün kurucuları arasında yer alan Kırmızı Ebe, eşini Bizans savaşlarında şehit vermiş, oğlu Oruç Gazi ile birlikte bu topraklarda yaşamını sürdürmüştür.
"Ana Dolu" Efsanesi: Bir Ayran Kerameti
Rivayete göre, Başköy Kalesi’ni fethetmeye giden Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat, yolu üzerindeki Taşlıca Köyü’nde mola verir. Yorulan ve susayan askerleri gören Kırmızı Ebe, omuzundaki küçük bir bakraçtan taş oluğa ayran döker.
Sadece bir bakraç ayran olmasına rağmen, askerler kana kana içer ve tüm mataralarını doldurur; ancak ayran bir türlü tükenmez. Bu olağanüstü duruma şahit olan askerler, şaşkınlık ve hayranlıkla hep bir ağızdan "Ana, dolu! Ana, dolu!" diye haykırırlar.
Sultanın İsteği ve Anadolu İsmi
Yaşanan kerameti duyan Sultan Alaaddin Keykubat, Kırmızı Ebe’yi huzuruna çağırarak ona bir dilek hakkı tanır. Ancak Kırmızı Ebe, dünyevi bir menfaat yerine sadece sultanın ve ordunun sağlığını diler. Bu büyük tevazu karşısında etkilenen Sultan, Taşlıca Köyü’nü vergi muafiyeti ile birlikte Kırmızı Ebe ve oğlu Oruç Gazi’ye bağışlar.
Yerel halk arasındaki yaygın rivayete göre, işte o günden sonra bu bereketli topraklara "Anadolu" ismi verilmiştir. Bugün Kızılcahamam'da bulunan makamı, hala çok sayıda ziyaretçiyi ağırlayarak Kırmızı Ebe'nin mirasını yaşatmaya devam ediyor.