Rahmetli babam Sıddık CENAN 1965‘li yıllarda İsmet in HACI’nın GMC (cemse) kamyonunda çalışıyordu. Kamyon V- 6 motor çok güçlü bir kamyondu Lastik ebatları 1100 yıldız jantlı yeşil bir kamyondu. Çok suratlı giderdi.
Rahmetlik babamda asfalt yola düşünce bu kamyonu çok suratlı sürerdi. En lüks taksileri bile geçerdik. Önlerinde makas yoktu. Amortisörleri çok iyi donatılmıştı. İnsanı hiç sarsmazdı. Arka tekerler makaslıydı. Amerikalılar bu kamyonu maden çekmek için müteahhite vermişlerdi. Müteahhittin birde normal yaşta Nazif diye bir oğlu vardı. Buda ara sıra bizimle maden çekmeye gelirdi. Konuşurken de devamlı olarak ağ hiş şu şöyle olacak ağ hiş bu böyle olacak diye konuşurdu. Devamlı olarak bu kelimeyi kullanırdı.
Rahmetlik babam bu kamyonun direksiyon aksamında arıza olduğundan arabayı tamir etti. Direksiyon rotlarını çıkardı. Lastiklerini değiştirdi. Temizledi yağladı. Tamiri bitirdi. Geri geri manevra yapacak baba sağ yaparak gel diyorum babam sol yaparak geliyor. Baba ben sana sağ yap diyorum sen sol yapıp geliyorsun dedim. Rahmetlik ciğerlerim babam bana kızdı. Aşağı inersem sana sağı solu gösteririm dedi. Bende baba yemin ederim sen yanlış yöne dönderiyorsun direksiyonu iyice sağ yap in tekere bak dedim. Babamda direksiyonu iyice sağa kırdı. İndi baktı tekerler sola dönmüş, babamın canı iyice sıkıldı. Oğlum kusura bakma sen haklıymışsın dedi.
Rahmetlik babam düşünmeye başladı. Biz nerede hata yaptık diye. Bu arabadan da Yozgat’ta başka bir araba yoktu. Bu arabanın aynı eşinden İhsan Bakır’ın vardı. Oda maden işlerinde bu arabayı çalıştırıyordu. Babam düşünüyor o kadar uğraştı, yoruldu. Emeği boşa gitti. Baba dedim İhsan Bakır’ın GMC (cemse) kamyonu dispanserin karşısında makasçı Veli ustanın dükkanının yanında duruyor ona bakıp gelelim. Ona göre arabayı tekrar tamir edelim dedim. Babam bu fikrime çok sevindi. Aferim oğlum iyi düşündün dedi. Beraber gittik İhsan Bakır’ın GMC kamyonuna baktık. Babam anlaşıldı deveboynu rotu ters takmışım şimdi gider düzeltirim dedi. Yarım saat kadar uğraşma sonunda hatayı giderdi.
Rahmetlik ciğerlerim babamla sabah erkenden madene giderdik. Sorgun’a doğru hareket ederdik. Sorgun’a 8 km kala dişli köyü’ne dönerdik. Dişli köyünün içinden geçerdik. 15 km kadar gittikten sonra Eymir köyüne gelirdik. Eymir köyünün içinden de geçerdik. Dağ yoldan yolumuza devam ederdik. Yollar oldukça dik yokuşlu inişli tehlikeli bozuk yollardı. Bu yollara da babamın sürdüğü bu kamyondan başkası gidemezdi. Babama: “baba madeni yükleyince de mi bu yoldan geleceğiz?” dedim. Babam güldü. Oğlum başka bir yol var mı elbette bu yoldan geleceğiz dedi. Başka bir kamyon olsa bu yollardan boş olarak gelemezdi. Ne zaman böyle bir dağ yolu görsem babamla maden çektiğimiz bu yolları hatırlarım. Babam gözümün önüne gelir duygulanırım. Allah’a şükür şimdiki durumum çok iyi babam hayatta olsa ona en iyi kamyonu alır verirdim diye içimden geçiririm.
Bu kötü dağ yollarından da iki saat kadar gittikten sonra maden ocağına ulaştık. Madende çalışan işçilerin siparişlerini verdik. Raylı vagonlarla çıkardıkları manganez madenini işçiler kamyona yüklediler. 10, 12 ton kadar. Oradan Yozgat’a doğru yol aldık. Rahmetlik babam çok dikkatli olarak arabayı kullanıyordu. Bu yolda araba bir arıza yapsa mahvolurduk. O zamanlar cep telefonları yoktu. Haberleşmek imkânsızdı. Arabamız yeni ve oldukça güçlü süratli bir kamyondu. Kamyonun kasasına yolcu aldığımızda yolcular rüzgârdan göz açamıyordu. Yüzlerini ceketle kazakla sarıyorlardı. Dişli köyünü geçince Yozgat yoluna dönerdik. 15, 20 dakika sonra Yozgat’a gelirdik.
Rahmetlik babam Yozgat’a gelince kamyonu dispanserin karşısına durdururdu. Bana hadi oğlum şuradan git ekmek, peynir pastırma al üzümden karpuzdan da bir şeyler al gel gecikme hadi bakayım derdi para verirdi. Bende fırından sıcağından ekmek alırdım. Büyük Cami’nin yakınında Hacı Hayri’nin peynir, sucuk pastırma sattığı dükkanı vardı. Hayri amca dan da tulum peyniri pastırma alırdım, birde karpuz alır babamın yanına acelece gelirdim. Babam geldin mi oğlum hadi gidelim derdi. Yerköy’e doğru hareket ederdik. Saray köyüne gelirdik köyün çıkışında yolun iki tarafı da söğüt ağaçları ile kaplıydı çok güzel bir görüntüsü vardı. Bu söğüt ağaçlarına geçince ileride tahta uzun bir köprü vardı. Buradan da geçerdik. Az ileride sağ tarafta güzel bir çeşme vardı. Babam kamyonu sağa yanaştırır durdururdu. Bu çeşmenin yanında karnımızı doyurur öyle yola devam ederdik. Ne zaman bu çeşmenin yanından geçsem, rahmetlik babamla buralarda oturup yemek yediğimiz günleri hatırlarım, hüzünlenirim.
Madeni Yerköy’ün demir yolu istasyonunun yanına boşaltır, oradan Yozgat’a doğru yol alırdık. Yatsı ezanları okunurken Yozgat’a gelirdik. Her gün bu şekilde çalışırdık.
Bugünkü anlatacaklarım bundan ibaret olup yazımı ilkokulda ezberlediğim adsız çeşme adlı bir şiirimle son veriyorum. Haftaya başka bir dizide buluşmak üzere selamlar saygılar sevgiler.
ADSIZ ÇEŞME
Bir yaz günü iki kardeş yürüyüşe çıkmışlardı.
Fırın yaktı gökte güneş ateş gibi sıcak vardı.
Yürüdüler çok gezdiler susuzluktan pek bezdiler
Zehir oldu bu hoş gezme bereket ki bayılmadan
Buldular bir eski çeşme su akıyor oluğundan
Can attılar yana yana su içtiler kana kana
Bulmuşlardı yeniden can ikisi de soruyordu
Bu çeşmeyi kimdir yapan yürekleri minnet dolu
Yazılıydı bir tek isim oda silik kim bilir kim
İyilik bir su, bırak aksın gönül denen bu çeşmeden
Sen de böyle yapacaksın hiç karşılık beklemeden
Su yerine iyilikle dol yavrum adsız bir çeşme ol.