Anılarla Mazideki Yozgat – 73 Rahmetlik Babamla Geçen Anılarım

Abone Ol

Rahmetlik babam Sıddık Cenan gariplere, kimsesizlere, mültecilere çok yardım ederdi. Onların zor durumda olmalarına çok üzülürdü. Bu garibanlar da babamı çok severlerdi. Her zaman onu görmek isterlerdi.

Bunlardan ayakkabı boyacısı garip Burhanı babam Yerköy’de görmüş, “Burhan gel sana yemek alayım, bebaber yemek yiyelim” demiş. Burhan da “yemeği neyi boş ver çabuk buradan uzaklaş, hemen git haydi hiç durma fazla vaktin kalmadı. Çabuk acele et!” demiş. Rahmetlik babam da Burhan’ın böyle demesinde bir iş var demiş, hemen Austin kamyonuna binip Yerköy’den acele bir şekilde ayrılmış, Yerköy’ün Kanak köprüsünü geçer, geçmez Yerköy’e bir sel gelmiş, her tarafı kaplamış, Yerköy’e dışarıdan gelen arabalar Yerköy’e girememiş, Yerköy’ün içindeki arabalar da Yerköy’den dışarıya çıkamamışlar. Rahmetlik ciğerlerim babam bu olayı bizlere defalarca anlatır; “Beni garip Burhan kurtardı, Burhan boş değil Allah’ın sevgili kullarındandır” derdi. Onu çok sever; ona elinden geldiği kadar iyilik yapar; Gönlünü almaya çalışırdı.

Birgün yine rahmetlik babam Yerköy’de garip Burhanla karşılaşmış , Burhan da Yozgat’a gidecekmiş, babam “ben seni yoldan alırım Burhan” demiş , Burhan Yozgat a doğru yürüyerek gitmiş, rahmetlik babam da Austin kamyonuyla tren istasyonundaki ambardan yükünü almış, Yozgat’a doğru yol almış, yolda bir türlü Burhan’a rastlamamış, her halde gitmekten vazgeçmiştir sanmış. Yerköy ün Tuz döken yokuşunu çıkmış, Şel mevkiini geçmiş, Yukarı Elmahacılı Köyüne yaklaşmış, bir de bakmış ki garip Burhan yolda gidiyor hayret içinde kalmış, şimdiki sporcu koşucu atletler olsa ta oraya kadar gelemezlerdi demiş, bu olayı da rahmetlik babam bizlere anlatırdı.

Rahmetlik babamın bir anısı da şöyle: Esnaflardan biri acele olarak namaza yetişmiş, hocanın arkasına namaza durmuş, namaza durduktan sonra aklına dükkanı kilitledim mi, kilitlemedim mi diye vesvese gelmiş hep onu düşünüyormuş bir türlü kendini Namaza veremiyormuş, bunun arkasında da ismini unuttuğum Allah‘ın garip kullarından biri varmış, o bunun endişesini anlamış namazını rahat kıl dükkanı kilitledin demiş, adam hayretler içinde kalmış, o da bu gariban arkadaşa elinden gelen her türlü iyiliği yapmış, hiçbir şekilde uğurunu kesmemiş.

Rahmetlik ciğerlerim babam bu gibi olayları bize derinden derine anlatırdı. Bizlerde can kulağıyla dinlerdik. “Bu olaylar gerçek olan olaylardır. Aman yavrum bu gariplerle alay etmeyin, onların küçüksemeyin, elinizden geldiği kadar bunlara iyilik edin!” diye bizlere tavsiyelerde bulunurdu.

Birgün babam bize Keremle ilgili enteresan bir olayı anlattı. Kerem’in yaşadığı bir memlekette 3-5 kişi bir olmuş, Kereme takılalım da biraz eğlenelim demişler, arkadaşlarından birini tabutun içine yatırmışlar, Keremi de çağırmışlar, gel Kerem şu bizim arkadaş öldü. Onun cenaze namazını kıldır demişler. Bir yandan da gülüyorlarmış, Kerem’i işletiyoruz diye, Kerem gelmiş ben şimdi bunun cenazesini kıldıracağım. Ölü niyetine mi yoksa diri niyetine mi kıldırayım demiş, oradakiler “Kerem diri niyetine olur mu adam öldü. Elbette ölü niyetine kıldıracaksın” demişler. Kerem de “pek âlâ, haydi saf tutun da kıldırayım” demiş, yüksek sesle tekbir getirip Kerem namaza durmuş, namazı kıldırmış, sağa sola selam verip namazdan çıkmış, arkasındaki alay eden cemaat gülmeye başlamış, “Kerem ne yaptın diri adamın namazını kıldın hiç diri adamın namazı kılınır mı?” demişler. Kerem de “açın tabutu bakın adam ölü mü diri mi” demiş, tabutu açmışlar ki adam sap sarı kesilmiş beti benzi kül gibi simsiyah olmuş, onu o halde görenlerin dilleri tutulmuş, Keremin boş biri olmadığını anlamışlar yaptıkları bu şakaya çok pişman olmuşlar. Kerem oradan çekip gitmiş.

Birde Şuayip diye Allah’ın garip kullarından biri vardı. Bunun doğuştan gözleri görmezdi. Herkesi sesinden tanırdı. Bir insanı 20 sene evvel sesini duysa onu 20 sene sonra konuşmasından hemen anlardı. Bizim bir komşumuz Hayriye yenge çocukluğunda gördüğü Şuayip’i 25 sene sonra görüyor. “Şuayip napıyon nasılsın, iyi misin?” diye hatırını soruyor. Şuayıp da “Hayriye sen misin?” diyor. Hayriye yenge de “şok oldum, şaşırdım beni nasıl tanıdı” diyor.

Rahmetlik babam da Şuayb’ı görünce onu çok severdi. Halini hatırını sorardı. Gönlünü alırdı. Birgün babam Şuayıp’a “nasılsın benim aslan Şuaybım” dedi. O da “iyiyim ustam bana bir çeket getir de giyeyim” dedi. Rahmetlik babamda üstündeki çeketini çıkartıp Şuayb’a giydirdi. Çok sevindi.

Bir gün hamile gençbir kadın Şuayb’a “Şuayb ben hamileyim, oğlum mu kızım mı olacak” diye sormuş, Şuayıp ta biraz düşündükten sanra “senin aslan gibi bir oğlun olacak” demiş, kadın sevinmiş kocasına da haber vermiş oda sevinmiş, yine de bir doğum doktoruna gidip birde ona ultrason filmi çektirip bakalıp demişler, o zamanki kadın doktoruna gidip muayene olmuşlar. Doktor da onlara “senin kızın olacak” demiş bunun üzerine biraz üzülmüşler, tekrar başka bir doktora da gitmişler muayene olmuşlar oda onlara aynısını söylemiş senin kızın olacak demiş bunun üzerine biraz üzülerek evlerine gelmişler. Aradan epey bir zaman geçtikten sonra kadın Şuayb’ı görmüş , Şuayip sen benim oğlumun olacağını söyledin bilemedin ben doktora gittim kızımın olacağını söyledi hem de iki tane doktora gittim ikisi de kızımın olacağını söyledi demiş. Şuayıp ta sen üzülme senin oğlun olacak demiş. Aradan epey bir zaman geçmiş, kadın doğum yapmış kadının aslan gibi bir oğlu olmuş, iki tane doktorun bilemediğini Allah’ın veli kulu Şuayip bilmiş bu olay Yozgat ta gerçek oldu. Bu olay Yozgat ta defalarca anlatıldı. Bu olayı bilmeyen kalmadı.

Şuayip Tekke Mahallesinde otururdu. Sonradan Yerköy’e taşındı. 1-12-2020 tarihinde rahmetli oldu.

Birde Şahinde vardı. Buna Yozgat halkı çok takılır eğlenirdi. Bazı insanlar Şahinde’ye para verir. Git şu insana şöyle bir hareket yap, böyle bir hareket yap diye tenbih ederlerdi. O da ne bilsin gider aynısını yapardı. Ona da kendini bilmezler kahkaha ile gülerlerdi. Şeyh Zâde Ahmet Efendi Amca Şahinde’ye çok iyi bakın o Allah’ın sevdiği veli kullarından çok iyi bir insan derdi. Onu kesinlikle üzmeyin derdi.

Bir de deli Mehmet vardı. Ona da Şahinde ’ye yaptırdıkları hareketleri yaptırırlardı. Para verirlerdi git şu giden insana şöyle bir hareket et böyle bir hareket et derlerdi. Kendileri de saklanıp geriden izlerler gülerlerdi.

Bir de nane şekeri satan garip Mehmet vardı. Bu mahalle aralarında nane şekeri satar, bunun yanı sıra yorgan iğnesi dikiş iğnesi yorgan ipliği, dikiş ipliği filkete iğnesi çamaşır mandalı daha bir çok şeyi yanında götürür mani söyleyerek satardı. Çok zeki iyi bir insandı. Manilerinden aklımda kalanlar. Ben millet vekili olursam düz yolları viraj kel başları tıraş edeceğim derdi. Otobüsler içinde Mercedes sanatkarlar içinde Hamiyet Yüceses derdi. Vekiller içinde Adnan Menderes, hamamcılar içinde İlyas Gürses derdi. Keçi b.kundan üzüm hoşafı, eşek b.kundan tulumba tatlısı diye mani söyler mahalle aralarında gezer satış yapardı.

Naneci Mehmet’in öldüğünde Yozgat’ta ne kadar halk varsa hemen hemen çok büyük bir kısmı cenazesine katıldı. Cenazenin bir ucu Sarıtopraklık’ta bir ucu saat kulesinin olduğu yerde idi. Hiç kimsede görülmeyen bir cenaze töreni oldu. Allah gani gani rahmet eylesin mekanı cennet olsun.

Bugün ki anlatacaklarım bundan ibaret olup, haftaya başka bir makalede buluşmak üzere yazımı Tevfik Fikret’in Balıkçılar adlı bir şiiri ile bitiriyorum. Hepinize selamlar, saygılar, sevgiler.

TEVFİK FİKRET

BALIKÇILAR

Deniz dışarda uzun sayhalarla bir hırçın

Kadın gürültüsü neşreyliyordu ortalığa

Yarın küçük gidecek yalnız öylemi balığı

O gitmek istedi; “ sen evde kal” diyor…

Ya sakın

O gelmeden ben ölüsem

Kadın bu son sözle

Düşündü kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle

Soluk dudaklarının ihtizaz l haşirine

Bakıp süküt ediyorlardı, başlarında uçan

Kazayı anlatıyorlardı böyle birbirine

Dışarda fırtına gittikçe pür- gazab, cuşan

Bir ihtilaç ile etrafa ra şeler vererek

Uğulduyordu….