Bu haftaki makalemde de Mustafa Şimşek in eserinden alınan kayış kanat övküsünden bahsedeceğim.
Sultan Süleyman ın hanımı kocasından kendisine kuş tüyünden bir yatak yaptırmasını ister. SÜLEYMAN ( as) kuşları çağırır ilk önce yarasa gelir. Tüylerini bırakır. Sonra Baykuş gelir, baykuş “ YA SÜLEYMAN, siz ne yapıyorsunuz, bir hanımın sözüne uyarak bütün kuşların tüylerini alıp onları çırılçıplak bırıkacaksınız kış gelipte havalar soğuduğu zaman bunlar ne yaparlar ? sizde bir kuş kadarda akıl yokmuş bir kadının rahatı için bu kadar kuş soğuğa terk edilirmi” der. SÜLEYMAN baykuşa hak vererek kuşların tüyünü almaktan vaz geçer. Fakat KAYIŞKANAT ( YARASA ) tüylerini döktüğü için onun kanatları çıplak kalır. Bu yüzden ona “ kayışkanat “ derler.
KIRLANGIÇ YUVASI ÖYKÜSÜ
Bugünkü makalemde Hasan Ali Sarıaslan ın eserinden alınan kırlangıç yuvası efsanesidir.
Yılan sinekten kimin kanının tatlı olduğunu öğrenmesini ve gelip kendisine söylemesini ister. Sinek bütün canların kanlarına bakar. İnsanın kanını beğenir. Yılana haber vermeye giderken kırlangıç ile karşılaşır. Kırlangıç sineğe ;
“ Dudağın neden bu kadar kırmızı “ diye sorar sinek de “ insanoğlunun kanına baktım da, onun birazını yılana götürüyorum “ der. Sineğin konuşmasını önlemek isteyen kırlangıç;
“ Dilini çıkar da bir öpeyim der. Sinek dilini çıkarınca gagasıyla vurup dilini koparır. Yılanın yanına gider sinek konuşamadığı için durumu anlatamaz. Yılan kimin yaptığını anlar. Bende kırlangıcın yavrularını nerede olsa bulup yerim, diye öfkelenir. Kırlangıç; sen benim yavrularımı yersen, ben de yuvamı insanoğlunun tepesine yaparım, onlar beni korur der. Bundan sonra kırlangıç yuvasını evlerin içine yapar.
Birazda adları belli olan yerlerle ilgili efsanelerden bahsedelim.
ŞAHNA KAYASI ÖYKÜSÜ
Bu efsanede rahmetlik YILMAZ GÖKSOY hocamın yazısından alınmıştır. Kendisi orta okulda Matematik, Tabiat ve Resim derslerimize gelirdi. Çok güzel dersler anlatırdı. Bazen de hoş sohbetler ederdi. ALLAH rahmet eylesin mekanı cennet olsun.
ÇAPANOĞLU, doğanı ile avlanmaya çıkar. Bir müddet sonra doğanı acıkır. Adamlarından birini BAŞIBÜYÜKLÜ köyüne doğanı için piliç getirmeye gönderir. Doğan piliçten başka bir şey yemez. Adam köyde rasladığı ilk kadından çapanoğlu nun doğanına yedirmek için piliç ister.
Kadın da ;
“ Piliç bulsam Şahnaya yedireceğim. ÇAPANOĞLU da kim oluyor der. O gün şahnaya yemek verme sırası bu kadına gelmiştir.adam köyde piliç bulamadan geri döner. Durumu ÇAPANOĞLU na anlatır. ÇAPANOĞLU , Şahnanın vergi toplarken halka eziyet ettiğini, onlardan rüşvet aldığını da bildiği için onu yakalattırır ve ibret olsun diye oradaki kayaya asar. Bundan sonra kayanın adı ŞAHNA KAYASI olarak kalır.
Bugünkü anlatacakların bundan ibaret olup, haftaya başka bir makalede buluşmak üzere yazımı ZİYA Gökalp ın ALAGEYİK şiiriyle kaldığımız yerden devam ediyorum. Hepinize selamlar, saygılar, sevgiler.
ALA GEYİK
Bir de baktım melekler
Başlarında çiçekler
Develere el bağlıyor
Gizli gizli ağlıyor
Kılıcımı çıkardım
Perileri kurtardım.
Kurtardığım periler
Adım adım geriler
Kanadını açardı
Selam verir kaçardı
Az uz gittim dolaştım
Altın köşke ulaştım
Bir kapısı açıktı
Ötekisi kapanıktı
Kapalıyı açarak
Açığa vurdum kapak
At önünde et vardı
İt ot yemez ağlardı.