Misafirperverlik ve hanedanlık denilince aklıma hep Battalıllar gelir. Gelenek, görenek, saygı ve nezaketin hakim olduğu bu güzide köyde, Türkistan steplerinden Anadolu bozkırlarına taşınan asaletli kültür en orijinal haliyle yaşanıp, yaşatılırken, genetiği bozulmamış safkan insanlarındaki izzet-ikram ve güleryüz sahaveti her gönülde iz bırakır.
Çarşıda pazarda, bağda-bahçede nerde bi Battal’lı görseniz samimi edasına, sevimli simasına ve sıcak üslubuna akrabamsı bir yakınlık hissederseniz. İnce ruhları, kanaatkar tutumları ve tevazu abidesi şahsiyetleriyle hepsi engin bir zarafete sahipler.
Ana yoldan sapıp yüzunguylu inerken, Kôr Üsüyünün İsmayil’in evin boöründen, Amiş’in ve Çahmağan Uşahların gapıların önünden köye girdiğinizde yolda-belde sizi görüpte sufrasına buyur etmedik kimse kalmaz. Zaten kalsa birbirini ayıplarlar. Bilirsiniz ki gelenek dediğimiz kültür, yılların birikimiyle şekillenen, aile ve toplumun birlikte besleyip büyüttüğü bir değerler silsilesidir. Bozok Platosuna aidiyeti yüksek, sevdaları samimi, edebi yönleri ve hitabetleri usta bu köy, bürüklü profesörleri, kasketli filozofları, söz sanatlarıyla yüklü felsefi yorumlarıyla bilinir. Aliminden cahiline yüzü batıya dönük, cumhuriyet ilkelerine bağlı, özü sözü bir Oğuz yiğitlerinin arasında olduğunuzu hemen anlarsınız. Hanımından herifine hatırnaz ve babacan Battalıllara kim olursanız olun, nerden gelirseniz gelin, hanelerinde kabul görür, çekinmeden açım, susuzum diyebilirsiniz.
Yav güzel insanlar.. Ben okumayı, yazmayı, dinlemeyi, anlatmayı seven, bilgiye açık, memleketimizin tarihine-kültürüne hakim duyarlı bir hemşehrinizim. Bu sözlerimin devamında şunu söylemek istiyorum. Tarih önemli bir bilgi, gerekli bir ilimdir ama, nedense doğruluğundan bir türlü emin olamadım ve sürekli sorguladım. Tabiiki bu endişem Battal tarihi içinde geçerli.
Battal Belgeselini yazmadan önce buraları kitaplardan, kurumlardan ve internet erişimlerinden araştırmaya koyuldum. Osmanlı'da mali ve askeri kayıtların tutulduğu defterlerden Ahkâm, Atik Şikâyetleri, Ayniyat, Defter-İ Dervîşân, Eşkâl Defteri, İcmal Defteri, Mehâdır Defteri, Mufassal Defteri, Mücmel Defteri, Rûznâmçe, Şer'iyye Sicilleri, Zimem, Tahrir, Temettuat, Avarız defteri ve Layihalardan süzerek Battal’ı aradım. Hatta 1902’de çıkarılan Sicil-i Nüfuz Nizamnamesi çerçevesinde kadın ve erkeklerin birlikte sayıldığı 1904 Nüfuz sayımına ait Atikler ve Sicil Vukuat defterlerini yetkililerin yardımıyla karıştırmaya uğraştım. Ama kayıtların amacı asker alma, vergi toplama ve strateji belirlemem amaçlarında olduğu için kişilerin tespiti ve köyün geçmişi çok belirsiz. Zaten diğer ulaştığım kaynakların hepsindede bölgede yaşayan boylar, kavimler, klanlar, krallıklar sıralanıyor ve gayrimüslümler bize medeniyet diye anlatılıyor. Zamandan, zeminden ve fertlerden nasıl emin olurlarsa Hattiler, Hititler, Frigler, Kapadokyalılar, Deniz Halkları, Likyalılar, Persler, Kimmerler derken, Hattili Anitta’dan tumup Hititli Şuppiluliuma’dan, Persli Serhas’tan tumup fırlama Darius’tan çıkıyorlar. Palmiralı Zenobia’yı, Makedonyalı İskender’i, Pontuslu Farnakes’i aklına kim gelirse unutmadan sayıyorlar ama ortada ne Süleyman Şah var, ne Kılıçaraslan nede Battal var..
Battal’ı birde kendi değerlerinden sorayım dedim. Onlarda başladı İsa’dan önce, milattan sonra, Roma, Bizans, Moğol, Hatti, Hurri, Trajan, Hadrianus, Midas, İskender, bilmem kim, bilmem nerenin kralı, nerenin aslanı-kaplanı, hanı-sultanı… Tıngır, mıngır, lambur-lumbur ezberler… Heç Garanın Sülüman’dan, Haddi’den, Köse Mısdafa’dan, Goca Yusuf’dan, Medet’den, Aşırın Osman’dan bahseden yoh. N’oreceasem Anitta’yı, Hadrianus’u, Şupbililiuma’yı..
Yahu güzel insanlar Bendeniz TRT Televizyonunda defalarca genel kültür bilgi yarışmaları şampiyonu olmuş bir okuma delisiyim. Birçok ulusal televizyon ve radyolarda fizik, kimya, coğrafya, edebiyat, fen bilimleri ve tarih alanında birinci oldum. Tarihin babaları Herodotos, Thukydides, Ksenephon, Naima, Fuat Köprülü, Ahmet Zeki Velidi Togan, Halil İnalçık, Ekrem Akurgal ise bende emmisiyim. Tarih bilimini teşdikçe hep duygusal hislerle yazılmış, destansı konularla dolu, aklın ve yordamanın sınırlarını zorlayan bir efsaneler kataloğu gibi görüyorum. Tarihçileriyse hayali derinliklere dalan, keyfine göre idari sınırlar çizen, tarihi medeniyetlere ve kitlelere kendi kafalarına göre kanun-tüzük uyarlayan, günümüz yasalarını ve siyasi gelişmelerini bile tanımlayıp yorumlayamadıkları halde, Paleolitik çağların, Meazoolitik dönemlerin politik süreçlerini, savaş sebeplerini, sosyal gelişmeleri ve bireysel diyaloglarını, en ince ayrıntılarınaca kesinmiş gibi anlatmaya kalkışan, bu anlatılarını da dinleyenlerinin cehaletine göre detaylandırıp, renklendiren kişiler olarak tanımlamaya başladım.
Sofrası meydanda, gönülleri sıcak, insanı izzete-ikrama boğan Battallılar, Alcılılar, Dedikliler, Sarınınörenliler, Paşaköylüler gibi hanedan asilzadeler dururken, madeninden tarımına, ırmağından, denizine, dağından, ovasına hiç birini değerlendirip işleyemedikleri halde birbirinin toprağına ve kazanımlarına sahip olabilme dürtüleriyle kafa kesip, katliamlar yapan, yıkan, yakan yok eden merhametsiz milletlere nasıl olurda Anadolu medeniyeti derler. Ucuz kullandıkları kelimenin eş anlamı çağdaşlık, uygarlık; onun da kapsamı doğaya, insana, bilime, kültüre katkı sağlayıp, fayda üreten ülkeler, ilkeler, emeller, devletler ve devrimler anlamı çıktığını düşünmezler mi?.
İşte bu topraklara zaman zaman hükmetmiş ve ömürleri birbirini katletme hedefinde sinsice dikizlemeyle geçmiş kavimler-fertler-milletler, Biz Türkler gelinceye kadar adalet, asalet, sahavet, ahlak, temizlik, komşu hakkı, mülkiyet hakkı, merhamet ve saygı kavramlarının hiçbirini tanıyamamışlar. Helede Mustafa Kemal Atatürk gelene kadar asalet yüklü gerçek medeniyeti göremedikleri aşikar. Aralarında ne empati, ne yardımlaşma, ne izzet, ne ikram, ne dostluk hiçbir medeni erdem ve iletişim oluşturmayıp hep birbirini boğazlayan gavur toomularına niyeyse alayıcıımızda gine medeniyet diyoh.
Bölge kayıtlarına bakılırsa kimler, gelmiş, kimler geçmiş bu aziz topraklardan. Diğer adı Karun olan ve Karun kadar zengin sözüyle hatırladığımız Lidya Kralı Kroisos, acımasız Hatti Kralı Anitta, canlar yakan Hitit İmparatoru Tuthaliya, gözü doymaz Frigler, talancı Persler, Helenler, Makedonlar İskender.. Masumlara bile merhamet etmeyen Moğol Hakanı Ögeday, Asurlusu, Babillisi, Elamlısı, Akadlısı, Medlisi, Sumerlisi, Emevisi, Abbasisi daha kimler kimler.. Kimse kimsenin gözyaşına bakmamış. Krallar, imparatorlar yakıp, yıkarken fertler birbirini katledip emeklerini yağmalamış. Ne acıma, ne empati, ne akil bir diplomasi oluşturamadıkları gibi vahşi yaratıklar misali hep güçlü güçsüzün malını talen edip canice soyunu kurutmuş. Tâa ki bu topraklara Bayrahtar, Çameli, Kôr Şevket, Amiş, Üsüyün Çavış ve Hacıbraamin Memmed gibi has karakterli değerler gelene kadar bölge adamlıh yüzü gormemiş.
Yav bu insanlık tarihi Gara Tuna, Salif Hoca, Mamıh, Aloo, Kel Fayıh, Gatil, Loklü Hacııbraam ve Garnapa gibi gerçek krallar dururken, Kral diye neden Gordias, Midas, İskender, Kantuzuli, Labranda, Zidanta diye zoddirik tipleri sayıp kafa şişirirler anlamıyorum.
Ben medeniyet ya da Anadolu Medeniyeti denilince bu topraklara katkı sunan, barışa, kardeşliğe emek harcayıp, dostluk ve erdemli güzelliklere imza atmış ülke ve ulusları duymak isterim. Bunlar fert olur, boy olur, soy olur, devlet olur farketmez. Her önüne gelene medeniyet denilirmi yav... Anadolu’da benim bildiğim en gerçek medeniyeti imkanları kıt olmasına rağmen, din, dil, ırk, etnik köken, zengin-fakir ayırmadan her mağdurun elini samimice kavrayıp, vefa ve sadakatle saap çıhan, hasta-sayrı herkesi merhametle sırtlayıp derman olan gerçek gönül adamları Mize Kâa, Şahit Kâa, İmam, Topal Burhan Ede, Bahri Ağa, Efe Memmed, Müşgü, Memik, Fakı Kâa, Yel Hasanın Sülüman ve Çavış Kâa gibi insanlık abideleri kurmuş işte görmüyormusunuz.
Siz Kerkenez dağını alacııh diyi 7 sene biribirinin garnına gılıç kahan Lidyalılarınan Medler’e, Deveci Dağını dutacııh diyi birbirinin depesine goca gayaları yuvallıyan Pontuslulara Romalılara, yada benzer şekilde eniğini-cücüğünü gırıp geçiren gavimlere, glanlara, heriflere, ötâa eşgıya milletlere hâlâ medeniyet deyip duruyonuz.
Tarihçisi, edebiyatçısı, sosyoloğu, akademisyeni; alanında uzman her kimlerse, geçmişin komutanlarını, krallarını merhametli, adaletli, faziletli diye uyduruk hikayeler, hayali ünvanlar ekleyip anlatacaklarına, yiğitliği, cömertliği, himayekar hanedanlığıyla gerçek saygıyı ve eşsiz değeri hakeden gönül fatihleri Memmed Kâa, Hakkı Kâa, Osman Efendi, Kôr Ziya, Veli Kâa, Gır Osmanın Abdılla, Velinin Uşâa, Kel Ahmet, Gambır Hacı ve İmamın Ihsenin Ihsen gibi gerçek kralları anlatsınlar ya..
Noreceğan Pampa’yı, Pitha’yı, Piyusti’yi, Anitta’yı, Arnuvanda’yı…. Bilmem şu Han namlıydı, şu Hakan şanlıydı, şu kral ünlüydü… Sen gerçek tarihçiysen adamın kralı Gubuscu Gadir’i, Godanalı’yı, Hacıbâa, Mize Kâa, Paşa Kâa, Mılla Osman, Müşgü, Fakı Kâa, Aloo, Apılı, Alosman Hoca, Nuret, Mamıh, Deli Abidin, Sarının Dursun ve Boz Bahri’yi anlat bize..
Ney, ney, ney.... Bi de diyo ki; Şuppililuma bek eyceymiş, Baycu Noyan çatal yürekliymiş. Palmiralı Zenobia bek merhametliymiş, Kroisos-Karun tavatır zenginimiş. Cehennemin dibinece zenginise. Eşşek guvalasın onnarın merhametini, cesaretini.. Elleham hasdalandın da Kroisos sana aaşamın sağanından bi helke yoğurt getirdi. Gışın bişir diyi bi uruplâa pahla verdi... Ne biliyon merhametini cömertliğini.. Kroisos’un zenginliği Çetenin Uşâanın gönlünün zenginliği yanında gaç yazar la.. Dinize-imanınıza; Çeteâalin horanta gapısına biri gelinci ekmeksiz aşsız guverirmi.. Onnarı sayıp bilip gelene bodusunu, şibisini, culuğunu kesip, adam ayırt etmeden yavan-yaşıh ekmek-aş, sufra-öyün hazılamazlar mı?.
Ula Şuppililima’nın gapısına getsen sana bi çokelikli dürüm bile vermez. Amma Goca Gafa Alosman’ın, Abidinin Seladdin’in, Holomarın, Çap Hasan’ın, Kôr Halil’in, Ağzıaçıh Osman’ın, Şıh Salif’in, Kôr Hacı’nın veya Deli Medetgilin hangisinin gapısına vardında aç döndün. Vallahi tek tavuğunu bile guvalallar ki, misafir geldi ahşama kesek de yisinler diyi. Hah isdemiye gelene 3-5 çinik buğda fazaladan verirler. Sadaacı gelinci uruplâa, uruplâa dağdıllar. verirler. Cingana, bohceciye, deşiriciye sufraynan ekmek düzleller. İsdedikleri gadar şu han, şu sultan, şu gral diyi ha bire oösünler. Ben Yirik Şaban’dan, Gart Omar’dan, İze Medet’den ve Tülaan Oğlundan başka şah, sultan, padişah, han, hakan, gral tanımıyom arhadaş.
Alayıcıımızda şunu iyi bileciik ki, geçmişinde, şimdininde en saygın, en görkemli, en insancıl medeniyeti kayıtsız-şartsız Türklerdir. Suframız açıh, acılarımız ortak, kadermiz, kederimiz bir, kardeşlik ve dayanışma erdeminde cömertçe yardımlaşır, doğaya, canlılara, fertlere, milletlere ve nimetlere kutsi sevgilerle yaklaşır, Yüce Türk asaletini onurla yaşar, yaşatırız.
Yav bırakın şu acılarla dolu vefasız tarihin dibi görünmez sırlı derinlerini. Has yiğitlerin, derya gönüllerin, sıcak yüreklerin yurdu Battal tarihini anlatalım biz.
Endemik bitkilerle dolu estetik bir doğası, merkezi konumda muazzam bir arazisi var Battalın. Toprakları çevre köylerden daha verimli, sulak mekanlarındaki ürün kalitesi, sezon rekoltesi, topografik eğimi, yükseltisi, konumu, kıvamı tarıma çok daha avantajlı. Delikli Gayanın Onü, Hasençi, Ganah Yolu, Gergelli, Kôr Pınar, Uzungol, Mezer Ardı, Arbiş, Kemikli Dere, Çorahlıh, Beşdepe, Gullü Dere, Hüyüğün Ardı, Eşşek gediği, Garacaağaç, Siyah Yolu, Garabıyığın Bıcahlar, Gayanın Yanı, İğdeli Yolu, Gozelli Yolu, Gara Depe, Ganah Yolu, Kemiklidere, Araplı Dere, Susa, Kül Yolu ve Bıcahlara can eksen can biter.
Eğitim, istihdam, sosyal güvence, sağlık ve modern yaşam kriterlerini metropol şehirlerde arama hevesi her köy gibi Battalıda göçe teşvik etmiş. Şimdi buralarda terkedilmiş mezralar gibi hem sessiz, neredeyse kimsesiz... 2000’li yılların başına kadar köyde herkesin tarımsal kazancı yerinde, yaşam standartları her dönem renkliydi. En gözde mal-davar, en gözde koşutlar burdaydı. Bizim köyün koşut saabları Üsüyünün Çavış’ın, Gıllı Hasan’ın, Turud’un ve Godanalı’nın atlarını, arabalarını imrenerek anlatırken, önden döndermeli Gula Halilin İsmayil’in getirdiği ilk motura saab olmıya hayalleri bile yetmezdi.
Yav Battal’a yakıştıramadığım tek şey, içinde ve arazilerinde pınarlar, eşmeler diğer köylere nazaran niyeyse bek azdı. Gışlalının Kamilin Uşâanın Uzungoldaki Havuz Başı bile el atılmadığı için yıllardır gupguru duruyo. Aşşâa Çayırların orayı acicik eşsen su çıhacah ama, bahan kim. Orıya eyi bi pınar şart. Sadece köyün ortasında Çeşme denilen Ortalıh Pınarı’ynan, Datlıpınarın Başı, Kahlıh ve Öz gıyılarında bir iki eşme bulabilirsen bulurdun. Allahtan Garapınar, İlk Pınar, İsmail Hocanın Çeşme ve Harmanyerine yapılan Yeni Pınar var da gelen geçen içip yapana-yapdıranına dûasını ohuyo..
Bu konuda en büyük eleştirim ohumuş-yazmış, çevre-çehre görüp mal-mülk saabı olmuş ama birtürlü hatıralarıyla bütünleşememiş Battallılara tabiiki. Diğer köylerin bu vasıflardaki değerleri kimi çeşme, kimi eşme, kimi okul, kimi iş, kimi istihdam, kimi eğitim vs.gibi girişimleriyle köylülerine irfan-ikram ve imkanlar sunup önderlik yaparken buranın kıymetleri sanki duygu olarak uzaklaştıklarındanmı neyise pek bi fedakarlıkları gözükmüyor.
Ama eski-yeni tüm Battallıların aşırı kanaatkar ve konuksever olduklarını bilmeyen yok. Biliyorsunuz ki, Avrupalı milletler sistemleri tıkır tıkır işleyen devletleri olmasına rağmen, yardımlaşma dayanışma kültürlerinden kopuk duygu uzaklıkları nedeniyle vefa çöküntülerine uğruyor, insani, insafi ve irfani yönden hep sınıfta kalıyorlar. Geleneksel ritüelleri tâli sayıp, ekonomik gereksinimleri öncelleyince kibir ve kaprisleri bir süre tavan yapıyor, fakat yaşlanıp dosta, akrabaya, hemşehriye, konu-komşuya duygusal ihtiyaç hasıl oluncada karşılaştıkları vefasızlık aşağılık kompleksine dönüşüyor, yalnızlık sendromları artıyor, İslam toplumlarındaki aile yapısına imrendikçe imreniyorlar. Kişi başına düşen milli geliri bizden kat kat üstün olan ülkeler, eğitim, sağlık, ekonomi, ulaşım, istihdam herneyise tüm detay artılarda bizi katlamalarına rağmen gözleri ve gönüllerindeki açlık yüzünden hâlâ fakirin fukaranın elindeki nimetlere yutkunup duruyorlar. Bu asalak toplumlar, tek tavuğunun yımırtasını bişirip misafirine dürüm verebilen Çalkanın Gızı, Deli Dönüş, Gıncılın Gızı, Deli Satı ve Tohdurun Gızı’ndaki kanaatkarlığı bi örnek alsalar, sosyal adaletin, ikram ve paylaşmanın mutluluğunu bi tatsalar hem kaskatı dünyalarını, hem kibre batmış gönüllerini hemde mazlum coğrafyaları anında cennete çevirecekler ama bu erdemlerden maalesef bihaberler.
Battal’ın adamı gapısına düğün alayı gelse sufra gurar, hatıra hörmete buğardı. Şu ağa, şu paşa, şu sadaacı, şu deşirici, şu cingan, şu gaymaham, şu vali diyi kategorize etmeden buyur eder, hepicıınede böyük ehdibar yüklerlerdi. Bu köye gelipte Sülüğün Gara’nın, Gabah Müdür’ün, Cin Üsüyün’ün, Deli Şukrü’nün, Mamoon Gadir’in, Hacı Kâa’nin, Edip Havız’ın, Bekir Havız’ın ve Gara Tuna’nın ekmaani yimeden giden varmı ki; Mütevazi sufralarındaki cömert hörmetleri ve zengin yürekleriyle orduları ağırlamaya yeltenen Çivi İrbaham, Kôr Kâyâ, Ahmet Hoca, Muttalip Havız, Paşanın İsmet, Salif Hoca, Amiş ve Sarının Dursun’un faziletini kim anlatabilmiş ki biz anlatalım.
Cenab-ı Allah insanı ekonomik yönden fakirleştirirken, gönlünüde o derece yüceltip cömertleştiriyor mu ne?. Dünyanın her yerinde zenginlerin çoğu bencil ve cimri olurken, fakirlerse aksine cömert ve candan oluyor. Bakın bu saydığım erdemlerin yaşandığı 1980’li yıllar ve öncesindeki toprak evlerimizin genel aksesuarlarını sayayım da fıharelik ve cömertliğin derecesine siz karar verin.
Somya, Mahat veya Tahtalı dediğimiz düzeneğin üstüne serili kendir bi çul, üzerinde 3-5 çapıt minder, Çağlıh yada Suluhluh diye adlandırdığımız çimme yerinde ırbıh, el ilağni, peşgır, Yüklük dediğimiz yerde üst üste katlı 5-10 batman döşşek, yorgan, yastık, Bıcahlıh bölümünde 2 helke, 4-5 zehen, 3-5 şimşir gaşşıh, guşşene, ilaançe, kulek, hazın evinde un-duz, bulgur, pahla, pancar, Helgir’de ekin-dene vs. gibi öte-bete.. İnanın başka bir şey yoktu. Döşengi detayı genelde 10’u geçmeyen böyle aksesuarlardan teşkildi. Evlerin zemini umumiyetle toprak, üsdünde tek-tük kilim yada muşamba seriliydi. Düğün gayitlerinde cehiz olarah alınan bahalı halı yeremi serilir la. Mıhınan duvara çahallar, adınada duvar halısı derlerdi. Sağı solu gızardığından heryeri delik-deşik teneke sobanın yanında, gıyılmış çitilgi, iri-kesmik, kerme-yapma-tezek dolu gurbe laylunları istiflenir, tedarik amaçlı peykiye habire dokgü çekilirdi.
Buna rağmen bu bölgenin tüm köyleri, hanesine düğün alayı gelse sofra kurup ağırlamaya yeltenirdi. Şimdi bir ülkenin tamamını doyuracak zenginliğe ulaşmış eğitimli, birikimli, okumuş yazmış memleket millet görmüş ama bir türlü önünü görememiş kibirli tiplerin kapısına varsan size bi bardah su bile vermez. O zamanlar misafirin adı kısmet, hürmetin adı bereket, güleryüz ve tevazunun adıysa asaletti. Kanaatkarlık ve gönül doygunluğu böyüklüğün en belirgin alametiydi.
Battal’ın en variyetli adamlarından biri de Çetenin Mısdafa’ydı. Moturu, biçeri, gamıyonu tüm köyün emrindeydi. Bi gaanı işi olmasına rağmen heçbi gomşunun hatırını gırmaz, yoh dimezdi. Hatta ıhdıyarların Çorahlıhdan çoraanı çeker, sıyırgıynan damlarını kurür, çörtenini-siyecini onarır, gıyıyı-gıranı gendi loğlardı. Hemi goönü, hemi gendi zengin bir asilzadeydi.
Bu köyde zorlu halk hekimleri vardı. Bizim koylü Guyruağrinin oğlan gızılyurik olmuş, Guduruğun Çömçecinin atları goşup, Garanın Ali’ye parpılatmıya götürürlerken Bende getdim. Garanın Ali kôz tavasını ısıttı. Üstüne peşgırı sardı, duluğna bastırıp avsunnadı. Tuküruğü adama iyi gelirmiş. Allah var uzahdan geliyolar diyi 3-4 kere tukürdü. Hatta oğlan sinileyinci bi daha parpılayıp bi daha tukürdü. Ordan çıhıp Abı’gile getdik. Guyruağrinin avradı Feşli Nerdane’ninde sıh sıh buğazı düşüyomuş, Abı’ya bahıtdılar. Abı, bademciklerini eyi bi üfeleyip ezdi. Ohunmuş bürüğnen buğazını çekdi. Ayetel Kursü’yü ohuyup, şafaana üfürdü. “El benden, şifa Allah’dan” didi. İbdi Allah soona onnarın sayesinde ikiside gurtuldu.
Koye gelirken Aşırın Osman onümüze geçdi. “Bi suvanımınan ekmâami yimeden Vallahi guvermem.” Didi. Avradı o gün Kumpür bişirmiş, haside yapmış. Sufrıya yoğurt, bekmez, eşgi, çalhama ne goydu. Hatta “Booğön burda galın, aaşama tavıh kesiyim.” Didi, Guyruağrinin Nerdane, “Yoh gurbanım, ekin, saçın, mal, melal her bi bağırsıımız bi yanda, evde yetişik gız bi başına, duracah vahıt deaal, hemide yimediğmiz yer dealya yavrım, hatırın var ossun” didi.
Guyruağri diyodu ki, bu koyde Kamilin Uşâanın, Veli Kâa’nin, Deli Muharemin, Garanın Uşaanın, Memmed Kâa’nin odaları zabahdan ahşama gatlek açıh durur, ekmek, aş, hatır, hörmet bunnarda zibil” diyodu.
İşte Yozgatımızın ohumuşlarına bu yüzden bek gızıyom. Çocukken bayramlarda elini öpüp odalarından şeker topladıhları Osman Efendi, Omacı, Memmed Kâa, Gıllı Hasan, Ali Kâa, Kôr Enber, Birader, Deli Tayır ve Topal Nuru gibi gerçek kralları unutupda, Battal’ın tarihi deyince Kral Kantuzuli, Pu-Sarruma, Labranda, Hattuşili, Murşili, Hantili, Zidanta diyi anlatıyolar ya; dinime-imanıma hazmedemiyom.
Çocukluğu Battal’da geçipte Deli Memmed’in, Cin Üsüyün’ün ve Hacııbramin Memmed’in gapılarında omaçlı, yoğurtlu, pilavlı, şekerli dürüm yemiyen varmı?. Yav bu adamlar gendi uşahları acıhıncı oralarda kimin çocuğu varısa hepicığnede aynı dürümden verip, gonüllerini alıllardı. “Amaa yavrım, bu sâabi uşahlarında nefsi çeker, bek günaf, bi yerleri şişer” derlerdi.
Battal’’ın hanımlarıda çoh Osmanlı ve asil ruhluydu. Uzun Dönüş, Gara Mevlüş, Lobudun Gızı, Muharremin Goca Dönüş, Deli Atiye, Çopur Habbe, Aşey, Tekmile, Çalaatın ve Biyaz sadece Battal’ın değil, tüm çevrenin en görenekli kadınlarıydı. İreşidin Mahbile, Tekkeli Ahmedin Dudu, Zahire, Gara Habbe ve Çopurun Gızı genç kızların idolü ve örnek aldığı kıymetlerdi.
Kürdün Hacca, Kôr Mercan, Çalıh Zikriye, Habik, Döndü, Afide, Gurcü, Mahinur Abı, İfagat, Kôr Adife, Sadagat, Müncü Bacı, Hasibe Ebe ve Cinik bibi hepside iş-aş bilir, yerinde gonuşurlardı. Tüm hanımlar onları hayranlıkla izlerken, onlardan avratlıh ve el içine çıhmayı öğrenirlerdi. Görgü ve davranış kurallarının en güncelini onnar bilir, onnardan öğrenilirdi. Adife Hala, Ladiş Bibi, Nazik Bibi, Urhuş Hala, Loklü Bibi, Gadağan Gızı ve Mısdının Gızı köy böyüğü olarah erkekleri bile azarlar, lafını herkese dinletirlerdi.
Gönlünün cenneti Battal’dan başka bir köye gelin olan bir genç kız halini, ahvalini özlem yüklü şu şiirle dile getirmiş. Şiiri uzun ama bir bölümünü özetleyim.
Ocahda kulüm galmadı
Söylenecek sözüm galmadı
Ben bu gapıya düşeli
Ağlamadıh günüm galmadı..
Derken, o yıllarda çocuk yaşta başka köye gelin giden akranlarının özlem ve hüzün yüklü dramlarınada tercüman oluyor.
Battal’ın bağları, bosdanları, havlısı-hayatı bek temiz olurdu. Çünkü iş-aş bilen en Osmanlı ve anaç kadınlar burdaydı. Gızıl Nuruyanın anası Mendufa Garı düğün yemeklerinin danışıldığı usta bi aşçıydı. Nutuya Garı ise sadece bu köyün değil, tüm çevrenin en bilge ebesiydi. Sancısı dutana O giderdi. Bi gağnı çocuh doğutturdu... Mamıh Emminin avradı Gır Osmanın Emine’de bek hörmetliydi. Gapısına kim gelirse ekmeksiz, aşsız guvermezdi. “Amaaa o neşâal laf yavrım, abın gurban olsun, aha ekmek, aha sufra, Allah ne verdiyse yavan yaşıh yi” diyerek gönül hoşluğu ve yürek sıcaklığında ikram sergilerdi.
Yav diyom ya bu koyün alayıcııda bek hörmetliydi. Helede yadırgıysanız töhmeledene gadar ikrama buğallardı. Zatin Yozgat’ı el içinde yücelten onların bu yüce davranışları.
Mustafa Kâanin avradı Guller, Paşanın Susam ve Kamilin Uşâanın Mahi; gapısındaki culuğu, boduyu, şibiyi gaç yımırtıya yatırırsa yatırsın, ziyan etmeden çıhatdırırdı. Hemide heç birini kediye, ite, Aloocana, Alıcıuşa neye gaptırmadan firesiz böyüdüllerdi.
Gara Avrat Habibe bibi gavurduğu gavurgayı etaene goyup çolâ-çocuğa dağadır sevindirirdi. Godanalinin Elmas’ın pendiri, yoğurdu, ekma-aşı petek gibiydi. Köyün tüm avratları çoh bodu, şibi, culuh yatırdığından yazı yaban tavıınan-cücüünen kahılıydı. Bodulu-culuhlu-şibili-tavıhlı gurkler gotünde cücükleriynen sürü sürü yaylıma çıhar, harmana-hasata, cece-malâamıya, tığya-höbea, garıh-gatâa, pahlıya-pancara ılgayıncı epeyde dırdıbıh çıhardı. Çalâatın ekine, saçına giriyo, yığını-dokküyü dağadıyo, hazına-hızmığa ılgıyo diyi ahşama gatlek bodu-şibi daşlayıp sığır-sıpa guvalar, saablarına yedi dede veryansın ederdi.
Zebiy Garı’nın havlı-hayat, gapı-pece, ahır-samanlıh tüm duvarlar siyeç diplerine gadar yapma olurdu. Yoldan, belden geçen sığırın sıpanın gurbesini ziyan etmez yapma yapardı. Hemi gapısının onü batmaz, hemide gışa tedarikli girerdi. Ozamanlar malın melalın altı er baharaca kurünüp bohlâa yığılır, gonuya-gonşuya İmece usulüyle gunnük edilir, ısıcahlar başladığında da gunnükcüler birikip birbirinin bohluu çiğnerdi. İnean-dananın-düvenin günlük gurbeleri yapma; gış boyu biriktirilen tezek, yere yapışıp sertleşenlerde gavladılıp kerme kesilirdi. Çalıh Fikriye’gilin malları çoh olduğundan bohluhları dağ gibiydi. Üsüyünün Oğlu çiğnenmeden sular, onünü bent yapıp keser, sızan şerbeti kureanen geri üstüne serper, çiğneme tavına gelinci dirgennen gasnahlara doldurur, gunnükcülerde gılavlıca çığner tezek yapardı. Çiğnenmiş gasnahları iki gişi dutuşup gecgereynen çeker, güne yamaç bi yere gurumuya sererlerdi. Bazı öjbe gızlar bohluh çığnerken gıvamlı yerlerden dirgenciye doldutdurur, topuğyunan oyuh açar, gasnaa omuzunun başınaca galdırıp ortalıca yere çaldınnıydı, güuum diyi patladıllardı.
Bizim köyden Battal’a hergiden Apılı, Nazir Hoca, Topal Ali, Gatil Memmed, Tek Daşşah, Kôr Salif, Ziyanın Hacı, Efe Memmed, Uzun Yusuf, Aloo, Uzun Hacının Haşim, Hacı Bâanin Uşaa, Cerek Hasanın Uşaa, İmamın Uşaa, Velinin Uşaa, Garanın Uşaa ve Hacı Kâanin Uşaanın hörmetli gapılarını hayranlıkla anlatırlardı. “Onnar gapısına varanı ekmeksiz-aşsız guvermez, misafir gapmanın uçun birbiriynen doğüşüller.” derlerdi. Bizim köylü Uluh Meyrem; “Memmed Kâa’nin geleni gideni yüzünden Çiçeaan Urhuya ahşama gadar misafir ekmaa hazırlıyo.” Diyodu.
Bizim köy Alcı; bölgede görgülü hanedanlığı ve cömert misafirperverliğiyle anılır. Ona rağmen Battal’ın görgüde, gorenekde bizden daha ileri olduğu tevazuyla anlatılırdı. Hatta bir gün Gambır Koprüde Kaşifin Hacı, Gotüböyüğün oğlana diyodu ki; “Diyelim ki Battal’da Yel Hasanın Uşâanın gapısına vardın. Seni ekmek yidirmeden goyuracahlar lemi.. Vay babam vay.. Dinime, imanıma bi ton zopa çekeller adama. Kim olursan ol, odasına vardınnıydı onnarın ekmaani yiyecean, hatırlı-hörmetli ağarlanacaan, hayır duasını alıp çekip gidecean yohsa kesler, eniler o adamı” diyodu.
Goddur Osmanın Şavgı’ynan, Oşuhcu Şekir Battal’da Godanalı’nın odasına misafir olmuşlar. Ekmek-aş bişerken Oşuhcu Şekir “YAli Emmi biz dohuh” dimiş. Godanali, “Söst Eşşek sıpası, şimdi Alcı’ya vardığınızda Ali Kâanin odıya varıp aç geldik diseniz benim ehdibarım n’olur, ev saabının işine garışmayın, gahar ikinizide eniler, bi ton zopa çekerim bah, edebi dayrenizde durun, yavan yaşıh ekmaanizi yiyin, garnınızı doyurun, depemide atdırmayın dalahladırım aminim.” Dimiş.
Hani millet bi yere giderken, yanına bi azzıh filan alır ya.. Azzıh ne dimâamiş la... Azzıh tarlıya tapana, bağya-bosdana giderken gonulur. Köyden köye giderken azzıh mı olur.. Bu gatlek hatır-gonül saabı varken dışarıdamı galacıııh sanki. Yatacah, galacah yer gaylesi de ne demamiş o gavırda, gudubetlerde olur. Hemide getdinniydi kim olursan ol, hapır döşşeklerde yatan, allı-gullü gabarıh minderlerde oturun, galın yorganda, işlengili yasdıhda uyurdun. Zabağnan gahıp döşşekler deşirilinci, bazlaman, çörean, çamanın, pendirin, çokeliğin, omacın, deri yoğurdun gayfeltide zibil olurdu. Mevsim yazısa sufra gelebiynen gôo suvan, madenis, gôo pahla gavuddurması, yımırtalı dönderme; gışısa soba yuha ekmâa gevredip guvermiş çokeliğnen dürüm, turpundan, kumpür gızaddırmasına, ağaz sütünden bekmezine, eşgiden, çalmıya, herleden, çullamıya, duğürcük aşından yımırtıya varıncıya gadar türlü tefirli gayfeltiler hazırlanırdı. Aaşam ekmâende tavığın, pilavın, bulamaşın, iç pahla, sütlü, haside, sini, pahlavu, bozaş, mıhla alayıcınıda yin, çeken giden. Vay yavrım vaayy...
O zamanlar misafir olmanın onurunu ağada yaşardı cinganda. Paşada yaşardı, deşiricide, valiside yaşardı çobanıda. Zatin adam ayırdetmeyi Cenabili Gurbannar Olduğum heç hoş görmez, verdiğini geri alır, horantıya gıtlıh getirir, naniye möhdaç eder gırıntıya bile umsunduruh edermiş.
Battal’da Alcı gibi köy gibi bir Selçuklu köyüyüdü. Düğünlerindeki folklorik renkler, etnografik aksesuarlar, geleneksel motifler, töresel lügat ve kültürel ritüellerin tamamı bizdekinin aynısıydı. O günkü düğünde adını bilemiyom ama avurdu geniş bi zurnacı bi Gelin Ağladan bide Baş Başlama havası çaldı, ağlamadıh, doluhmadıh avrat-uşah-herif galmadı. Peşinden Gırıh Sohulu Davulcu Memmed Bobbiliyi bide ağarlamayı vuruncu Kôr Üsüyünün Duvan, Tekmilenin Mevlüt, Deli Rafet, Nurettinin Ünal, Gula Halil, Gıllı Hasan, Efe Omar ve Müşgünün Ömer muazzam haley çekdiler. Helede Duvan’nan Mevlüt Gamalıya bi girişdiler milletin ağzı açıh galdı.
Düğün denilince aklıma Battal’la ilgili ölümsüz bir anım gelir. Zaharki 13-14 yaşlarındaydım. Gocekâanin Hasanın Cin Faruh bizden hemi böyük, hemide öjbe, hemide bek şergadandı. Dikelsek alayıcıımızıda düverdi. Koyün uşâa zopa yimeyim diyi ona oşuhculuh, hotacılıh, dazgirlik edellerdi amma ben hemen horuzlanır, bek süver, gırana çekilip habire daşlardım. Zatgin babamın gorhusundanda banada bek efelenemezdi. Birgün babasının tabahasından cuvara kaadi çalmış, o kaade guru eşek bohu üfeledi, yanımızda sarıp içdi. “Oğlüm, bunu bitek erkekler içer aminim.” Diyodu. Onun bu delaanlılıh çalımı bizimde ahlımıza dahılır, havaslıhlanırdıh. Helede gôt cebine yuvallah bi aynaynan gayferengi bi darah gomuş, ikidebiyol oluhda saçını ısladıp ısladıp, aynasına baharah darıyodu. “Her delağanlıda bunlar bulunmalı, ırasgelen bunu zatin daşıyamaz aminim, çol-cocuun işimi lâ bu” diyodu. Bıyığı olmamasına rağmen yanından, yahınından bi gız geçinci bıyıh gıvradıyo, hemen aynaynan daraanı çıhadıp paçasını gaşıyarah yan yan bahıp darıyodu. Onun bu gabadayılıh özentilerine ve ergen çalımlarına alayıcıımızda bek imreniyoh, bek havaslıhlanıyoduh.
O günlerde bize Battaldan bi Ohuntu geldi. O ara samannığın yuvallamaları belleyip, duvarıda gaaşadığından damın üsdünün açılıp-örtülmesi ilazımıdı. Babam adımız ohunmuşuken hemi duğüne gediyim, hemide Üsüyün Çavış’ı getirip, gıyıyı, gıranı onaddırıyım diyodu. Babam yanına dahılıp bende bende Battal’a geldim.
Babamgil Omar Çavışın Mahmıd’ın orda otururken ordahı adamlar bana “Delağanlı osandıysan get acik koyü dolaş” dediler. Birde dediler ki “Hacı İsmayil’in, Alloğlunun Kâyâsı Topuz’un, Çetenin Mısdafa’nın neyin yaman itleri var. Gerçi gonuyu-gonşuyu gapmasın diyi bağlıyolar amma, Allah etmesin zenciri neyi gırıp bi goyrulurlarsa adamı yiller, zağar buğar bibi buğar atarlar seni, onlerinden kimse alamaz, tortları bile 5’er kilo” dediler. Elime it-mit gapmasın diyi zorlu bıdahlı bi diynek aldım. Dolaşırken setenin ordaa sorudan heriflerin yanında acik sanıtdım.
Bende guverçin merakıda vardı. Acer Üsüyünün Burhan’ın tavatır guşları olduğunu duyuyodum. Helede İzmirden cins bi guş getirmiş, got üsdü devrilenece ötüyomuş diyolardı, görmek için can atıyodum. Acikde Kôr Üsüyünün İsmayil’in damın gotünde sorudanlarınan dineldim. Hal-hatır sorup hoş beş ettiler. Kimin oğlusun filan dediler. “Alcılı Nurettinin Ehsan Ağa’nın oğluyum” didim. “Hay Maşşallah bu oğlanda Abisi Bünyami gibi bek keleş delağanlı olmuş.” dediler. Goltuhlarım şişti sevindim. Bidene gıza gırışıyodum o aralar.
Millet orda gubuz atarken, Gır Osmanın Abdılla Yağarnını duvara vermiş, yeni örülü bimbiyaz çorapları pantulun üsdüne çekmiş, Canik marka soğukguyuyu suyunan ışılatmış, boz cekot, fişne çürüğü suveter ve onü yunnamış şapgasıynan kömürlü tren gibi duman çıhaddırarah Birinci içiyodu. Gozünü yumarah öyle bi çekiyodu ki, gonuşurken garnında ve buğazında galan cuvara dumannarı ritmik aralıklarla, sesin desibeliyle, nefesinin debisine göre orantılıca çıhıyo, aldığı o keyif direkt zeynime aksediyodu. Adamı adeta cuvarıya teşvik ediyodu. Bi imrendim. Zatin havaslıhlıydım. Ağa oğluyum, cebimde bi goşam param var. Ogün ilk defa biyaz mintanımın cebine gor, duğünlerde düzgünlerde gızlara gırışarah içerim diyi cuvara almıya garar verdim.
Biri kahat 5’lik, ötaaleri demir 12 liram varıdı. 3’ü birlik, 6’sı 50 guruşluh, 2’si 25 guruş, galanıysa 5 ve 10 guruşluhlardan gara paraydı. Kunde çıharır çıharır sayardım. Babam Kohne’nin Perşembe bazarında bızalacı bi inağnen, biri oğursek 2 düve satdı. Müşderiden parasını aldığında, “Gurban olduğum, aha şu tüfekli elliliklerden hariç, galanının alayıcığnıda sana vereceam” diyip bana verdiydi. O gün mal bazarında bana sucuhlu ekmaanen, tane helvası da aldıydı. Epeydendir para birikdiriyodum. “Gayli harcamanın vahdı geldi” didim. Yinmiyen parayı noreceam la..
Çavışın tükene girdim. Tam bir delağanlı edasıyla; “Ordan bi pakit Birinci, bidene kirpit, acikde püsgut, lohum, sormuh şekeri ver” didim. Çavış Kâa “Cuvarayı senmi içeceğan Babayiğit” dedi. “Taabi ben içececeam, içebildiğimi içeceam, içemediğmide babama devredeceam” didim. “Halel ossun lan deloğlan” dedi. “Sen ağer şindiden cuvarıya başla, Kel Arabıda geçen, Sulaacı’yıda.. Tam bi keş olun.” didi. Gururlandım. “Bi de aynaynan darah alacaam aminim, İrfan’ın tukende de, Cerek Hasanın Mısdafa’nın tukende de yoğmuş, sende bulunurmu.” Dedim. “Yoh babayığit, olsa itin olur” dedi. Mantar dabancamda vardı, duğünnerde sıharım diyi bi gutuda mantar aldım.
Cuvara gonusunda herkesi geçip, gendimi eyice gelişdirmiye gılavlıydım. Bizim köyde Oşuhcunun Uşahlar, Hotacı’nın Pij ve Godeaan Gotlekler bek cuvara içerdi. Battal’dada Kel Arabınan Suluaacı bek tavatır içermiş. Hele Kel Arap zabaanan gahıgahmaz cuvarayı çayınan aç garnına içiyomuş. Odasındaki tahıya, torbaynan tütün, gelebiynen tabaha kaatleri, gotü pambu-ıhlı cuvaralar, pakit pakit Bafra, Birinci, Harman, Yenice, eflatun gutulu 10 gr’lıh çaylar, biyaz gutusuynan filiz çay, sarı kemerli gadeler, gaya şekeri, gubür şeker yosuluymuş. Onun dolapda bi gaanı öteberi kahılıymış derlerdi. Sulaacı’nın dolapdada sarıüzüm, leplebi, sormuh şekeri, püsguüt, lohum gibi nevale zibil diyolardı. Sulaacı çoh duygusal biri olduğundan mı neyise, acıhlı bi hekaye duyu duymaz hemen ağlar, mahanasıynan peş peşe cuvara yaharmış.
Neyse,.. Çıhdım. Cuvaramdan bidene yahdım. İlk çekişte gozlerim yaşardı, yarım saat öksürdüm ama epey içtim. Koye geldiğimde aynı feşli tavıh gibiydim. Babam orda cuvaranın kohusunu almış, annamış amma seslenmemiş. Eve gelip çatalgapıdan içeri giri girmez anama göz belerddi, anam ışmarı alıncı gaçmasın diyi çatalgapıyı ardından zerzeledi. Çenedimden bi dutdular, ganedimi ellerine geçirip Hayat’ın altında gısdırdılar ver ha ver, çal ha çal..
“Gel la bahıyım şafaanı bilmem ne etdiğimin şikirsizi, bızaa yalamış gibi yampiri gafanı kunde ıslayıp ıslayıp darıyon, horuzlu ayna, şimşir darah, belinde mantar dabancası heçbirine seslenmedik, bide yamacımıza geçip cuvaramı içiyon, ellemedikçe sen eyice gudurdun ellaham” diyerek ikisi birden tumdular. Anam boynunda bi Iğ ip ağariyodu, o Iğ’yinen, babam gıranda geçgeriye dayalı sıyırgıyınan verha ver, çal ha çal meletdiler beni. Bi ton zopa çektiler. “Bırah avrat bu kafir tolasını aldı, ebedibillah bidaha içemez, aminim, hadi bi sıhıysa içsin” diyodu.
Battal köyü denince bu hatıra hafızamda hep canlı durur. Yalnız o güne ait bir duygusal detayı hatırladıkçada çok daha efkarlanırım. O gün Babam yağarnıma, eyâalerime vururken, canı bek yanmasın diyi sıyırgıyı hızınan galdırıp, yavaşça sırtıma indiriyodu. Sanki “Gurbanım lan sana” deyip, bağrına basıp gucahlıyomuş, saçlarımı öpüyomuş gibiydi. Canım anam ise hemi babamı frenliyo, hemide yavaşça Iğyinen inciklerime vururken, gurban olduğumun güzel yüzü üstümden kötülükleri kovmak için çırpınan bir meleğin simasını andırıyodu. Şimdi birini cuvara içerken görüyüm, babasıynan anası gelecek, Onu şefkatle düvecaamiş gibi bir duyguyla bekliyom. Her sigara sahnesinde anamgili öledikçe özlüyom ki, tâa iliklerime kadar.. Ula bişekil oldum.. Doluhdum yav..
Battallıların malı-davarı, iti, atı, eşşaa, tazısı bek zorlu olurdu. Noolacah arazi geniş, saman-saçgı, yonca-kes bol. Mal-melal tâabi guvvetli olacah. Bizim oralarda öküzle at goşulurken Battal’da camız bile goşuyolardı. Helede Turud’un camızlar fil gibiydi. Yük değal sanki minder gotürüyo gibi irahatıdılar. Huf bile dimiyolardı ya la.. Bizim köyde duyduydum, Kôr Kâyâ’nın camızınan Turud’un camız Hücüğün ardındahı Paşaköy yolunda birbirine bi tummuş, zabaha gatlek vuruşmuşlar. Paşanın Susam’ın ahlı çıhmış ki birbirinin garnını deşecek, harman hasat, ekin saçın ortalıhda galacah diyi. Camız vuruşması bek kotü olur. Moturun vagınatından bile böyük gağnı, çeten, sal çekermiş o camızlar.
Gağnıların, at arabalarının salını genelde Turud gurar, Nurettinin Oğlu Gıllı Hasan’da muazzam yaba, anadut, sıyırgı, tapan, geçgere, dirgen, dırmıh filan yapardı. Herkes sal gurar amma Turud’un üstüne sal guranı bilmiyom. Cıbır Mamıh ıhdısatlıydı. 7-8 dene yabası, anadutu olur, muazemeleri apecer dururdu. Millet harmanı galdırı galdırmaz el borçlarımı zapdedemiyom diyi ekinini tüccara gapdırırken, o helgirde guyulayıp, tiii gışa gadar bekledir daha bahalıya satardı.
Ede’nin oküzlerde camız gibiymiş. Gağnısının gıcılaması Sarınınören’i aşar, tâa Gelingüllü’den, Dedik’ten duyulurmuş. Ali Kâa’nin gağnıda bek gıcılarmış ya Ede’ninki gadar nerde… En bahımlı gağnı Topal Mısdafa’nınmış. Boyunduruğundan dut, zelvesinece, zabınnasından bohlasınaca, kopünden gövleinece, boyunduruğundan mesesinece gıpgıcırımış.
Onnarı nidiyon, Vita yağ gutusundan bi bohlâsı varımış galeyli gap gibiymiş. Sefettin’in, Babacağzım’ın ve İsmayil Ağa’nın oküzlerinede bahmıya gıyamazmışsın. Goren Maşşallah demeden geçmezmiş.
Battalın adamı acikde doğüşgenidi. Mesela Kôr Osman sözünü esirgemez, pat diye gonuşur, Kürt Hasanın Edesi Gurey Üsüyün, Apılı ve Sülüyman Kâa yamacında paşa bile öjbelense duşgasına sumsayı bekidirdi.
Yörüyüşüne en imrendiren adam ise Galah Üsüyün’dü. Avradı Biyaz, Kel Ahmed’in damın gotüne acik garıh, gatıh ekmiş. Onnarıda sulayıncı bizim duvarı gaaşadacah diyi Gara Elmas sohranmış. Gulaana gidinci biara epiy doğüşdüler. Gara Elmas Gelingüllülü, Biyaz ise Tekkeliydi. Ne yalan söyleyim, Beyaz hala Elmas neneden daha garaydı. Birgünde Kurdün Hacca’ynan Kôr Alinin Zahire döğüşdüydü niye doğüşdülerse?.
Doğüş diyinci Gabah Müdür caminin ordaa evlerinin önüne buğday guyuluyomuş. Kel Arabı görmemiş mi ne, gavurun iti diyi Arabın ite soöyüncü Arap gulaşmış, zabahaca döğüşmüşler. Sefetdin’de dölek durmaz hemen doğüşürdü. Hemide doğüş ehdimaline tedarik için habire kureanen gezerdi. Kôr Hakkı, Culfaoğlu, Onbaşının Oğlu, Kel Hacı ve Cerek Hasanın Mısdafa’nın Kâyâlıhları dönemlerinde hepsininde bu köye çoh emea geçdi. Camide yıllarca imamlıh yapan Şıh Dede’nin Kur’an belletmediği kimse galmadı. Ayaggabıcı Alosman ise Allah var köy adına heçbi yardımdan gaçmazdı.
Komik bir olayın burda daha bi gülünç, daha farklı bir mizansende resmedildiğini söylemiştim. Bir gün Kel Dursun, Kürt Hasan, Mamoon Gadir, Çap Hasan, Hacı Bâanin torunu Kedi Kemal filan Kel Ahmet’in meslerini anlatıyodu. Ahmet Dayı meslerim hep gıcır dursun diyi sürekli yanıh yağ ve sanayağyınan yağlarmış. Yanıh yağyınan yağladığı bir gün mesleri gurumadan camiye girmiş, halıların her yerine izi çıhmış. Hatta, Sanayağyınan yağladığı birgünde döşşea mesiynen yatmış, örtü, döşşek, melefeler alayı zifir olmuş diyolar gulüşüyolardı.
Battallılar çarşı-bazar gayitleri ve resmi işlerini Yozgat’ta görürler, orıyada Keller’in otobüsleriynen gidellerdi. Keller’de Hacı Emmi’nin ve Ülfü’nün tahaları vardı. Kimin ısmarıcı olsa yoh demek ayıbıdı. Çocuğu-yaşlısı hemi yardımsever hemide paylaşımcıydı. Böyük tüp denişdirme, öte-bete alma zahmet değil, zaruri bir gonşuluh göreviydi. Birgün Yozgat garajlarının yanında Alcı’ya gitmek için Dediğin münübüsünü bekliyoduh. Karga, Tekke, Keller, Yudan, Gelingüllü hepsinin vesayitleri yanyanaydı. Millet aldığı öteberileriyle köylerinin vesayitinin gahmasını beklerken, Battal’lı Cin Üsüyün Emmiynen avradı Kezzik Hala da vesayit bekliyodu. Çarşı çörea, domatis, hıyar, biber, gırmızı erik filan bi gağnı öteberi almışlar…. Kezzik Garı ekmaen ucundan acik böldü. Yirken, Gargalı bi çocuğada verdi. Ordaki yaşlı adamlara, çocuhlara, acik ona, acik buna derken vallahi tüm ekmaa, domatisleri, hıyarları, biberleri millete dağattı. Yav diyom ya bu koyde ekmeğini bölüşen, ikramı emsalsiz, varını esirgemeyen alicenap-eli cömert, okyanus gönüllü değerler var diye.. “Yavrım koye aldığını getmeden dağıdıp, bitirdin” dedilerde, Kezzik Garı, “Amaa o neşaal laf yavrım, yinmiyen öteberiyi biz noreciik, gurbannar olduuum onun bereketini misliynen verir” diyodu.
Her köyde bağ-bostan talanı, gaysi-erik hırsızlığı, hıyar-kelek yolma, bodu-culuh dutma, meyva-zebze çalma gençlerde yaygınken, Battal’da bu durumlar seyrekti. Bıcahlara ve koyün onüne Üsüyün Çavışgilinen Garanın Uşâa muazzam gaba bosdan dökerdi. Helede baş cızılarına yahın mis kohulu dulekler olurduki hemi guvvatlı hemide bal gibiydi. İçi sarı, çiğitleri gara bosdanları dizimizde gırıp gemirmiye doyamazdıh. Gara Alinin Topal Nazmiye Bibiynen, Sülümanın avradı Esme Nene Bıcahlara bi bosdan ekerdi, iplihli pahlalar, kelle suvanlar, gafa gibi gırmızılar, zehir gibi biberler, ağ pahlalar, keli pancarları, pürçüklüler, madenisler, misirler bişekilidi. Gıranlara gabah, ortalara hıyar, kelek, peykelere şemşamer, en ortıyada çam ağacı gibi bidene kendir ekerlerdi ki burcu burcuyudu ortalıh. Özün evindeki gozer gibi şemşamerler uğullenirdi ki, ordan geçerken içimiz giderdi. Kellerini guş ditmesin diyi bürüğnen, tehlizinen sararlar, yanına-yahınına gorhuluh çaharlardı. Ben bi bosdannığa tumuncu ipdi şemşamere, soona hıyara, kelaa, bosdana ılgardım. Ozamanlar gıyı-gıran bereket gaynardı. Çaman, turp, misir, yerelması zibildi.
Koye ilk nohudu Muhzunün Veli ekdi. Bu neyimiş dimiye galmadan koyün uşaa tüm yoldu. Gula Halilin İsmailin İrfannan avradı Topuzun Gızı’da tavatır öteberi ekerdi. Bahçenin duvarlarına bol çitilgili siyeçde vururlardı amma, koyün uşâa siyeçleri yıhıp gine yolardı. Diyelim ki bi bosdana gece tumdun. Hıyarı, kelaa goremiyon. N’orecean o zaman yatıp yuvallanacaan ve sırtına daeyenleri yolup goynuna dolduracaan. Topuzun Gızı diyodu ki, “Anam koyün sıpalarından bize bidene bile şemşamer galmadı. Ya guş didiyo, yada bi şergadan sıpa işlenmeden kelleyi goparıp üfeliyo. Donuz pijler gaçdene gabaa, şemşameri saplarınaca yolup, aralarına diynanen dahıp gözümüzün önünde gabah gağnısı sürüyolar. Saap bile çıhamıyoh bosdanımıza” Diyo, herzabah gahıp bahçesini talan gorüncü aaşamaca nırgına, yedi dedesine veryansın ediyodu.
Veriminden ve görselliğinden çoh bahsetsekte, Battal’da bağ bosdan gelen geçen yoluyo diyi ritmik olarfak hersene daha az ekiliyodu. Irıfgının Bağnın üzümü Şarmatlının üzümü gibi datlı ve şireliydi. Bağın içinde gaysilerde vardı. Anam gurbanım orayı ne yolması olurdu la.. Helede zabağan korü güze yahın aylarda çığ düşmüş buz gibi o gırmızımsı üzümü soğuh soğuh yimesi unudulurmu lâ.. Koyün uşâa gaysileri diynanen daşladıhlarından mı ne, dalların çoğu gırıh gırpığdı. Ekin bekçileri Gara Tuna’ynan Hacı Osman “Biz bosdanlıhlardan mesul değalik aminim, Nideceğam emşerim, beni heç elahadar etmez, gaysinin, eriğin uçun milletin sıpasıynan niye dooşüyüm” derlerdi.
Sığırı Dodanın Kamil güderdi. Üçgülününen, yavrazıynan iyide yayıyodu ki, aaşam malların garınnarı çeten gibi gelir, bi helke süt sağalırdı mübareklerden. Ganah balıh kahılıydı. Deli Duvan, Müşgünün Ömer ve Boz Bahri’nin Ertuğrul alt başdan girer, daşları, kokleri gurdalıyarah bendin oralarda ve Garabıyığın Koprüde bi balıh dutardıki nerdeyse Ganaa gurudullardı. Bi habenin iki gözü balıh getirir, yada soğüt çıbıhlarına düzüp öyle gotürürlerdi. Guru çitilgi yada bağ çıbığyınan kozledinniydi o balığa kim doyar la.. Yırtıh, pırtıh pantul giyip, ayahlar birleştirilerek araya hapsedilen balıhları elleriyle paçıya doğru çekerek gısdırıp dutması unutulurmu.
Yozgat’ın neresine giderseniz gidin, hanesi açık, sofrası cömert, yüreği merhamet dolu yüce gönüllü insanlar denilince her yerde Deveci Gadir’in, Kôr Ali’nin, Kôr Alay’ın, Şıhılı, Gaz Memmed, Deli Muharem, Deli Medet, Kôr İzet, Hacı Osman, Kôr Kâyanın yiğenleri, Fazlının Hakkının Gozel, Cin Üsüyün, Ali Kâanin Çavış, İreşit, Aşırın Osman ve Deli Selahatdin’in adlarını duyarsınız. Yiğit omurgaları ve hanedanlıklarıyla hepimizin adını yücelten bu değerlerin çoğu yalan dünyadan uzaklaşsalarda hatıralarıyla her gönülde yaşıyorlar.
Bu köyün okumuşu, ümmisi, zengini-fakiri, kadını erkeği mülkiyet haklarına saygılı, büyük-küçük hiyeraşisine amade, Cumhuriyet ilkelerine sadık, yüzleri batıya dönük vizyoner ruhlara sahipler. Azabından ağasına, çobanından çelteğine, mualliminden memuruna, hanımından herifine milliyet ve maneviyatına bağlı, Türklük duyguları eşsiz, ülküsüne, ülkesine, ilkesine fedakar, kültürüyle, kökleriyle gururlanan, erdemli medeniyetine ivme kazandırma niyetinde ufku yüce kıymetlerdir Battallılar.
En imrenilen vasıfları ise eskiden beri o kıvrak zekalarıyla çok deha analiz, çok analitik sentez yapmalarıdır. Örneğin radyo-televiyon-gazete veya kitle iletişim araçlarından duydukları bir haberi, yurtta ve dünyada yaşanan siyasi gelişmeleri ya da herhangi bir küresel kaosu o kadar nitelikli, o kadar analitik yordarlar ki, haklı haksız tespitindeki isabetleri, çözüm odaklı fikir beyanları çok akil olur, hemde pratik önerileri, bilgiyle süslü tanım, tarif, tasvir, tenkit ve tespitleri temsile yetkin birer diplomat ayarındadır.
Her konuda birer stratejist, birer teknokrat, hepsi birer kurmay statüsünde. Bu köyün selamı gönülden, ikramı yürekten, irfanı atadan, ikramıysa asaletlerinden gelir. Helal nimetleri, güvenilir karakterleri, fazilet ve sadakatle süslü dimağ dostluklarıyla beşeri karizmanın skalası ile kalite ve trendini sürekli yükselten bir istatistiğe sahipler.
Battal’ın yine birbirinden renkli simaları var ama Teknokrat Mühendis Fadime SOLMAZ, Ozanların Kralı Kadir TUNCER, Hocaların Hocası Mete KAPUSUZOĞLU, Efsane Öğretmenler Nuriye ER, İhsan KAPUSUZ, Ertuğrul KAPUSUZOĞLU, Hattat Yasin Ali ER, Mustafa KORKMAZYİĞİT, Zakir ER, Harun Reşit ŞAHİNER, Osman KAYHAN, Yozgatlılar Federasyonu Kurucuları Burhanettin ŞAHİN, Feyyaz SOLMAZ, Hasan ÇAKMAK, Kebapçıların Kralı Yozgat 66 Cahit SEÇKİN, Pastacıların İmparatoru Seval Pastanesi Ayhan-Aydın ÇETİN Kardeşler, Bilimsel İnşaat Tekniklerinde Sektör Öncüsü Hasan Hüseyin TUNCER, Hakim Süleyman KAPUSUZ, Tekkeli Ahmetin Ömer’in Celal ÇETİN, Mimar Ünsal ALLIOĞLU, Av.Celal KAPUSUZOĞLU, sendikacı Bahri KAPUSUZOĞLU, kuaför Hüseyin DEMİRTAŞ ve Mali Müşavir Erhan ŞAHİNER gibi alanında duayen güzel insanların adlarını güzel yerlerde duyuyor gururlanıyoruz.
Battal’a yolu düşen herkes yine hatıra-hörmete boğulur. Bu köye iz bırakan tüm sülaleler izzetli, ikramlı erdemleriyle Battal adını tarihten beri heryerde yüceltmişler. Eğitim, bürokrasi, sanat, spor, sağlık, siyaset, yargı, basın, iş dünyası ve akademik camiada da seçkin değerleri olan bu köyün tarifsiz asaleti ve eşsiz vizyonunu anlatırken herkes gibi bende ifade güçlüğü çekiyorum.
Maalesef o goca Battal’da artık in cin top oynuyo. Düğün evi gibi bildiğim bu zümrüt köyde şimdi kimseler yoh ya yav. Sadece Üsüyün Çavışın Satılmış, Turudun Tayır, Muhtar Latifin Hasan, Garalinin Hacı ve Sabrinin Memmed’i görebildik. Daha da varısa ben bilmiyom. Ankara’dan gelen 15 kişilik misafir gurubuyla Ozanların Kralı Kadir TUNCER’in asalet dolu cömert hanesine misafir olduk. Fadime Yengem bize 2 tane bodu kestirip bişirdi. Cacıh dahil 10 çeşit yemek hazırlamış. Zabaha çörek etmiş, Çaman garmış, yımırtalı omaç yapmış, gôo pahla börtlemiş, mıhla bişirmiş. Ben, oğlum Özgün Orhun ÇAKIR ve tüm misafirler sobada yuha ekmek gevredip guvermiş çokeliğinen, çalhamaynan bi tumduh amma. Ozan Kadir ve Fadime Yengemin bereketli ellerinden, Ankara’dada ekmeğini yemeyen, hatırını hörmetini görmeyen kimse kalmamıştır.
Görkemli Kayasının üzerinde dalgalanan nazlı bayrak, hatıraları yüreklere kazınmış asaletli haneleri, her gönülde iz bırakan hanedan değerleri ve namı yüce emsalsiz misafirperverliğiyle ünlü Battal’ın ebediyete intikal etmiş tüm kıymetlerine Allah’tan rahmet, yaşayan birbirinden seçkin şahsiyetlerine sağlık, mutluluk ve uzun ömürler diliyorum.
Yaşattığınız onurlu asaletler, insanlık tarihine sunmuş olduğunuz sayısız erdem unutulacak mı sanıyorsunuz. Şahikadan uygulayıp, çevrenize öğrettiğiniz adamlık, hatınlık, saygı, görgü, yurtseverlik, milli duygu ve fazilet kavramları asil yüreklerinizde efsaneleşirken, cennet Anadolu’ya gerçek medeniyeti sizin getirdiğinizi artık herkes biliyor.
Tarihin en hümanist, en cömert medeniyeti, doğa ve insanlık adına sergilediğiniz veefa, tüm güzel gönüllere birleşme noktası olan hatır ve hörmetinizle Dünya durdukça var olacak, her zaman baştacımız, her zaman yüreğimizde kalacaksınız.
Varolun aziz ve asil soylu Battallılar..