Bir mum ışığında aile olmak

Abone Ol

Bazen bir şehir bir fikir üretir, o fikir başka şehirlere umut olur. Ankara’nın Sincan ilçesinde başlatılan bir uygulama tam da böyle bir çağrı niteliğinde.
Sincan Kaymakamlığı ile İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü el ele vermiş, adına da “Sosyal Elçi Hareketi” demişler. Başlık sade ama niyet derin: “Işığı kapat, sohbet et.” Saat 21.30’da, sadece 15 dakika… Evin ışıkları sönüyor, telefonlar bir kenara bırakılıyor ve aile içinde “Nezaket Sohbetleri – Aile Saadeti Saati” başlıyor.
Aslında çok değil, daha on yıl öncesine kadar hayatımızın ta kendisiydi bu. Elektrikler kesildiğinde sevinen bir kuşaktık biz. Mum yakılır, çay demlenir, büyükler hatıralarını anlatırdı. O karanlık sandığımız anların içinde en aydınlık sohbetler yapılırdı. Şimdi ise ışıklar hiç sönmüyor ama evlerin içindeki muhabbet kararıyor.
Sincan Kaymakamı Sayın Levent Kılıç’ın bu çalışmaya öncülük etmesi ayrıca manidar. Yozgat’ın Sorgun ilçesinde görev yapmış, Anadolu insanının ruhunu tanımış bir isim. Hala Ankara’da Yozgatlılarla iç içe, memleket sevdasını diri tutan bir devlet adamı. Anadolu’yu bilen, Anadolu insanının neyi özlediğini de bilir. O özlem; pahalı sofralar değil, kalabalık salonlar değil… Samimi bir “Nasılsın?” sorusudur. Bir çocuğun gözlerinin içine bakarak dinlenmesidir. Bir annenin gün içinde biriktirdiği cümleleri rahatça kurabilmesidir.
Afişte yazıyor: 8 Mart Pazar günü saat 21.30’da ışıklar kapanacak. Sincan’da aileler 15 dakikalığına teknolojiden uzak duracak. Bu bir yasak değil, bir davet. Bir mecburiyet değil, bir hatırlatma. “Aile Saadeti Saati” diyerek, kaybettiğimiz bir değeri yeniden adlandırmışlar.
Düşünüyorum da… Biz Yozgat’ta neden yapmayalım? Çayıralan’da, Yerköy’de, Çekerek’te, Akdağmadeni’nde… Hatta Viyana’daki bir Yozgatlı evinde… Ayda bir akşam, haftada bir gece… Işıkları söndürsek. Televizyonu kapatsak. Telefonları masanın ortasına koyup kimse eline almasa. Sadece birbirimize baksak.
Çocuklarımız bizi en son ne zaman dikkatle dinledi? Ya da biz onları?
Bugün teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkaramayız. Çıkarmamalıyız da. Ama onun esiri olmamak bizim elimizde. Evimizin içindeki bağ zayıflarsa, dışarıdaki hiçbir başarı o boşluğu dolduramaz. Sınav kazanan ama ailesiyle konuşamayan bir çocuğun iç dünyası ne kadar aydınlık olabilir?
Belki de mesele tam burada.
Hayatımızın ışıkları sönmeden, evimizin ışıklarını zaman zaman söndürmek… Geleceğe daha güneşli günler bırakmak için küçük bir adım. 15 dakika… Bir çayın demlenme süresi kadar. Ama o 15 dakika bir çocuğun hafızasında yıllarca kalabilir.
Anadolu’nun mayasında sohbet vardır. Muhabbet vardır. Nezaket vardır. Sincan’da atılan bu adım, belki de bize kendimizi hatırlatıyor.
Işıklar sönsün ki yüzler aydınlansın.
Ekranlar kapansın ki kalpler açılsın.
Ve belki de o 15 dakikada, kaybettiğimizi sandığımız aile saadetini yeniden bulalım.
Ne derseniz hiçbir zaman batmayan güneş için evin ışıklarını bir müddet söndürsek mi?