Eleştirmeyi çok seven, eleştiriye gelmeyen bir toplum yapımız var. Ben seni eleştirebilirim ama sen beni eleştiremezsin. Çünkü benim yaptığım doğru, senin yaptığın yanlış diye düşünüyoruz.
Eleştiri: Arapça bir kelime olup “dikte etme, yazı yazdırma” sözcüğünden alıntıdır. Aslında dikte etme ve yazı yazdırma güzel anlama gelse de galiba biz bunu yanlış yapıyoruz gibi.
Önceleri kurumlara dilekçe yazdırmak için yazıhanelerin (İstidacıların) olduğu bir toplumdan, e-posta yoluyla işlerini çözen bir toplum haline geldik.
Teknolojinin ilerlemesine bağlı olarak eleştirmemizde doğal olarak arttı ve daha kolaylaştı.
Şöyle ki;
Eleştiriyoruz, kırıyoruz, döküyoruz üzüyoruz ve maalesef farkına varmıyoruz. Özellikle günümüzde fazlaca kullandığımız sosyal medya ile bunu yapıyoruz.
Genelde eleştirilerimiz kırıcı oluyor, oysa yapıcı eleştiriler her zaman bizi ileriye götürür.
Kırıcı eleştiriler ne bize nede eleştirdiğimiz kişi ve kuruma fayda sağlamaz.
Kişiler ve kurumlar bizlerin daha kolay ve daha güzel yaşaması için farklı aksiyonlar alabilir. Mutlaka bu aksiyonlar toplumun bir kesiminin hoşuna gitmeye bilir. Hoşumuza gitmeyen bir uygulama karşısında farklı fikrimiz var ise onu sunmalıyız. Belki bizim düşündüğümüzü uygulamayı tasarlayanlar görmemiş olabilir. Tabi ki kırıcı bir şekilde değil, yapıcı bir şekilde sunmak hem bizim için hem de uygulamayı yapanlar için iyi olacaktır.
Düşünün yeni bir uygulama başlıyor ve bunda sizin farklı bir fikriniz mevcut bundan duyulacak haz ve mutluluğun değeri ölçülebilir mi?
Eleştirmekle ilgili fotoğraf hocamın anlattığı çok hoş bir örnek aklıma geldi.
Ülkenin birinde, bir ressam genç ressamları yetiştiriyormuş. Bir gün, en iyi öğrencisinden şu ana kadar yaptığı en güzel tabloyu yapmasını istemiş. Bu son sınav olacakmış ve bu sınavı geçerse artık mezun olabilecekmiş genç ressam. Elinden gelenin en iyisini yapmış ve hocasına götürmüş. Hocası ondan resmini şehrin meydanına asmasını ve altına “Hata gördüğünüz yerlere bir x koyunuz” yazan bir tabela ile fırça bırakmasını tembih etmiş. Genç ressamda bunu aynen yapmış. Bir hafta sonra, resmi bıraktığı yerden almaya gittiğinde resmin tamamen çarpılarla dolduğunu görmüş ve çok üzülmüş. Hocasına, utanarak resmi götürmüş. Hocası ondan bir resim daha yapmasını istemiş.. Genç ressam yine günlerce uğraşmış ve bir resim daha yapmış. Hocası yine resmi şehrin meydanına asmasını istemiş. Ama bu kez altına başka bir not koydurmuş. “Hata gördüğünüz yerleri düzeltiniz” yazıyormuş yeni notta. Altına da yine boya ve fırçaları bırakmış. Bir hafta sonra, genç ressam resmini almaya gittiğinde resminin olduğu gibi durduğunu görmüş.
Buradan da anlıyoruz ki yapmak zor, bozmak kolay. Biz bunları yıkmamak için kırıcı eleştiri yapmayalım.
Yeni yılda az eleştirmek ve eleştirilmek temennisiyle.