Jeffrey Epstein adı artık bir şahsı değil, bir sistemi anlatıyor. Bu isim; küresel iktidarın cilalı vitrinlerinin arkasında biriken çürümüşlüğün, halı altına süpürülen suçların ve parayla satın alınan suskunluğun sembolüne dönüşmüş durumda. Bugün Epstein’i konuşmak, bir adamı değil; modern dünyanın ikiyüzlü düzenini teşhir etmektir.
Bu dosya, “sapık bir milyarder” masalıyla geçiştirilemeyecek kadar ağırdır. Çünkü mesele bireysel bir suç değil, kurumsallaşmış bir dokunulmazlıktır. Epstein yalnız değildi; hiçbir zaman da olmadı. O, gücün karanlıkta tuttuğu bir aracıydı. Asıl mesele, onu yıllarca koruyan, kollayan ve zamanı geldiğinde gözden çıkaran mekanizmadır.
Epstein’in meşhur adası, modern çağın yasadışı sarayıydı. Demokratik söylemlerle yönetildiğini iddia eden devletlerin seçkinleri, o adaya ayak bastığında hukuk pasaport kontrolünde kalıyordu. Orada ne anayasa vardı ne de insan hakları bildirgesi. Sadece güç vardı, para vardı ve sessizlik yemini vardı. O kumlar, yalnızca ayak izlerini değil, küresel bir suç ortaklığını da taşıdı.
Bu yüzden Epstein’in ölümü sıradan bir “intihar” olarak kabul edilemez. Güvenlik kameralarının aynı anda körleştiği, gardiyanların aynı anda uyuduğu, denetim mekanizmalarının aynı anda çöktüğü bir evrende tesadüf kelimesi masumiyetini yitirir. Bu, organize bir karartmadır. Devletlerin ve elitlerin en iyi bildiği şey budur: Sessizlik üretmek.
Asıl skandal, ölümden sonra başladı. Çünkü Epstein öldü ama dosya yaşatılmadı. İsimler açıklanmadı, ilişkiler deşifre edilmedi, siyasi ve ekonomik bağlantılar sorgulanmadı. Hukuk, güçlülerin dosyasında yavaşladı; mağdurların kapısını ise hiç çalmadı. Böylece adalet, bir kez daha güçlülerin lehine yeniden yazıldı.
Bu dosya aynı zamanda küresel ahlakın iflas belgesidir. Yıllardır dünyaya “özgürlük”, “demokrasi” ve “insan hakları” dersi veren ABD’nin, kendi elitleri söz konusu olduğunda nasıl suskunlaştığını gözler önüne sermiştir. Mikrofon başında erdem nutukları atanların, perde arkasında çocuk istismarını görmezden gelmesi, bu düzenin ahlaki çöküşünün en net göstergesidir.
Epstein rezilliği bize şunu açıkça söylüyor: Güç denetlenmezse, suç aristokratlaşır. Yoksulun suçu manşet olurken, zenginin suçu arşive kaldırılır. Mazlumun feryadı gürültü sayılırken, iktidarın suskunluğu “devlet aklı” diye pazarlanır. Bu, adaletin değil, gücün hukuk olduğu bir düzendir. Toplumlar bu yüzden unutmaz. Üzeri örtülen her dosya, bir gün daha büyük bir çatlakla geri döner. Epstein meselesi de bastırılmış bir vicdan çığlığıdır. Bugün hâlâ konuşulmasının nedeni magazin merakı değil; kapanmamış bir hesap duygusudur.
Bu dosya kapanmadı. Çünkü gerçekler açıklanmadı. Çünkü suç ortakları korunuyor. Çünkü çocukların onuru değil, küresel elitin itibarı tercih edildi. Ve bu tercih, modern dünyanın alnına sürülmüş kara bir lekedir.
Epstein bir istisna değildi. O, sistemin aynasıydı. Aynaya bakmaya cesareti olmayanlar ise gerçeği görmek yerine camı kırmayı seçti. Ama kırılan camlar gerçeği yok etmez; yalnızca daha keskin hâle getirir