Gönül semâmızdan bir yıldız daha kaydı Dr. Ahmet Tevfik Ozan Hakk’a yürüdü - 2

Abone Ol

Dr. Ahmet Tevfik Ozan, 1953 Elazığ / Harput doğumlu olup; ilk, orta ve lise öğrenimini memleketinde tamamlamış ve 1971 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanmıştır. Bizim neslin çok iyi bildiği gibi 70’li yıllar; Türkiye’de zemheriden başka bir mevsimin yaşanmadığı, Rusya’nın aziz Türkiye’mizi Sovyetlerin bir uydusu hâline getirebilmek için çok sinsi plânlar ve tehlikeli oyunlar tezgâhladığı yıllardı… 70’li yıllar Türk milletinin ateşle imtihan edildiği, anarşinin ve ölümün kol gezdiği, ülkemizin bir komünist ihtilâlin kucağına doğru sürüklendiği, zaaf içindeki devletin olanları sâdece seyredip hiçbir şey yap/a/madığı kan ve barut kokulu yıllardı… 12 Eylül öncesindeki yıllar; fakülte ve yüksekokulların özerkliğinden istifâde eden ve dış güçler tarafından desteklenen komünist teröristlerin üniversiteleri bir anarşi üssü yapmak ve birer “kurtarılmış bölge” hâline getirmek için ideolojik amaçlı işgallerin, boykotların sahnelendiği ve “Devrim kanla yazılır” çığlıklarının zirvelere çıktığı yıllardı. Namluların kan kustuğu “siyah beyaz bir cinayet filmi” olan 70’li yılları şâir, şimdiki genç nesillere;

“Tepelerden kanlı aylar doğardı,
Dev ömürler bir namluya sığardı,
Saçlarımız bir gecede ağardı,
Sizler o günleri bilemezsiniz…

Gökler yağlı duman gibi pusardı,
Dağlar hançerlenmiş gibi susardı,
Yedi yönde yedi boran eserdi,
Sizler o günleri bilemezsiniz…”

dizeleriyle anlatıyordu. Devletin acziyet içinde olduğu ve ülkemizin ateş çemberinden geçtiği 1970’li yıllar; millî ve mânevî değerlerine bağlı fakir Anadolu çocuklarının; üniversite tahsili yapmak için büyük şehirlere geldiği, hem öğrenimlerine devam etmek, hem de vatan ve bayrak düşmanı şer odakları karşısında yer almak için, Ahmet Yesevî(k.s.)’nin nefesiyle tüttürülen “Ocak”larda buluştuğu, îman dâvâsı ve vatan müdafaası uğrunda taşın altına sadece elini değil; hem bileğini, hem de yüreğini koyduğu yıllardı… O yıllar; Türk milletinin mukadderatını mukaddes bir emânet olarak “avuçlarında bir kor gibi taşıyan” ve şâirin; “Dağlar gibi gençlerdi, âlemde perişân oldular” dediği ülkücü gençliğin; her türlü emperyalizme karşı Türk milliyetçiliği fikrini savunmak, Türkiye’nin Afganistan olmasını önlemek, son bağımsız Türk Devleti’ni yıktırmamak, Ezân-ı Muhammedîye’yi dindirmemek, Ay Yıldızlı bayrağımızı göklerden indirmemek, millî bir şuur ve fiilî bir savunma hattı oluşturarak aziz vatanımıza sâhip çıkmak, için ülkücü hareketin içinde yer aldığı yıllardı… O yıllar; -şimdi artık birilerine “hikâye” gelen, fakat o zor günleri yaşayanların çok iyi bildiği gibi- “fakültelerinbirer kızıl karargâh olmasını önlemek” ve “öğrenimlerine devam edebilmek” için milliyetçi-ülkücü gençlerin kızıl saldırılara karşı genç bedenlerini siper ederken, baharlarımıza kan damlayan çok çileli yıllardı… O yıllar; yaşıtları, kendi gelecekleri için tozpembe hayâller kurup, “oyunda, oynaşta” günlerini gün ederken, Türk milliyetçilerinin; Allah (c.c.), vatan ve bayrak aşkıyla gençliğini, okulunu, istikbâlini, kanını ve canını fedaya hazır olduğu, bütün ülkücülerin hedef tahtasına konulduğu, “Onlar”ın Türk-İslâm Ülküsü’nü savunduğu için; kurşunlandığı, yaralandığı, şehit edildiği, işkenceyle ve cezâeviyle imtihan edildiğiyıllardı…
1971 yılında tıp eğitimi için Elazığ’dan Ankara’ya gelen, millî ve mânevî duyguları çok yüksek olan Ahmet Tevfik Ozan da Ülkücü Hareketin ön saflarında yer alıyordu.1974 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrenci Derneği Başkanı olan Ahmet Tevfik Ozan; “öğrenci olayları” (?!) sebebiyle tutuklanarak 6 yıl mahkûmiyet almış ve Ankara, Kırşehir, Niğde hapisânelerinde, Medrese-i Yusûfiye’deki ülkücülere cezaevi başkanlığı yapmıştı.
1973 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanmış olan fakir de, ismen tanıdığı Ahmet Tevfik Ozan’la iki genç ülkücü tıbbıyeli olarak, onun Ankara Ulucanlar Cezâevi’nde yattığı yıllarından itibaren mektuplaşmaya başladı. Bu gıyâbî dostluk, fakirin 1979 yılında Erzurum Tortum’da hekim olarak mecbûrî hizmet yaptığı dönemde vicâhiye çevrildi.Gönül frekansımız ve ülkücülük anlayışımız bire bir aynı olan bu güzel insanla irtibâtımız kırk yıldır artarak devam etti. Ahmet Ağabeyle; Erzurum’dan Kayseri’ye, Kayseri’den Elazığ’a, Elazığ’dan Yozgat’a uzanan ve Hakk’a yürümesine kadar devam eden kalbî muhabbetimiz hiç eksilmedi…
Ahmet Tevfik Ozan;1978 yılında cezasını tamamladı ve serbest bırakıldı. Hacettepe’de başlayan tıp eğitimine, Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde devam etti. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra yine sorguya alındı ve bir süre Mamak Askeri Cezaevinde tutuklu kaldı. 1971 yılında Ankara’da başladığı üniversite eğitimini, “üç ayrı tıp fakültesinde” ikmâl etti ve 1986 yılında Erciyes Üniversitesi Gevher Nesibe Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. İlk görevine Balıkesir İl Sağlık Müdürlüğünde başladı. Bilâhare Erzurum’daki tabip asteğmen olarak askerliğini bitirdi. 1990-93 yıllarında Kayseri İl Sağlık Müdür Yardımcılığı görevinde bulundu. O yıllarda Erciyes Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü’nde -fakirle birlikte- doktorasını tamamladı. 1995 yılından itibaren de yardımcı doçent unvanıyla Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim üyesi oldu. Fırat Üniversitesinin Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı ile Tıp Fakültesi Deontoloji Anabilim Dalı Başkanlığı görevlerini yürüttü ve 2020 yılının Eylül ayında da emekli oldu. Ve 15 Ocak 2021 Cuma günü geçirdiği bir kalp krizi sonucu Âlem-i Cemâl’e vuslat için Hakk’a yürüdü.
Meslekî çalışmalarının dışında, çok önemli bir şâir ve yazar olan, resim ve desen sanatıyla da iştigâl eden Dr. Ahmet Tevfik Ozan, çok yönlü bir erbâb-ı kalemdr. Şiire lise yıllarında başlayan Ahmet Tevfik Ozan’ın, 1977 yılından itibaren başta Türk Edebiyatı, Töre, Doğuş, Boğaziçi, Devlet, Hasret, Dîvan, Yağmur, Erciyes, Kültür Sanat, Yeni Düşünce, Konevi, Erguvan, Hedef, Gözyaşı, Mina, Çağrı, Nîzâm-ı Âlem, Ana ve Gergef gibi dergilerde üç yüzü aşkın şiiri neşredildi. Ayrıca çeşitli gazete ve dergilerde de makale, desen ve karikatürleri yayınlandı. 1994 yılında Struga Şiir Akşamları’na Türkiye’yi temsilen katıldı. 1998 yılında bu yana Türkiye Boks Federasyonu üyeliği ve Sağlık Kurulu temsilciliği de yaptı..
Nev’i şahsına münhasır bir şiir anlayışı olan, şiirde kendine özgü bir tarz oluşturan ve kalemi has şiirin ufuklarını hedefleyen Ahmet Tevfik Ozan’ın; “Kâinat Şiiristan” , “Dağlar Ardı Şiirleri”, “Şeyma Ceylan Yüreği” ve “Şiirimin ABC’Sİ” isimli dört şiir kitabının yanında, deneme ve makâlelerinden oluşan “Şiirden Taşan Sözler” adlı bir eseri ve “Taş ve Tebessüm” isimli bir de hâtırâtı yayımlandı.
* * *
Dr. Ahmet Tevfik Ozan, Necip Fâzıl’ın;
“Ne kervan kaldı ne at, hepsi silinip gitti,
İyi insanlar iyi atlara binip gitti.”

diye ifâde ettiği pek çok güzelliği şahsında cem etmiş bir güzel insandı. Ahmet Tevfik Ozan; yeni nesillerin “numûne-i imtisâl bir insan” olarak tanıması, -hadi gençlerin kullandığı tâbirle söyleyelim- “rol model olarak” örnek alması gereken; kâvî bir inanç, büyük bir ideâl ve çok güçlü bir irâdesâhibi olan bir karakter âbidesiydi
O; sık sık “Taş Medrese”lerle kesişen çile harmanı hayâtının bütün sıkıntılarına tebessümle bakmayı bilen, ideâllerini ve ümidini hiçbir zaman kaybetmeyen ve çizgisinde zinhar kırıklık olmayan yılmaz bir dâvâ adamıydı. O; her zaman ve her şartta adâletle davranan, hiç kimseye haksızlık yapmayan ve haram yollara sapmayan, Hak dâvâsına haksız yollardan hizmet edil/e/meyeceğini çok iyi bilen bir ilke ve ahlâk numûnesiydi. O; inanç değerlerine aykırı davranarak hedefe varılsa bile âhır ve âkıbetin hayırlı olmayacağını, Hazreti Ömer(r.a.)’in dediği gibi; “Haramda mutluluk arayanlara, mutluluğun haram olacağını” hatırından çıkarmayan; ayrıca haklı olmanın yetmediğini, yetmeyeceğini, haklı kalmanın daha da önemli olduğunu herkese gösteren çok dürüst, âdil ve kâmil bir şahsiyetti. SÜRECEK