Gönül semâmızdan bir yıldız daha kaydı Dr. Ahmet Tevfik Ozan Hakk’a yürüdü - 4

Abone Ol

O,inandığı değerler için mücâdele ederken; şahsına yapılan saldırılara pek ehemmiyet vermeyen, fakat “Allah (c.c.), vatan ve bayrak” söz konusu olunca, bu kutsal değerlere hücum edenlerle ölümüne mukâbele eden, duruşundan ve inanç değerlerinden aslâ geri adım atmayan ve zinhar tâviz vermeyen bir ideâlist aksiyonerdi. O; en zor şartlarda dahi hâl ve hareketleriyle gönüldaşlarına güven verir ve en kasvetli günlerde bile güler yüzüyle çevresindekilere umut aşılardı.
O; yalan karşısında eğilen bedenlerin hakîkâte doğru bakamayacağını çok iyi bilen, hem başı dik dağın, hem de boynu bükük başağın hâlet-i rûhiyesiyle aklına, irâdesine, hayâta karşı duruşuna ve duygularına yön veren, kalbiyle dilinin arasında mesâfe bulunmayan, fikriyle zikri birbirini nakzetmeyen, özü sözü bir olan, dürüst, samîmi ve ilkeli bir mefkûre adamı, yalanla işi olmayan “Gül”-efşân bir ahlâk sâhibiydi. O; her hâline Cenâb-ı Allah’ın muttalî olduğunu çok iyi bilen muttakî bir mü’min olduğu için, “Yalanla îman bir arada durmaz” fehvâsınca hayatı boyunca hiç yalan söylemediğine -en yakın arkadaşlarının bile bizzat kendisinden işitmediği- şu hâdise, zannederim bu söylediklerimize şehâdet edecektir:
1980 öncesi yıllarda Erzurum’da birlikte öğrenci olan, daha sonra da onunla birlikte Balıkesir’de memuriyet yapan Ziraat Mühendisi Yozgatlı Sâdık Ekinci’nin, onun vefâtından sonra fakire gönderdiği bir WhatsApp mesajını, -aziz ağabeyim Op. Dr. İbrahim Doğan’dan da dinlediğim hâdiseyi- çok değerli Sâdık kardeşimin kaleminden aynen naklediyorum:
“Ahmet Âbinin mekânı Cennet’tir inşallah… Kendisiyle Erzurum’dan sonra Balıkesir’de de uzunca sohbetlerimiz oldu. Ondan duymadığım mahkûmiyet olayını bundan 5-6 yıl önce hemşerim Op. Dr. İbrahim Doğan’dan dinledim. Bunu sizlerle paylaşmak istedim: ‘Ben 1974 yılında Ulucanlar Cezâevi’nden tahliye olduğum sırada, Hacettepe’deki bir olaydan dolayı Ahmet Tevfik Ozan tutuklandı. Mahkeme tecrübelerimden dolayı Ahmet’i tutuklayan hâkimle görüştüm ve onun suçsuz olduğunu anlattım. Hâkim, ‘Olay yerinde olmadığını mahkemede söylesin. Ben de onun suçsuz olduğuna inanıyorum’ dedi. Ben de sevinerek Ulucanlar’a gittim, olayı anlattım. Ahmet bana; ‘İbrahim Âbi, olay ânında ben orada idim. Yukarıda Allah var, nasıl yalan söylerim!’ dedi. Ve mahkemede yalan söylemedi, suçsuz yere 6 yıl cezaevinde yatı…” İşte Ahmet Tevfik Ozan; bir ömür “sırât-ı müstakîm” * üzere yaşayan dosdoğru bir insan, örnek bir Müslüman, hâlis bir Türk; Ay Yıldızlı bayrağımızın remzettiği değerler manzumesine yürekten bağlı bir milliyetperver; millet, devlet ve bayrak aşkı zirveleri mesken tutan bir vatansever, adamlığını hayatıyla ispat etmiş bir ülkü devi ve kelimenin tam anlamıyla
“adam gibi bir adamdı…”
O; önce “adam”, sonra “dâvâ adamı”, daha sonra da “gönül adamı” vasfıyla temâyüz eden, tevâzuun zirvesinde şâhikalaşan; hayatında ismet ve iffeti yaşatan, rûhunu izzet ve saffetle kuşatan, kalbini “Gül” aşkının ülfet ve muhabbetiyle ışıtan, Muhâmmedî hayâtın nurânî güzelliklerini tavır ve davranışlarında yaşatan, “gönül fezâsında” “yıldızları tesbih tesbih çeken” Allah Dostları’nın rahlesinden kemâlât ufkuna bakan ve “Yeşil yaprak arasında kırmızı gül goncası” olan, îmânına hayatını şâhit tutan ve hayatını inandığı değerlere adayan örnek bir insandı… SÜRECEK