Gönül semâmızdan bir yıldız daha kaydı Dr. Ahmet Tevfik Ozan Hakk’a yürüdü - 5

Abone Ol

Ahmet Tevfik Ozan; hekimliğin özünde saklı olan hikmetin kadim duvarına pek çok sahada farklı güzellikler inşâ eden, doktorlukla birlikte sağlık bürokrasisinde de yıllarca idârecilik görevini başarıyla yürüten, “tâbib-i hâzık” bir hekim olmanın yanında iştigal sahâsı olarak; şiirle, nesirle, resimle, karikatürle, irfânî kültürümüzle ve sporla da ünsiyeti ve vukûfiyeti bulunan, “melâli anlayan” ve “varâk-ı mihr ü vefâyı” okuyup dinleyen sanatkâr ruhlu bir doktordu.

Ahmet Tevfik Ozan; şiir dilinin büyüleyici gücünü çok iyi kullanan, aşka, kâinata, tabiata, hayata, ölüme dâir mâverâ menzilli şiirler yazan; çileyi, acıyı, Medrese-i Yusûfiyeyi, mukaddes değerleri, vatanı, bayrağı, Turân illerini çok içli ve sembolik dizelerle anlatan, şiirlerine îman nûrunu ve semâvî güzellikleri mayalayan, insanın yaratılış ihtişâmını ve kâinat kitabındaki muhteşem âhengi şiirleştirirken irfan geleneğimizden tevârüs ettiği ilhâmı dizelerine yansıtıp ruhları kanatlandıran, üslup sâhibi güçlü bir şâirdi. O’nun “Hakîkat ve Müjde” şiirindeki şu mısraları, eserden “Müessir”e ulaşmanın şâir diliyle dizelere dökülmesiydi:

“Dünya döner, ay döner… Kâinat döner durur…
Duran hiçbir şey yokken, ölüm sâhibin bulur!
Demek ki kâinatta her zerrenin yerini
Bilen bir ‘Yaradan’ var, bunu bilen kurtulur!..”

O’nun; gönlündeki aşkı ve iç âlemindeki ürpertileri mısralara döken dizeleri, çok anlamlı mânâ zenginliğine mesken olan ve tadına doyulmayan has şiirin yüreklere dokunan sesiydi… O’nun şiirleri Hakk’ın sevgisini yüreklerde çoğaltan, Kur’ân âyetlerinden ilhâm alan ve şiirin hikmet diliyle kelimeleri efsunkâr bir iklime ulaştıran sevdâ nefesiydi:

“Ezelde der ki, Rabbim: ‘Elestü bi rabbiküm?..’
Ebedden koşup gelir; ‘Gâlû belâ…’ der, canlar!
Rüyâ içinde rüyâ; rüyâ içinde rüyâ…
Kâinat bir gonca ki; yaprağından, sır damlar!..”

Ahmet Tevfik Ozan; “Nesrin bittiği yerde şiir başlar” diyen ve şâirlere dâir düşüncelerini de şu mısralarla dizelere döken erbâb-ı kalem bir ozandı:

“Ellerim kırılsaydı, şâir olmasaydım ben!
Bir dalda, bir çiçekte yazılmış duruyorken
En muhteşem bir şiir, belki; bir bahar kadar!
Ellerim kırılsaydı, şâir olmasaydım ben!”

“Her karanlık sokakta yoksul bir şâir ağlar,
Uzayıp giden yollar onu gurbete bağlar
Ağlamak şâirlere Tanrı’nın lütfu gibi
Mısrâları gülerken, yoksul şâirler ağlar.”

Ahmet Tevfik Ozan; “Kâinat Şiiristan” derken, hayâtın şiiriyetini mısrâ mısrâ ortaya koymuş, kâinattaki İlâhî ihtişâmı derûnî dünyasında tefekkür ederken, “Sonsuzluğun Sâhibi”nin sonsuz gücüne îman ederek huzur bulmuş, Huzûr’daki huzûru keşfeden ilmiyle âmil bir edip ve Kıble yürekli bir münevver olarak şunları kaleme almıştır:

“Gözlerimde rakseden ışığın kaynağı O...
Belki Güneş; kendinden, gözlerimden habersiz!
Ben güneşten ne kadar; uzak, küçük, zavallı…
Kâinatı zikreder, titrerim sessiz sessiz!..”

“Zamanın bittiği yerlerde, Huzur
Başı yok, sonu yok bir yeşil deniz!
Nefsini, tövbenin közüyle; kavur!..
Gözyaşın, yanakta; incilerden iz!..”

Ahmet Tevfik Ozan; Türk milletinin, Türk Dünyası’nın, İslâm Âleminin ve insanlığın dertlerini kendi derdi bilen, Türk’ün mefâhirine, Tûran ilerine, vatana ve “Terleyen yüreklerde kanayan zaman”a dâir duygu ve düşüncelerini mısrâ mısrâ âşikâr ederken de şunları söylemiştir:

“Rabbim üç aylara ayca nur vermiş
Işığın raksı için âleme billur vermiş
Gönlü billur, kılıcı nur, gözü kan
Türk’ü, İslâm bahçesine sur vermiş!..”

“Türk’üm: Deryalara sığmaz bir nehir!
Başım Hak Yolu’na koymuş giderim!
Taşı cevher, dalgası, kan; yürek pâre, ne çâre?
Dünya sefâsına doymuş giderim!..”

“Yâ Rabbi; Kur’ân’ın nûruyla yıka!;
Turan’ın her karış toprağını da!
Bir nurdan sevinçle al canımızı
Ve yükselt rüzgârın bayrağını da…”

“Kur’ân: Gökyüzünden yağan beyaz nur.
Turan: Gözyaşını yıkayan yağmur!
Ve kan: Son şehidin göz bebeğinde,
Aslına uçmakta bir nurdan çamur!..”

“Yâ Rabbi; verdiğin nimete şükür;
İftar sofrasının bereketine!..
Seçtim duâların en güzelini;
Türk’ün zincirlenmiş memleketine!..”

“Ey, Turan’ın kardan ak, çileli insanları!
Elinizde buzlu su, yürekten daha sıcak!..
Nasıl yabancı kalmış, yoksul aşında balık?!
Denizlerden bereket ha taştı, ha taşacak!..”

“Güneşi görmeyen gözler ne bilsin?
Ne bilsin ışığın, buzda raksını…
Kerkük bir türküdür dudaklarımda
Almış yüreğine, Türk’ün Harsı’nı!..

Hayın olur, ekinime el orağın çalması
Ağlar başak, gözyaşları tâne tâne dökülür
Böldüm soframdaki sıcak somunu
Her parçadan, sıcak bir “Ah” dökülür!..”

SÜRECEK