Mesele vatansa hepimiz ölelim mesele makamsa hepiniz ölün.
Alparslan Türkeş.
Belki de yağlı urgan kaderi olacak, son nefes, son konuşma, son bakış olacaktı ama o doğruyu, hakikati milleti adına yüksek sesle, haykırırcasına söylemekten geri durmadı.
19 Ağustos 1981 MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Dâvâsı'nın ilk duruşması.
Başbuğ Alparslan Türkeş salona girdiğinde, salondaki tüm sanık ülkücüler aynı ânda ayağa kalkmış ve hep bir ağızdan gür bir sesle İstiklâl Marşı'nı söylemişler ve başta mahkeme heyeti olmak üzere duruşmayı izleyen dünya basınını şaşkınlık içinde bırakmışlardı.
BBC haberi şöyle geçiyordu:
“Dünyanın en ilginç siyâsî dâvâlarından birisi Ankara'da başladı, vatana ihanetten yargılanan Türk milliyetçileri duruşmaya İstiklâl Marşı ile başladılar..."
O İstiklâl Marşı'nın anlamı, ülkücülerin "Boyun eğmeyeceğiz" direnişi ve tavrıydı...
O İstiklâl Marşı, Alparslan Türkeş'in, elindeki MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Dâvâsı başlıklı iddianâmeyi sallayarak, mahkeme heyetinin gözlerinin içine baka baka söylediği şu sözlerle anlamını buluyordu:
"Ne yaptımsa bilerek isteyerek yaptım, Türkiye ve Türk milleti için yaptım. Milliyetçiliği suç olarak kabul ediyorsanız, ölünceye kadar bu suçun faili olacağım... Mevzu vatansa hepimiz ölelim, mevzu makamsa hepiniz ölün..."
104 AMİRAL VE AYNI SENARYO
4 Nisan, Türk Dünyası’nın Bilge Lideri, Devlet Adamı, Asker, Yürekli Bir Vatansever…
Her birinin buluştuğu tabir “Başbuğ Alparslan Türkeş.” Vefatının yıl dönümünde dua ve fikirleri ile anılırken, bir anda ortaya çıkan 104 amiral bildirisi gündeme bomba gibi düştü.
Düştüğü yerde tahribat, yıkıntı, korku salmak amacıyla ve dahi farklı amaçlarla atılmış bir bombanın adı olan bildiri, aslında alışık olmadığımız bir ihanet ritüelinin de yansıması oldu.
104 Amiral, asker hüviyetine sahip üniformalı insanlar.
Millet olarak bağrımıza bastığımız bir zümrenin, varlıklarını kutsal bildiğimiz teşkilatın vatan evlatları.
Nerede vatan evlatlığı? Böyle mi oluyor, halkın iradesini, milletin duygu dünyasını mı yansıttığını düşünüyor 104 Amiral.
Bakıyorum senaryoya, ortaya çıkan görüntüye, çarpık duruşa, ne dünden farklı ne de ondan önceki günden.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bağlı olduğu, altına imza attığı anlaşmalar hür iradesi ile karara bağlanmış anlaşmalar mı, yoksa mecburiyetlerin neden olduğu o günün şartlarında zaruretten imzalanan anlaşmalar mı?
Gerçeği bile bile, hakikati yok sayma pahasına, devletini dünya kamuoyu huzurunda zan altında bırakma pahasına yapılan açıklamanın neresi kabul edilebilir.
Alparslan Türkeş de askerdi.
Bir gün vatanseverliğin suç sayıldığı zaman diliminde karşısındaki cuntacı sözde yargı mensuplarına “Mevzu vatansa hepimiz ölelim, mevzu makamsa hepiniz ölün..." diye bilecek cesaret ve ferasete sahipti.
Bu gün 104 amiralin ortaya koyduğu iradeye bakınca, kimlerden, nereden, hangi zihniyetle o bildiriye imza attıklarını tahmin etmek zor olmuyor.
Hülasa tarih sizi affetmeyecek ancak yargı da bu işin hesabını soracaktır inşallah.
Son söz tam da yerine oturan o söz, bir kez daha buyurun birlikte söyleyelim: “Mevzu vatansa hepimiz ölelim, mevzu makamsa hepiniz ölün..."