İyileşmek mi, alışmak mı?

Abone Ol

Hayatın içinde her birimizin taşıdığı görünmez yükler vardır. Kimi zaman bir kayıp, kimi zaman incitici bir söz, kimi zaman da bir hayal kırıklığı… Bu deneyimler bizi dönüştürür; bazıları güçlendirir, bazılarıysa içimizde sessiz bir boşluk bırakır. Peki biz bu boşluğu iyileştiriyor muyuz, yoksa sadece üzerini örtmeyi mi öğreniyoruz? Aslında bu soru, hem bireysel psikolojimizin hem de içinde yaşadığımız kültürün derinliklerine uzanır.

Toplum olarak “güçlü olmayı” çoğu kez duyguları bastırmakla eş tutarız. “Boş ver”, “Düşünme”, “Zamanla geçer” gibi cümleler, çoğu insana iyileşmenin değil, alışmanın tarifini sunar. Oysa alışmak ile iyileşmek aynı şey değildir. Alışmak, acıyı hayatın içine yerleştirip ona göre yaşamayı öğrenmektir; yük sabittir ama kişi o yükle baş etme alışkanlığı kazanır. İyileşmek ise o yükü anlamlandırmak, dönüştürmek ve mümkünse hafifletmektir. Psikoloji bu farkı net bir şekilde ortaya koyar: bastırılmış acı kaybolmaz, sadece biçim değiştirir.

Bireysel düzeyde alıştığımızı gösteren birçok işaret vardır: Aynı konudan bahsedildiğinde huzursuzlanmak, tetikleyiciler karşısında duygusal tepkisizleşmek, ama içten içe aynı acıyı hâlâ hissetmek… Bu durum, kişinin kendi içinde kurduğu savunma mekanizmasının bir sonucudur. Sosyolojik açıdan bakıldığında ise alışma kültürünün, özellikle duyguların açıkça ifade edilmediği toplumlarda daha yaygın olduğu görülür. “Ayıp”, “Günah”, “Güçsüzlük” gibi kavramlar, insanların duygularını doğal şekilde yaşamasını engelleyebilir. Bu engellenme, bireyin iyileşmesini geciktirir, hatta kimi zaman tamamen durdurur.

İyileşme cesaret ister. Kişiyi konfor alanından çıkarır; yüzleşmeye, anlamaya ve sorgulamaya davet eder. Kültürel olarak yüzleşmek yerine kabullenmeye eğilimli olduğumuz için çoğu acı yıllarca içimizde saklanır. Oysa ilmi ve psikolojik araştırmalar, duyguların konuşuldukça, işlendiğinde ve anlaşılmaya başlandığında iyileşme sağladığını gösterir.

Kısacası “İyileştin mi, alıştın mı?” sorusu, kendimize verebileceğimiz en dürüst cevaplardan birini ister. Çünkü alışmak hayatı sürdürmek için bir köprü olabilir; fakat gerçek iyileşme, o köprünün sonunda başka bir kıyıya varabildiğimizde başlar.

Unutma:

Alışmak hayatta kalmaktır;

İyileşmek hayata dönmektir.

Yükünü taşımayı değil, yükünden özgürleşmeyi seçtiğin gün gerçek iyileşme başlar.