Kadir Gecesi’nin idrak edildiği bu anlamlı yayında; Yozgat’ın tozlu yollarından Ankara’nın savunma sanayisine uzanan bir başarı hikayesi, eski Ramazanların saflığı ve günümüz toplumunun değişen değer yargıları samimi bir dille masaya yatırıldı.

Programın açılışında tüm İslam aleminin ve Yozgatlı hemşehrilerinin Kadir Gecesi’ni kutlayan Halil Özkan, bu mübarek gecenin sadece bir takvim yaprağı değil, bir dua ve arınma günü olduğunu vurguladı. "Rabbim tuttuğumuz oruçları, kıldığımız namazları ve yaptığımız hayır hasenatı kabul etsin," diyerek sözlerine başlayan Özkan, bu gecenin tüm insanlık ve gönül coğrafyamız için bir köprü vazifesi görmesini diledi.

Yozgat’ta Zehir Operasyonu: Evlerden Yetiştirme Düzeneği Çıktı!
Yozgat’ta Zehir Operasyonu: Evlerden Yetiştirme Düzeneği Çıktı!
İçeriği Görüntüle

Meşakkatli Bir Eğitim Yolculuğu

Halil Özkan, Yozgat merkez Başına Yayla köyünde başlayan hayat hikayesini anlatırken, Türkiye’nin o dönemki eğitim şartlarına dair çarpıcı bir tablo çizdi. İlkokulu köyünde bitirdikten sonra ortaokul için şehre gelen Özkan, o yıllardaki sınıfsal ayrışmayı ve yaşadığı zorlukları şu sözlerle aktardı: "Yozgat’ta o zaman iki ortaokul vardı: İstiklal ve Merkez Ortaokulu. Köyden gelen çocuklar genelde İstiklal’e giderdi, şehirli ailelerin çocukları ise Merkez Ortaokulu’na. Beni bir tanıdık vasıtasıyla Merkez Ortaokulu’na yazdırdılar. Köyden hiç çıkmamış bir çocuk olarak haftalarca ağladığımı, 'Beni geri götürün, okumak istemiyorum' dediğimi hatırlarım."

Bekar hayatının zorluklarıyla yoğrulan bu süreç, 12 Eylül öncesi dönemde Ankara’ya taşınmasıyla yeni bir boyut kazandı. Özkan, ağabeyinin "Yozgat’ta üniversite okumaktansa Ankara’da sokakta yürümek daha kıymetli" sözünü hatırlatarak, başkentin ufkunu nasıl açtığını ve kendisini savunma sanayisine hizmet etmeye hazırladığını belirtti.

Halil Özkan (1)-1

"Ramazan Değişmedi, Biz Değiştik"

Eski Ramazanlara duyulan özlemi dile getiren Halil Özkan, asıl değişimin zamanın kendisinde değil, insanların bakış açısında olduğunu ifade etti. Maddiyatın ve teknolojinin henüz hayatı ele geçirmediği dönemlerdeki manevi atmosferi şu başlıklarla özetledi:

Eskiden Ramazan’ın sadece aç kalmak olmadığını, sahur vaktinde tüm köyü saran taze ekmek kokusunun bir ibadet neşesi taşıdığını anlatan Özkan, "Tandırda ekmek yapan kadınlar, evinde ekmek olmayan komşusunu mutlaka gözetirdi. Bazlamalar sadece aile için değil, tüm mahalle için pişerdi" dedi.

Bayram namazı çıkışında köy odalarında yenilen yemeklerin derin felsefesini açıklayan Özkan, büyüklerinden duyduğu şu dersi paylaştı: "Herkesin evinde aynı yemek pişmez; birinin evine et girerken diğerininkine girmeyebilir. Ama bayram günü o odada herkes eşit miktarda yer, içer ve eğlenirdi. Kimse kimseden ayırt edilmezdi."

Geçmişte telefon veya çalar saat olmadığını, insanların birbirini teneke çalarak sahura kaldırdığını hatırlatan Özkan, "Saatimiz yoktu ama vaktimiz çoktu. Şimdi telefon olmadan dışarı çıkamıyoruz ama aslında o zamanlar daha özgürdük," diyerek günümüzün teknoloji bağımlılığına dikkat çekti.

Halil Özkan (4)

Vizontele Hikayesi: Yozgat’ta Televizyonla İlk Tanışma

Halil Özkan, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı döneminde televizyonla tanışma hikayesini anlatırken izleyicileri gülümsetti. O dönem Yozgat merkezde bile olmayan televizyonun Sekili’deki Toprak Mahsulleri Ofisi’ne gelmesi üzerine yaşananları şöyle anlattı: "Televizyon dedikleri şeyi kafamızda canlandıramıyorduk. Bir gün ofisin bahçesine getirdiler, anteni kurdular. Ekran pır pır ediyor, kareler geçiyor ama herkes büyük bir heyecanla 'Ajans dinleyeceğiz' diye bekliyor. Köye döndüğümde arkadaşlarıma büyük bir havayla 'Televizyon seyrettim' dedim. Merakla sorduklarında ise verdiğim cevap şuydu: 'Bizim radyonun resimlisi!'"

Savunma Sanayisinden Gençlere Tavsiyeler: "Batı’nın Teknolojisini Alacaktık, Kültürünü Aldık"

Uzun yıllar savunma sanayisinde, özellikle Roketsan bünyesinde genç mühendislerle çalışan Özkan, tecrübelerini yeni nesle aktarmanın önemine değindi. Günümüzde insanların emeğe ve dayanışmaya olan bakışının değiştiğini savunan Özkan, Batı medeniyetiyle kurulan ilişkinin yanlış tarafına odaklanıldığını belirtti: Bilek Gücü ve Yardımlaşma: "Eskiden tarlada işi biten, komşusunun tarlasına yardıma giderdi. Menfaat yoktu, sadece karşılıksız yardım vardı." Kültürel Erozyon: "Biz Batı’nın teknolojisini ve çalışma disiplinini alacağımıza, ne yazık ki aile yapımızı bozan tüketim kültürünü aldık." Modern Yalnızlık: "Şimdi çok katlı binalarda yaşıyoruz ama kapı komşumuza selam vermiyoruz. Aileler çocuklarını kendilerinden ne kadar uzağa gönderirse o kadar başarılı sayıyor. Oysa çatı, evin üstündeki beton değil; o evin altındaki aile sıcaklığıdır."

Kadir Gecesi’nde Gerçek Bir Hesaplaşma

Programın sonunda Kadir Gecesi’nin özüne dair önemli bir uyarıda bulunan Halil Özkan, ibadetin sadece şekilsel boyutta kalmaması gerektiğini vurguladı. "50 Yasin okuyup tüm günahların silineceğini sanmak bir yanılgıdır," diyen Özkan, şu çarpıcı tespitleri yaptı: "Cuma kılıyoruz haftayı kapatıyoruz, oruç tutuyoruz yılı kapatıyoruz, hacca gidiyoruz ömrü kapatıyoruz... Allah bize 'aklınızı kullanın' diyor. Bir sınavı geçtin diye okul bitmez, hayat devam eder. İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçek manada iman etmiş sayılmazsınız. Eğer yetim hakkı yiyorsak, komşumuza haset ediyorsak, kestiğimiz kurbanın etini paylaşmayıp dolaba istifliyorsak; attığımız Kadir Gecesi mesajlarının bir hükmü kalmaz."

Önce Kalp, Sonra İbadet

Halil Özkan, konuşmasını "Kalp denizse, dil de kıyıdır. Kalpte ne varsa dile o vurur," sözüyle tamamladı. Anadolu insanının o saf, temiz ve okuma yazma bilmese de hayatın irfanını çözmüş olan karakterine geri dönülmesi gerektiğini belirten Özkan, samimi bir imanın ancak dürüstlük, ahlak ve infak ile mümkün olacağını hatırlattı.

Muhabir: Orhan Kalabalık