Kar beyazı Yozgat!

Abone Ol

Haftaya şans oyunlarının çaldığı hayatları yazarak başladık. Karanlıktı, ağırdı, insanın içini üşütüyordu. “Keşke” dedik, “keşke kar beyazı gibi örtseydi her şeyi; kötülükleri, karanlıkları, kırgınlıkları…” Olmadı. Olmuyor. Çünkü insanın birbirini mutsuz etme hastalığı, en çekirdek yerde, ailede başlıyor. Oradan sokağa, oradan şehre yayılıyor.
Ama hayat durmuyor.
Pazar gecesi Yozgat’ımızı ve memleketin pek çok yerini kaplayan beyaz örtü bunu bir kez daha hatırlattı. Kar yağdı. Sessizce. Gürültüsüz. Kimseden izin almadan. Ve şehir, bir anlığına da olsa nefes aldı.
Dün akşam bir pencerenin önünde durdum. Camın ardında sokak lambası, lambanın altında kar. Çocukluğumdan kalma bir sahne gibi. Eskiden insanlar daha mı yumuşaktı, yoksa biz mi daha az serttik bilmiyorum.
Bildiğim şu Sevgili Hemşehrilerim, dün, insanlar birbirinin yüzüne daha çok bakardı. Kapıdan içeri girerken “selam” ağırdı; çıkarken “Allah’a emanet” kalpten gelirdi. Bugün acelemiz var. Neye yetişiyoruz, kimi geçiyoruz, belli değil.
Bir kıssa geldi aklıma şuan, bir dervişe sormuşlar, “Bu dünyada en ağır yük nedir?” Derviş cevap vermiş: “Söylenmeyen sözler.”
İçimizde tutup kararttığımız her cümle, bir gün kar gibi yağmak ister. Ama yağamaz. Çünkü kalbimizdeki mevsim kışa dönmüştür.
Karın güzelliği buradan geliyor belki de. Her şeyi eşitliyor. Zenginle yoksulu, büyükle küçüğü, kusurluyla kusursuzu. Bir evin çatısı da beyaz, diğerinin kapısı da. Kimsenin serveti, kimsenin yokluğu öne çıkmıyor. Kar, “sahip olduklarınla değil, olduğun halle varsın” diyor.
Varlıklı olmak, her şeye sahip olmak… Çok da büyük bir mesele değil aslında. Gönül fakirse, evin sıcak değildir. Masan doluysa ama kalbin boşsa, o akşam yemeği boğazında düğümlenir. O yüzden dün, kar yağarken, bir çorbanın buharı daha kıymetliydi; bir telefonun ucu, bir hal hatır sormak daha zengindi.
Yozgat’ta kar yağdığında insanlar yavaşlar. Yürüyüşler kısalır, cümleler uzar. Bir çay daha içilir, bir anı daha anlatılır. Belki de karın sevgi dolu beyaz yüzünden gelir; insanı kendine döndürür.
“Dur” der. “Bak” der. “Hatırla” der.
Her şeye rağmen hayat devam ediyor. Kar yağdı diye dertler bitmedi; ama kar yağınca dertlerin tonu değişti. Sertliği azaldı. Birlikte susmayı, birlikte bakmayı öğrendik bir akşamlığına.
Keşke diyorum, kar gibi olabilsek biraz.
Sessiz, örtücü, incitmeden.
Ve geçip giderken arkamızda beyaz bir hatıra bırakabilsek.