Kıbrıs‘ta yeni bir dönemece doğru

Abone Ol

Geçen Pazar günü Kıbrıs’ta gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin 5. Cumhurbaşkanı olarak seçilen Sayın Ersin Tatar ile birlikte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adına adanın kuzeyinde yeni bir dönemin başladığını söyleyebiliriz. Ersin Tatar’a karşı federal çözümün destekçisi olarak seçime giren Mustafa Akıncı’nın seçimi kaybetmesi sonucunda Ersin Tatar’ın iki devletli çözüm önerisinin önümüzdeki günlerde resmi ağızlardan gündeme getirileceğini söyleyebiliriz. Bu noktada önümüzdeki dönem için sormamız gereken temel soru Kıbrıs sorunu açısından iki devletli çözüm önerisi yeni bir öneri mi ve gerçekçi mi? sorusu olmalıdır. Bu sorunun cevabını 1975 yılından bu yana Kıbrıs Türk ve Rum kesimi arasında aralıklı bir biçimde diplomatik görüşmeleri tahlil ettiğimizde anlayabiliriz. 1975 yılından bu yana gerçekleşen Kıbrıs meselesi noktasında uluslar arası hukuk açısından temel yaklaşım federalizm yaklaşımı olmuştur. Adanın kuzeyinde var olan KKTC hiçbir zaman başta büyük devletler olmak üzere resmi olarak tanınmamış ve adanın kuzey kesimine dönük Uluslar arası ambargo 1974 yılından itibaren 46 yıldan bu yana aralıksız süregelmiştir. Kıbrıs meselesinin çözümü noktasında bir çok çözüm önerisi ve plan ortaya konulmasına rağmen Kıbrıs meselesi bir türlü diplomatik ve siyasi çözüme kavuşamamıştır. KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı Sayın Tatar’ın ortaya attığı KKTC’nin tanınmasına dayalı İki taraflı devlet çözümü ise 1997-2002 yılları arasında KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf Denktaş tarafından gündeme getirilmiş ve müzakere edilmeye çalışılmışsa da maalesef bu konuda uluslar arası hukuk açısından her hangi bir pozitif gelişme sağlanamamış ve KKTC’li iki devletli çözüm teklifi kabul görmemiştir. Bu itibarla yeni dönemde ikili devlet formülü üzerinden cereyan etmesi düşünülen Kıbrıs görüşmelerinin uzlaşma ile sonuçlanması pek mümkün gözükmemektedir. Kıbrıs meselesini biraz yakından herkesin bildiği en temel gerçek KKTC’nin Uluslar arası hukuk açısından asla tanınmayacağı olmakla birlikte çözümün federal bir çözüm dışında mümkün gözükmemesidir. Kıbrıs’ta denenmişi denemek maalesef çözüme hizmet etmeyeceği gibi en az bir beş yılın daha kaybedilmesi sonucunu doğuracaktır. Kıbrıs meselesi noktasında Türkiye’nin iki devletli çözümün gerçekleşmeyeceğine dönük algısının artması ve meseleyi KKTC’nin Türkiye’ye ilhakı biçiminde bir formül ile çözmeye çalışması durumunda Kıbrıs sorunu çok daha karmaşık ve çözümsüz bir sorun haline gelecek ve bu formül başta Türkiye ‘nin Avrupa Birliği ile tüm köprüleri atması anlamına gelecektir. Kanaatimce Türkiye Kıbrıs meselesi noktasında bu derece sert bir yaklaşımdan Uluslar arası ilişkileri gözeterek uzak durmakla birlikte önümüzdeki dönem Kıbrıs meselesi noktasında söylem düzeyinde çok daha milliyetçi bir tutumun takınılacağını şimdiden öngörebiliriz. Önümüzdeki aylarda BM gözetiminde tekrardan başlayacak olan görüşmelerin nasıl bir seyir izleyeceğini zaman geçtikçe çok daha net bir biçimde göreceğiz. Sayın Tatar’ın müzakereler süresince takınacağı tavır ve yaklaşımlar Kıbrıs görüşmelerinin Türk tarafı açısından seyrini belirleyecek. Rum tarafının iki devletli çözüm seçeneğine son derece uzak bir tutum takındığını bilmekle birlikte ABD başta olmak üzere büyük güçlerin ve soruna taraf olan Türkiye ve Yunanistan’ın bakış açıları da müzakere sürecinin geleceğine ışık tutacaktır. Özetle Sayın Ersin Tatar ile Kıbrıs meselesi noktasında yeni bir dönemin eşiğinde olduğumuz çok açık bir biçimde ortadadır. Rahmetli Rauf Denktaş’ın kabul ettiremediği iki devletli çözümün Sayın Tatar tarafından ne derece kabul ettirileceğini ilerleyen süreçte yakından takip edeceğiz. Kıbrıs meselesinde hak, hukuk ve adalet zemininde bir çözümün bulunmasının Türk ve Rum her iki tarafın hayrına olacağına olan inancımızı bir kez daha dile getirirken çözümün diplomasi ve uzlaşma zeminde olması hiç şüphesiz en büyük temennimizdir.