Kimlik Buhranı: “Araplaşma” Korkusuyla Batı’nın Gölgesine Sığınmak!

Abone Ol

​Türkiye, yıllardır derin bir toplumsal çelişkinin ve kimlik krizinin pençesinde kıvranıyor. Bir kesim, “Ülke elden gidiyor, Araplaşıyoruz!” feryatlarıyla sözde bir modernlik savunmasına girişirken; aynı kitlenin yılbaşı gecesi geldiğinde Hristiyan dünyasının dini sembollerini “çağdaşlık” maskesi altında baş tacı etmesi, trajikomik bir manzarayı gözler önüne seriyor.
​İslam’a ait en ufak bir değer yargısını veya bin yıllık kültürel mirası “gericilik” olarak yaftalayan bu zihniyet, Batı’dan gelen her türlü kültürel dayatmayı “uygarlık” diye pazarlıyor. Kendi özüne, ezanına ve inancına yabancılaşanlar; çam ağacı süslerken, Noel figürlerine bürünürken, Sevgiler Günü veya Cadılar Bayramı gibi ithal ritüelleri kutlarken nedense hiç “Hristiyanlaşıyoruz” endişesi taşımıyor.
​Asıl mesele modernlik değil, bir köksüzleşme sancısıdır. Bizim kültürümüzde “yılbaşı kutlaması” bir şenlik değil, sadece bir takvim değişikliğidir. “Araplaşıyoruz” diye kendini paralayanların, Hristiyan kültürü karşısında bu kadar kolay teslim bayrağı çekmesi; meselenin ilericilik değil, İslam’dan uzaklaşma gayreti olduğunu açıkça kanıtlıyor.
​Bu millet, kendi asli cevheri olan İslam ile yeniden barışmadığı sürece, başkalarının rüzgarıyla savrulan bir yaprak olmaktan kurtulamayacaktır. Kendi kimliğine sırt dönen, başkasının gölgesinde ancak figüran olur. Şöyle bir soru sorsam ; Araplaşmak mı hiristiyanalaşmak mı hangisi daha tehlikelidir sizce ?
Bana göre asıl tehlike “Bir millet için ‘şuna veya buna’ benzemek değil; taklitçilik uğruna kendi ruhunu kaybetmesi ve başkasına benzeme telaşındayken ‘hiç kimse’ haline gelmesidir.”
​Hürmetlerimle,