İnsan Yüce Allah’ın yarattığı kutsal bir varlıktır. İnsan toplum içinde yaşar ve ihtiyacı olan birçok şeyi toplumuyla paylaşmak zorundadır. Toplum halinde yaşamanın temel amacı; insanın mutluluğu, refahı ve güvenliğini sağlamak olup, birbirimize karşı ilişkilerimizde de uymamız gereken ahlakî ve kanunî kurallar vardır.
Bu kurallardan birisi de Kul hakkıdır: insanın can, mal ve namus gibi dokunulmazlıklarını korumaya yönelik bir haktır. Cana kıymak, hırsızlık yapmak, gıybet etmek, yalan söylemek, insanlara iftira etmek, başkasını kandırmak, borcunu ödememek, küfürlü söz söylemek, kul hakkına girer. Dünyada ve ahirette bunları yapmanın cezası büyüktür, hem hukuk indinde hem de Allah katında kul haklarından kişi sorumludur.
İnsan olmak, kul haklarına son derece riayet etmeyi gerektirir. Bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkını üzerine geçiren kimse o hakkı dünyada ödemek ve helalleşmek zorundadır. Kişinin helalleşmeden ölmesi Allah katında kendini kurtaramaz. Çünkü Yüce Allah kul hakkı ile huzuruma gelmeyiniz buyuruyor.
Bu dünya fanidir, elbet birgün insan ömrünün son bulacağı kesindir. Gerçek hayat dediğimiz ahiret hayatının başlayacağını ve herkesin bu dünyadaki hayatından hesaba çekileceğini hatırından çıkarmaması gerekiyor. Nitekim Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm de: “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onun karşılığını; Kim de zerre miktarı kötülük işlerse, onun karşılığını görür” buyurarak insanların mutlaka yaptıklarının karşılıgını göreceğini ve hesaba çekileceğini bildiriyor.
Sevgili Peygamberimiz (sav) de: “Bir kimsenin diğer bir kimsenin haysiyetine yahut malına tecavüzden dolayı üzerinde bir hak bulunursa, altın ve gümüşün geçmediği hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde, yaptığı haksızlık ölçüsünde, iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir, İyiliği yoksa hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir“ buyurarak kul hakkının önemine işaret ediyor.
Peygamberimiz (s.a.v.) hayatının son günlerinde hastalığı esnasında mescitte minbere çıkarak “Ey insanlar! Belki yakında aranızdan ayrılacağım. Allah’ın huzuruna kul hakkı ile gitmekten daha ağır bir şey yoktur. Kimin bende bir alacağı varsa işte malım gelsin alsın. Kime yanlışlıkla veya kasten vurmuşsam işte sırtım gelsin vursun. Bu konuda asla çekinmeyin. Şunu bilin ki, içinizde bana en sevimli olan bende olan hakkını alan veya bana hakkını helal eden kişidir” buyurmuş ve arkadaşlarıyla helalleşmiştir. Bu davranışıyla da bizlere toplum huzurunda kul hakkından dolayı helalleşmenin gerektiğini göstermiştir.
Kul hakkı konusunda dikkatli olmamız gereken konulardan birisi de kamu hakkının korunmasıdır. Kamu hakkı kul hakkından çok daha kapsamlı ve çok daha ağır bir sorumluluktur. Çünkü kul hakkı ihlalinde bir veya birkaç kişiye karşı sorumlu iken kamu hakkında o toplumda yaşayan bütün insanlara karşı sorumluluk doğmaktadır.
Belki hakkını ihlal ettiğimiz şahsı bulup ondan helallik alma ihtimalimiz vardır. Ancak kamu hakkını ihlal ettiğimizde kimden nasıl helallik alacağız? Bu sebeple kamu hakkını gözetmemiz, bu konu da daha fazla titiz davranmamız gerekmektedir. Neticede kamu hakkını “tüyü bitmemiş yetimin hakkıdır” diye özetleyebiliriz.
Sonuçta iyi bir Müslüman olmak istiyorsak, bütün insanların hakkına saygı göstermeli, kimsenin hakkını yememeliyiz. Kimsenin malına, canına, namusuna ve yaşam hakkına el uzatmamalı, kimseye zulmetmemeliyiz. Haksızlığın ağır vebalini düşünerek, ahiretteki hesabın şiddetini ve zorluğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.
Peygamber Efendimiz Buyuruyor: “Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu, zarar görmediği kişidir.“
Kul Hakkı ihlal ediliyorsa: Müslüman bir ülkede( ülkemiz de) Kul hakları çiğneniyorsa, adam öldürülüyor, ırza geçiliyor, soygun, vurgun- talan yapılıyorsa, kadın hakları çiğneniyor ve kadına zulmediliyorsa Müslümanlığımızın yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Kul haklarının ihlal edildiği bir ülkede dürüstlükten, ahlaktan ve kardeşlikten söz edilemez!.. Unutmayınız ki hepimize görev ve sorumluluk düşüyor. Hak indinde hepimiz sorumluyuz.