Ayağa kalkar sarılırdı, kebap ısmarlayım derdi. Dostumun, kardeşimin Sibel’imin babasıydı.
Büyük oğlu Fahri abiyle işletirlerdi küçük dükkanını. Arada atışırlar ama çok severlerdi birbirlerini.
Ne o babasına dayanabilirdi, ne de babası ona. Komikti Çetin amca. Çok güldürürdü bizi.
Doğaldı, samimiydi, içtendi. Maddi manevi yanındayım derdi.
Dertleşir, sohbet ederdik. Yolculuklar yaptık, pikniklere gittik.
Neşe kaynağımızdı. Son geçirdiği kalp krizi korkutmuştu hepimizi.
Oda korkmuştu.
Sen lazımsın bize Çetin amca dediğimde Allah razı olsun derdi.
Evine gidince parçalanır kimseyi oturtmazdı, onu getirin bunu getirin diye.
Sende bırakıp gittin bizi aniden. İnanamadık, sarsıldık.
Tertemizdin, merhametliydin. Bankalar Caddesi sensiz kaldı. Bizi de sensiz bıraktın.
Telefonuma senden bayram mesajı gelmeyecek artık.
Yenice baharat arabasını görünce içinde sen olmayacaksın.
Dualarımın arasında Çetin amcanın ruhuna demeye alışamadım daha. Sen yanımızdasın. Hep biliyorum gözünün nuru.
Torunların, çocukların, bizler seni hiç unutmayacağız.
Kulağın duymayınca son zamanlarda gülerdik sen kızardın.
Gelsen yine güldürsen. Ben buradayım desen, hiç gitmesen otursan koltuğuna torunlarına takılsan.
Televizyonunu izlesen, sohbet etsek. Amcamı sorsan yine.
Ben anlatsam. Ah be Çetin amcam hiç aklıma gelmezdi böyle gidişin.
Mekanın cennet olsun.
Bizi dağsız bıraktılar, yarım bıraktılar. Dünya iyi insanların dünyası değil derler ya öyle mi gerçekten.
Hep göç mü eder iyi insanlar! Mutluluklarını tamamlayamadan mı giderler. Çocuklarının torunlarının mürüvvetini görmeden mi. O iyi insanlar beyaz atlarına binip gittiler. Hiç dönmezler mi. Geri gelmezler mi?