07.06.2021, 06:40

Ocak Hatıralarım (21)

OCAK HATIRALARIM (21) 

  

Önceki yazımızda Türk Ocakları Yozgat şubesi kuruluş çalışmalarından olmak üzer yetki belgesi alınması konusundan söz etmiştik. Bu gün ise Ocak için yaptığımız açılış programından söz edeceğiz: 

 

“”Ocak Açılış Programı 

Tarih: 3 Haziran 1989 

Konuşmacılar: Yozgat Valisi Sn. Süleyman Oğuz, Sn. Ali Haydar Diriöz, Sn. Prof. Dr. Meserret Diriöz, Sn. Prof. Orhan Arslan,  Sn. Fahri Taş ve Kenan Eroğlu 

Konu:  

Yer: Yozgat “Büyük Sinema” salonu 

Nihayet beklenen gün geldi. Uzun bir hazırlık dönemi geçirilerek yetki belgesi alınan ocağımız için bir açılış programını gerçekleştirdik. 

3 Haziran 1989 Tarihinde ilimiz Büyük Sinema salonunda görkemli bir açılış yapmış. Bu açılışa Yozgat Valisi Sn. Süleyman Oğuz, Sn. Yozgat Milletvekilleri, Sn. Ali Haydar Diriöz, Sn. Prof. Dr. Meserret Diriöz, Sn. Prof. Orhan Arslan,  Sn. Fahri Taş birer tebliğ sunmuşlar,  diğer konuşmacıların yanı sıra ben de bir konuşma hazırlamış ve “Geçiş Toplumu” konusunda bilgiler vermiş ve aşağıdaki konuşmayı yapmıştım. 

Programda sunduğum tebliğ özet olarak şöyleydi; 

 

“Geçiş Toplumu 

Saygıdeğer Misafirlerimiz… 

“Türk Ocağı’nın Yozgat’ımızda açılmasından dolayı duyduğum sonsuz sevinci ifade ediyor; Önümüzdeki günlerde Ocağın, tartışma, münazara ve mütalaa ortamı ile, Milli şuurun uyanması yolunda en önemli faktör olmasını dileyerek, sizlere “Geçiş Toplumu”ndan, “Bunalım Toplumu”ndan ve “Sosyal Değişmeden” söz etmek istiyorum. 

Yeryüzünde bulunan devletler içinde bulundukları duruma bir anda gelmediler. Eski çağlarda şüphesiz ki bütün toplumlar birer “Tarım Toplum”uydu. Ne kadar çok ekilip biçiliyor ve ufak tefek mal üretilebiliyor, hayvancılık yapılabiliyorsa o derece zengin ve müreffeh addediliyordu. 

Fakat makinenin icadı, bunun tezgâhlarda, fabrikalarda kullanılması, üretimin birden bire artması, o ülkede pek çok problemi de beraberinde getirmiştir. 

Artık, ülke ekonomisinin değiştiği, geliştiği, insanların dünya görüşlerinin daha çok etkilendiği, sosyal dilimler arasındaki büyüyen farkların istismara müsait olduğu bu devreye; “Geçiş devresi”, “Geçiş Toplumu” diyoruz. 

Toplum artık cemaat olmaktan çıkıp cemiyetleşmeye başlamış, cemiyetin problemleri de artmaya başlamıştır. Şehirlerde sermaye birikimi olmakta, biriken sermayeler yatırımlara dönüşmekte,  neticede zenginler ve zengin olma yolları doğmaktadır. 

Bu toplumlar, artık eski kanaatkâr hayatlarını devam ettiremediklerinden, gelişmiş ülkelerin göz kamaştırıcı refahını görüyor. Kendi toplumunun sefalet içindeki büyük çoğunluğunu, refah içinde yaşayan mutlu azınlıklarını görüyor. 

Bu insanlar, daha iyi, daha ucuz, daha bol gıda istiyorlar. Daha iyi giyim, daha iyi mesken talep ediyorlar. Yarınlarından emin olmak ve bunu sağlayacak tedbirler istiyorlar. 

Sosyal yönden ise; Kalabalık şehirlerde değerler çözülmeye başlamıştır. Eskinin Köyün-Kasabanın mütevekkil insanı şimdi, her şeyi isteyen bir tip olmuştur. O’nun var da, benim niye yok demektedir. Köyde, küçük şehirde olduğu gibi artık mahallede ileri gelenler yoktur. Ağa eşraf yoktur. Örgütler vardır.. 

 

Geleceğe güvensizlik, yarından emin olamama, büyük bir tehlike arz etmektedir. Yarın ne olacak endişesi huzursuz insanlar doğurmakta. Günübirlik yaşayan, günübirlik düşünen insanların sayısı artmaktadır. Çevredeki kalabalıklar, trafik, gürültü, arabaların eksoz kokusu arasında insan; Daha da yalnız kalmakta, Taş duvarlar arasında, asfalt yollar arasında kaybolup gitmektedir. Bazen bir tek ağaç, birkaç metrekare yeşilliğe hasret kalınmakta, tabiattan uzaklaşılmaktadır. 

İşte bu ortamda, istismarcı guruplar kitlenin kin ve nefretini siyasi aksiyona dökmekte, grevlerle, eylemlerle tahrik ederek, bunalan, arayan, daha mutlu ve müreffeh olmak isteyen insanlara çekici sloganlarla vaadlerde bulunuyor. Onların bu bunalımından yararlanıp, sokağa döküyor. Sosyal dilimler arasındaki adaletsizlikleri istismar ederek hedefine varmaya çalışıyor. 

Zaten sol; Dünyada en çok bu toplumlar üzerinde etkili oluyor. Bu toplumlar üzerinde azami tahribatı yapabiliyor. Huzursuz insanların durumlarından yararlanıyor. 

Geçiş toplumlarında, demokrasi ve müesseseleri olduğu halde, sosyal adalet gerçekleştirilemediği için, iktisadi demokrasi de yoktur. Herkes üretimden payını sosyal adalet ölçülerinde alamamaktadır. Demokratik müesseseler tam oturmamış olduğundan, müesseselerde ikili bir yapı vardır. En modern ünitelerle, en geri zirai aletleri yan yanadır. 

Bu tür geçiş ekonomilerinde dış ticaret daima açık vermektedir. Çünkü sanayileşmek için dışarıdan teknoloji ve makine alma mecburiyeti vardır. Ama bunları karşılayacak kadar ihracat imkânı yoktur. 

Milletimizin bütün meseleleri geçim kavgası seviyesine indirilmiştir. Müzakereler, tartışmalar bu seviyeyi aşamamıştır. Heyecan, ideal ve istikbal ufku hem de düşük seviyede iktisadi zenginlik ile sınırlandırılmıştır. Bu yüzden; Bunalımın sebeplerini, muhtemel neticelerini bilmeden ona çare aramaya kalkışmak, kendi hayal dünyamızda bir takım sun’i sebepler uydurmak ve onlarla oyalanmak sonucunu doğurur. Böylece bir neslin enerjisi israf olup gider. 

Bu geçiş döneminden en az zararla kurtulabilmek için neler yapmalıyız? 

. Yarınından ümitsizdir. Esasen Milliyetçiliğin asıl gayesi; Memlekette, millete dayanan bir rejim kurarak Türkiye’yi modern bir milli devlet haline getirmek değil midir? 

Milliyetçiler geleneklere saygılı olmakla, millete yakın olunacağı görüşünde yanıldıklarını görmelidirler. Geleneklere Saygılı olmak için mutlaka milliyetçi olmak gerekmez. 

Milliyetçiler millete ulaştıkları ve millete döndükleri zaman onda şu iki ana hususiyeti göreceklerdir. 

Birincisi: İslam Dini bizim milliyetçiliğimizin en mühim unsurudur.  Ve onun ihmal edilmesi için hiçbir ciddi sebep te mevcut değildir. 

Diğer husus: Bizi başka Müslüman cemiyetlerden ayıran gerçek hususiyetlerimiz vardır ki; Bunlar da bizim ayrı bir millet halinde teşekkül edişimizden, yani Türk olmamızdan ileri geliyor. O halde Türklük ve Müslümanlık birbirinden ayrı şeyler olarak düşünülemez. 

Fakat milliyetçi aydınların, kendi milletleriyle kaçınılmaz ihtilafa düştükleri şu noktayı göz ardı etmemeleri gerekmektedir. Onlar; milletle kendi aralarındaki farkın kendilerinin üstün milliyetçilik ve ilmi-teknik bilgi ile teçhizattanmış olmalarından ileri geldiğini düşünür. Hatta bütün farkın bundan ibaret bulunması gerektiğine de inanırlar. Fakat temel kültür değerleri dışında pek çok noktalarda ayrı bir hayat yaşamaktadırlar. Ve bu hayatı hiç yadırgamayacak kadar benimsemişlerdir. 

Yine milliyetçiler; Milli kültürü temsil ve müdafaa ettikleri yerli-milli bir takım çözümler getirdikleri için, millet ile çabucak kaynaşacaklarını, onlardan istedikleri siyasi-iktisadi desteği kolayca görebileceklerini düşünürler. Bu düşüncelerinde samimi ve heyecanlı oldukları için önemli bir noktayı çok defa gözden kaçırmaktadırlar. Milliyetçiler, şimdilik bir seçkin aydın gurup olarak henüz modernleşmemiş, problemlerle dolu bir cemiyet karşısında, bir bakıma modernizmi temsil etmektedirler. Şu halde kendilerini halka ne kadar yakın veya onunla aynı hissederlerse etsinler, halkın şimdilik yabancı olduğu bir değer sistemini ve hayat tarzını temsil ediyorlar. 

Milliyetçiler bu ve bunun gibi meseleleri bir an önce halledip 2000 yılının Türkiye’sini düşünmek mecburiyetindedirler. Türk milletinin bütün meseleleriyle uğraşacak ve onun bütününe hitap edecek bir şekilde hem yayılması, hem de kendini yenilemesi, muhteva itibariyle zenginleştirmesi gerekir. 

Milliyetçiliği, bütün teferruatı ile nizamlara bağlanmış yekpare bir sistem haline getirmek, onun temel prensiplerine aykırıdır. Milliyetçilik halka dayanan bir hareket olması gerektiği için, milli iradeye azami serbestlik tanımak, yani demokratik olman zorundadır. Fikir hürriyetine imkân vermeyen bir milliyetçilik düşünülemez. 

Milliyetçi görüşün nüanslarını temsil eden düşünce ve guruplar her zaman olacaktır. 

Değişen, gelişen dünyada bunalan, kimlik krizi yaşayan geçiş sancıları çeken toplumumuza yönelmek, ondaki kültür ve irfanı milli şuurla birleştirmek mecburiyetindeyiz. 

Aksi takdirde Avrupa Topluluğunun sayfiye şehirleri olmaya mahkûmuz. 

Hepinize saygılar sunuyorum.” 

 

Not: Konu devam edecek.

Yorumlar (0)
Namaz Vakti 16 Haziran 2021
İmsak 03:10
Güneş 05:05
Öğle 12:46
İkindi 16:44
Akşam 20:18
Yatsı 22:04
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30
Günün Karikatürü Tümü

Gelişmelerden Haberdar Olun

@