Ocak hatıralarım - 3

Abone Ol

Milletimizin bütün meseleleri geçim kavgası seviyesine indirilmiştir. Müzakereler, tartışmalar bu seviyeyi aşamamıştır. Heyecan, ideal ve istikbal ufku hem de düşük seviyede iktisadi zenginlik ile sınırlandırılmıştır. Bu anlayış milletimizin ruh potansiyelini söndürür ve manevi yapısını tahrip eder. İnsanlarımız hayat karşısında korkak, emniyetsiz, kendi geçimini temin seviyesinde bir maddecilik ve bencilliğe sürüklenmektedir. Bu karmaşık ortam içinde fert, yüksek değerlere bağlanmak için uygun bir psikolojik vasat bulamamakta. Kendi içine dönerek basitleşmekte ve ruh gücü itibariyle yüksek değerler yaratabilme kabiliyetini kaybetmektedir.
Bu yüzden; Bunalımın sebeplerini, muhtemel neticelerini bilmeden ona çare aramaya kalkışmak, kendi hayal dünyamızda bir takım sun’i sebepler uydurmak ve onlarla oyalanmak sonucunu doğurur. Böylece bir neslin enerjisi israf olup gider.
Bu geçiş döneminden en az zararla kurtulabilmek için neler yapmalıyız?
Bunu şöyle özetleyebiliriz:
Geçiş döneminin, sosyal değişmenin darboğazında, rahatsız olan, huzursuz olan ve bu huzursuzlukları körüklenen toplumumuza onların özlemlerini, problemlerini gerçekçi bir açıdan tahlil edip, değerlendirip, onlara ulaşırsak, solun ve Türkiye’nin güçlenmesini istemeyenlerin ümitleri boşa çıkacaktır.
Milletimiz teşkilatsızdır. Sosyal güvenlikten mahrumdur. Yarınından ümitsizdir. Esasen Milliyetçiliğin asıl gayesi; Memlekette, millete dayanan bir rejim kurarak Türkiye’yi modern bir milli devlet haline getirmek değil midir?
Milliyetçiler geleneklere saygılı olmakla, millete yakın olunacağı görüşünde yanıldıklarını görmelidirler. Geleneklere Saygılı olmak için mutlaka milliyetçi olmak gerekmez.
Milli kültürün ve milliyetçiliğin savunuculuğunu yapanlar, 2000’li yıllar Türkiye’si için Milliyetçi bir görüş bulmak zorundadırlar. Bu yolda atılacak ilk ve en büyük adım Türk Milletinin kültür kıymetlerini ortaya çıkartmak ve onlar etrafında bir milli birlik kurmaktır.
Milliyetçiler millete ulaştıkları ve millete döndükleri zaman onda şu iki ana hususiyeti göreceklerdir.
Birincisi: İslam Dini bizim milliyetçiliğimizin en mühim unsurudur. Ve onun ihmal edilmesi için hiçbir ciddi sebep te mevcut değildir.
Diğer husus: Bizi başka Müslüman cemiyetlerden ayıran gerçek hususiyetlerimiz vardır ki; Bunlar da bizim ayrı bir millet halinde teşekkül edişimizden, yani Türk olmamızdan ileri geliyor. O halde Türklük ve Müslümanlık birbirinden ayrı şeyler olarak düşünülemez.
Fakat milliyetçi aydınların, kendi milletleriyle kaçınılmaz ihtilafa düştükleri şu noktayı göz ardı etmemeleri gerekmektedir. Onlar; milletle kendi aralarındaki farkın kendilerinin üstün milliyetçilik ve ilmi-teknik bilgi ile teçhizattanmış olmalarından ileri geldiğini düşünür. Hatta bütün farkın bundan ibaret bulunması gerektiğine de inanırlar. Fakat temel kültür değerleri dışında pek çok noktalarda ayrı bir hayat yaşamaktadırlar. Ve bu hayatı hiç yadırgamayacak kadar benimsemişlerdir.
Yine milliyetçiler; Milli kültürü temsil ve müdafaa ettikleri yerli-milli bir takım çözümler getirdikleri için, millet ile çabucak kaynaşacaklarını, onlardan istedikleri siyasi-iktisadi desteği kolayca görebileceklerini düşünürler. Bu düşüncelerinde samimi ve heyecanlı oldukları için önemli bir noktayı çok defa gözden kaçırmaktadırlar. Milliyetçiler, şimdilik bir seçkin aydın gurup olarak henüz modernleşmemiş, problemlerle dolu bir cemiyet karşısında, bir bakıma modernizmi temsil etmektedirler. Şu halde kendilerini halka ne kadar yakın veya onunla aynı hissederlerse etsinler, halkın şimdilik yabancı olduğu bir değer sistemini ve hayat tarzını temsil ediyorlar.
Milliyetçiler bu ve bunun gibi meseleleri bir an önce halledip 2000 yılının Türkiye’sini düşünmek mecburiyetindedirler. Türk milletinin bütün meseleleriyle uğraşacak ve onun bütününe hitap edecek bir şekilde hem yayılması, hem de kendini yenilemesi, muhteva itibariyle zenginleştirmesi gerekir.
Milliyetçiliği, bütün teferruatı ile nizamlara bağlanmış yekpare bir sistem haline getirmek, onun temel prensiplerine aykırıdır. Milliyetçilik halka dayanan bir hareket olması gerektiği için, milli iradeye azami serbestlik tanımak, yani demokratik olman zorundadır. Fikir hürriyetine imkân vermeyen bir milliyetçilik düşünülemez.
Milliyetçi görüşün nüanslarını temsil eden düşünce ve guruplar her zaman olacaktır.
Değişen, gelişen dünyada bunalan, kimlik krizi yaşayan geçiş sancıları çeken toplumumuza yönelmek, ondaki kültür ve irfanı milli şuurla birleştirmek mecburiyetindeyiz.
Aksi takdirde Avrupa Topluluğunun sayfiye şehirleri olmaya mahkûmuz.
Hepinize saygılar sunuyorum.”